"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

İzmir’i (torunlarımız için) yeniden yaratmak !

Sosyal medya’da dolaşan bir belgesel’de şunlar anlatılıyor:

 

“…1995’te,on dört kurt Yellowstone Millî Park’ına salındı.

Kurtların neden olacağı değişimden herkes habersizdi.

Kurtların varlığı, geyiklerin kolay lokma olabilecekleri bölgelerde dolaşmamalarını sağladı.

Geyiklerin bu bölgelerde olmaması, daha fazla bitkinin yetişmesi anlamına geliyordu.

Toz ve söğüt ağaçları, hızla büyümeye başladı.

İşte o zaman mucizelerin arkası kesilmedi.

Ağaçlar meyve vermeye ve bölgede arılar dolaşmaya başladı.

Artan bitki popülasyonu, buraya diğer canlıları da çekti.

Daha önce bölgede nesli tükenen kunduzlar, yine gelmeye başladılar.

Kunduz yuvaları da misk fareleri ve çeşitli kertenkeleleri bölgeye çekti.

Kurtlar, çakalları öldürdüler ve böylelikle fare ve tavşan popülasyonu arttı.

Yine bu sayede bölgeye, kızıl tilkiler, sansarlar, porsuklar ve şahinler de geldiler.

Hattâ, kel kartalların popülasyonu bile arttı.

Bir noktadan sonra, işler daha da ilginç bir hâl almaya başladı.

Kurtlar, nehirleri bile değiştirdiler.

(Doğal) Avcılar ve avlar dengelendi.

Ve böylelikle, diğer canlıların yaşamları kolaylaştı.

Artan ağaçlar sayesinde erozyon önlendi… Nehir setleri sağlamlaştı.

Kanallar daraldı; göletler oluştu. Nehirlerin kuruması önlendi.

Kurtlar, sadece Yellowstone’un ekosistemini değiştirmediler.

Aynı zamanda parkın fizikî coğrafyasını da değiştirdiler.

Doğanın mucizelerine inanıyorsanız, paylaşın…” (Newsner Türk)

 

Paylaşacağım tabii… Her ne kadar öykünün, insanların kurtları öldürmesiyle başladığı ıskalanmışsa bile olsa, paylaşacağım. Bakmayın,  “altyazı ile verilen çeviride; “…Kurtların neden olacağı değişimden herkes habersizdi” denilmesine. Bu, “bütün yaşananlar tesadüfen gerçekleşti…” demek değil çünkü. “Gözlem, bilimsel düşünce, çevre dostu bakış açısı ve doğa’nın gücüne duyulan inanç ve güven” sayesinde başlatılıyor bu döngü…

 

Belgesel’i izleyince; geçen ay, Adnan Menderes Havalimanı’nda çektiğim bir fotoğraf geldi aklıma. “…Önüm arkam, sağım solum, içim dışım inşaat” diyerek hızla uzaklaşmıştım oradan. “En İyi İzmir Projeleri” diye bir stand karşılıyor uçaktan inenleri. İsmi lâzım değil, 32 firmanın adını okudum; bu “hoşgelişler ola…” panosunda. “Bu alanı kullanarak, yılda 12 milyon kişiye ulaşmak ister misiniz ?” diye soruluyor ayrıca. İyi akıl ! Ticaret ticarettir; kim ne diyebilir ? Düşünenleri kutluyorum. Aynı mekânda, bir de “En İyi İzmir Markaları” standı var; al birini vur ötekine… Az ileride, UNESCO Dünya Mirası’na ait başka bir görsel de olmasa, (kendi ifadeleriyle) “havalimanı zorunlu çıkış kapıları”na barikat gibi kurulmuş ve “imaj püsküren bu çarkıfelekler”, “Kent kimliğimi kaybettim; hükümsüzdür !” yollu bir mahallî gazete ilânına dönüşüverecek neredeyse…

 

Eloğlu, dağın başındaki millî parkı’nın ekosistemini onarmak için proje geliştirirken,

bizim İzmir adına, misafirlerimizi karşılamak için,

“proje olarak”, gururla sunabildiğimizin bun(lar)dan ibaret olmasına üzülüyorum.

İzmir’in “çağrışımlar hiyerarşisi”nde,

(…yolcular yerel yatırımlara yönlendirilmeye çalışılmaktadır)

cümlesiyle ifadesini bulan “inşaat vurgusu”nun,

bu kadar egemen olmasına hayıflanıyorum.

 

“Herkes kendi torununa hesap verecek” söyleminin,

“İzmir’i yeniden yaratanlar” (ya da yaratamayanlar) için,

kaçınılmaz bir son olmasını diliyorum…

X