"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Kapıya Yakın Bir Gölgeli Ağaç

“Üniversiteler biraz da gelenekleriyle, ritüelleriyle vardır” diye başladı söze... Sahneden, hiç kimseyi, hiçbir repliği, hiçbir rengi, hiçbir dekoru, hiçbir rolü, hiçbir kostümü... Hiçbir ışığı ve hattâ hiçbir gölgeyi, “ıskalamayan” son bir sesleniş ile açtı; “yeni akademik ve sanatsal çalışmalar dönemi”ni...

O kadar ki, sanki kürsüden uzandı da, “hâtırayı, vefâyı, özlemi; tutkuyu, heyecanı ve hattâ sitemi bile”, özenle sarmalayan, hoyratlıktan uzak, “incelmiş, hak edilmiş, olgun ve bedeli ödenmiş bir gurur”la, tek tek sıktı elini salonda olan herkesin; hattâ olmayanların da...

Gördük ve imrendik ki, ömrünü “yazmaya ve konuşmaya adamış”, duayen bir hatibin bile, gizleme ucuzluğuna tenezzül etmeyince, “alnımdaki hattı yaşımın matemi sanma...” mısranın, “nihavend meşreb meyanı”nda titreyebiliyormuş sesi...

“Vaziyet ve manzara-i umûmiye şöyleydi” diye devam etti:

“...Eylül 1976 tarihinde Tiyatro Bölümümüzün demirbaş durumu şuydu: Henüz ataması tamamlanmamış Prof. Dr. Özdemir Nutku için alt koridorda 1 büyük çelik masa. 2 misafir koltuğu, 1 çelik etajer dolap, 1 sandalye ve 1 konsol piyanosu... (Sonradan bir piyanomuz daha oldu ve böcekler yedi...) / ...Ben üst katta Prof. Âlim Şerif Onaran Hoca’nın odasına bitişik, orta boy bir odayı, Sinema Asistanı Bilgin Adalı ile paylaşıyorum... Bütün varlığım, 1 küçük çelik, üstü formika asistan masası, 1 sandalye, 1 portatif daktilo, 1 top teksir, 1 top beyaz yazı, 1 kutu karbon kopya kağıdı... Devlet Malzeme Ofisi’nden 2 kurşun, 2 kırmızı, 2 de mavi tükenmez kalem.../ ...Tiyatro Salonuna dönüştürülmesi düşünülen, içi rutubet ve pis kokulu, ısıtılamayan, havalandırılamayan, altı tümüyle lağım suyu dolu... İçinde farelerin cirit attığı, derinliği beş adımda biten sahnesi olan bir salon. İşte 39 yıl önce Prof. Dr. Özdemir Nutku ile birlikte teslim aldığımız Tiyatro Bölümü budur...” Lâfın gelişinden, aslında cümlenin sonunu, “ilâveten ve sadece 1 adet Özdemir Nutku, 1 adet Murat Tuncay...” diye bağlamak istediğini anlamıştık ama kimse üstelemedi arkasını...

Ardından, daha gür çıktı sesi: “...39 yıl önce, kayıtlarıma göre 27 Eylül Pazartesi günü, saat 10.30’da, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Alsancak’taki binasının üst koridorunda, 119 numaralı sınıfın kapısını açtım.../ ...Eğitime başladığımız ilk gün 1976 - 1977 ders yılının ilk dersi olarak, ‘Dünya Tiyatro Tarihi’ni verdim. Her ne kadar bir hafta sonra İzmir’e gelen Özdemir Hoca bana: ‘Ben verecektim niye sen verdin?’ biçiminde bir fırça geçtiyse de Dekanlık ve Bölüm Başkanlığı’nın isteği ile yaptığım bu girişimden her zaman onur duydum. Bugün de, ‘İyi ki yapmışım, iyi ki bugün övünebildiğim şeyler için direnmişim’ diyorum...”

“39 yıl önceki birinci sınıf”ın yoklamasını aldı sonra... Öyle usûlen filân değil! Nitekim, hatırı sayılır “burada...” sesi yükseldi koltuklardan. Nihayet, 39 yıl önceki ilk dersin, ilk beş dakikasını, o günün notlarına bakarak tekrarladı... Bilenler bilir, “Ortayaş Mızırtıları” kitabında, “Soru İşaretine Güzelleme”den “Yaramaz Virgül”e, “Hey Gidinin Noktası”ndan “Parantez”e, “Üç Nokta”ya kadar her şey vardır da noktalamaya dair, bir tek “noktalı virgül”e smokin giydirmiştir Hoca... “Ne noktanın, ne virgülün baş edemediği yerde / Smokinli diplomatlar gibi süzülür...” diye arka çıkar kahramanına. Bu betimlemenin asla tesadüf olmadığına inanmışımdır hep. Çünkü bazı insanlar için, bir sayfa çevrilirken, ne virgül ne de nokta, tek başına cuk oturur cümlenin sonuna. Demem o ki, kendisine, “her gün bir başka güzel olmayı başaran, emeğin adı Belgin” dediği eşi hanımefendiyle, “noktalı virgül” tadında, “ihtiyârı hep tazelenerek elde tuttuğu” yeni bir perde diliyoruz. Bir de “Emeklilik Düşü” olduğunu öğrendik Usta’nın; dizeleriyle resimlediği. Şiirle vedâlaştık; şimdilik...

“Fakültenin bahçesinde / Bir gölgeli Ağaç olup kalsam... / Altımda oturanlara / Eski Tiyatrolardan anlatsam... / Sahne çalışanları, rol ezberlese altımda... / Mezun olup cüppe giyenler / Ağzı kulaklarında fotoğraf çektirseler... / Önümden gelip geçen çok olsa / Bir ıslık da ben çalsam / Güzel havalarda, güzelliğine özenenlere... / Bir de kapıya yakın olsa yerim / Daha ne isterim?”

Özetle, “haddini bilmezlerin ülkesi”nde, Prof. Dr. Murat Tuncay, “yaş haddi”nden emekli oldu Efendim!

X