"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

İpek Yolu ve Yo-Yo Ma

“Festival Özel Konseri” adı, ancak bu kadar “cuk” oturabilir… Dahası, bir topluluğun (daha doğrusu projenin) adı da ancak bu kadar isabetli seçilmiş olabilir. Yoksa tersi mi ? “Seçilmiş olan, aslında isim değil de o ismi giyinen sanatçılar mı ?” Bir başka deyişle, isim zaten vardı da, bugüne kadar bellediğimiz “İpek Yolu” fikrinin asıl tanımı, şimdi mi yapılıyor ? Sanki bu sonuncusu daha doğru gibi geldi bana…

Sıradan bir arama motoruna, “İpek Yolu” yazdığınızda, okul kitaplarının eskimiş ve kurumuş resmi çıkıyor karşınıza; “Çin'den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa'ya kadar uzanan, dünyaca ünlü ticaret yolu…” En kabadayısı, “…sadece tüccarların değil, aynı zamanda doğudan batıya ve batıdan doğuya akan fikirlerin, bilgelerin, orduların, dinlerin ve kültürlerin de yolu olmuştur” cevabını bulabiliyorsunuz. AASSM’de, bu yaşıma kadar, “İpek Yolu” denince aklıma düşen, düşürülen en koyu gölgelerden biriyle tanıştım Çarşamba akşamı… Program kitapçığında, kendi cümleleriyle şöyle diyordu. “Silkroad kâşiferin, bağımsız kişilerin, öyküleyici müzisyenlerin, tutku dolu acemilerin, ilgi duyan göçebelerin ve kültürel müteşebbislerin yer aldığı bir topluluktur. Farklılıklarımızı keşfetmenin, insanlığımızı zenginleştirdiğine inanan Silkroad, dünyamızı yeni şekillerde görmek için eğitimin, işin ve sanatların bir araya geldiği bir dönüm noktası aramaktadır…” Salondakiler, satır aralarında ve sahnedeki –duvarları olmayan- ustalık dolu işbirliğinin renk ve tınısında, “küreselleşmeye karşı bireysel özgürlükler ve varoluşun başkaldırısı”nı da” okudular elbette. “Değişimin, yeni dizilerine şekil veren –aşılmış- uç noktaları”na da tanık oldular. Özetle izleyemeyenler, çok şey kaçırdı. Çünkü, sadece müzik yoktu sahnede…

“Ibn Arabi Postlude” isimli eserin, dünya prömiyeriyle açıldı sayfa… Eser, “aşkı ve özgür düşünceyi, dinî inançlar kadar kutsal sayan felsefe”nin, tek bir “klarinet”in buğusundan yola çıkıp, menzilde bütün enstrümanları sarmalayan zikriydi adetâ. Ardından, “pipa”nın pek bilinmedik davetini aldık; -açıkca- bir meydan okuma tadındaydı… Sonra, “tabla” üstadının başlattığı, perküsyon ailesinin dört kişilik münakaşası başladı; yer yer neşeli, yer yer kızgın bir “karabatak söyleşi…” İlk bölüm biterken, “kemança” ile rast’ın tütsülediği bir seyahate çıktık ve uçan halıdan, “gayda”nın yürek yakan çığlığı indirdi bizleri yere…

Çok şey söylemek ve yazmak mümkün ! Hangi birini sığdırayım buraya ? Kaygısız, gösterişsiz, “kendi istedikleri ve keyif aldıkları müziği yapmak”tan başka iddiaları olmayan “yolcu”ların eline, topluluğun ruhun tanıyan özgün besteleri vermişler; sonuç, doğaçlamanın doruğunda (ışık doğudan yükselir dese de) “dünya güzeli bir melez...” Bunların içinde, “Atashgah” (Âteşgâh-şömine) ve “Turceasca” (Turkuaz), ikinci bölümün “meclis efrûz” (ortamı tutuşturan, yakan…) notalarıydı bana göre…

Kulisten salona yansıyan notlar ise, “Silk Road”un önüne, (ısrarla ve özenle) hiç çıkmayan bir Yo-Yo Ma portresini işaret ediyor. Kendiyle barışık-belki aşkın, sıradan, sıcak, ve samimi duruşuyla büyüyen bir sanat insanı. İçtenliği, gençlerle şakalaşacak, “Stradivarius”unu, provada, (bu anıyı bir haiku’da yaşatmasını düşlediğimiz) İzmirli meslektaşına ödünç verecek kadar gölgesiz... Salona girerken, Saygun’un heykeline selam duracak, “biz varsak ve bugün buradaysak, O’nun Hindemith ve Bartok’la olan dostluğu sayesindedir” diyecek kadar engin gönüllü.

Özetle, tekrar ve tekrar teşekkürler İKSEV… Bu yıl İzmirli sanatseverlere yine unutulmaz bir Festival kuşağı yaşattınız; darısı gelecek yıllara. Bir özür, bir sitem ve bir “buruk özlem”le bitirelim. Konser öncesindeki açıklamalı basın sohbetine katılamadım; dünya telâşı… Keşke dostlarıma destek olabilseydim. Benim eksikliğimi kimse hissetmez de, duydum ki, izmir basını da yeterince kalabalık değilmiş orada. Tahminim, yine Fuar’ın yoğunluğunu bahane edecekler. Doğru ya “Yo-Yo Ma ve Silk Road Ensemble”, hafta sekiz gün dokuz şehrimize geliyorlar zaten. “Panayır”ın magazininden daha mı önemli ? Ben olabilseydim toplantıda, (zihnimde, konserden sonra iyice şekilli hale gelen) şu soruyu sormak isterdim; kısmet değilmiş. “-İpek Yolu- deyince, Toplulukta bir türk sanatçının tavrını da arıyor insan. –Belki bir gün- mü ? Bir de, Santur, Kanun ya da Ney sesi, derûnundaki panzehirle yakışmaz mıydı, -yol’un ortası-na ?”

X