"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Gün(aydınımsı)lar hakkında

CUMA yazısı şu cümleyle bitiyordu: “Tecrübeyle sabittir ki, bütün ülkeler cahillerinden çok çekmiştir. Lâkin, Türkiye kadar ‘aydınlarından çeken başka bir ülke’ yoktur!”
Aldığım tepkiler hayli sevindiriciydi. Ama (genellikle) değerli okuyucu dostlarım, cümlenin kaleme alınış şeklini biraz değiştirirsem “daha mutlu olacakları”nı söylüyorlardı; onları kırmayacağım. Eleştirinin “odaklandığı yer”i makyajlayıp, anlamın çok da değişmediğini, (aslında kavramı değiştirmek zorunda olduğumuzu) görmek / göstermek de benim keyfim olsun. Haydi başlayalım...
“Tecrübeyle sabittir ki...” bölümüne pek itiraz gelmemiş. “Bütün ülkeler cahillerinden çok çekmiştir” kısmında ise görüş birliği mevcut. “Lâkin” ifadesinin “yanık ve iç geçiren” katkısına da pek kimsenin bir şey dediği yok. Hattâ, “Türkiye kadar” genellemesinin göreli cüretine bile genelde herkes katılmış. “Aydınlarından çeken başka bir ülke yoktur!” söylemine geldiğimizde başlıyor memnuniyetsizlikler. Cümleyi, dostların önerdiği kalıplarla yeniden yazıyorum. Lütfen, noktalı brakılan boşluğu, beğendiğiniz (yeni) kalıpla doldurunuz. “Tecrübeyle sabittir ki, bütün ülkeler cahillerinden çok çekmiştir. Lâkin, Türkiye kadar “..... çeken başka bir ülke” yoktur!” “Aydın olduğu sanılanlardan..... / Aydın olduğunu sananlardan..... / Aydın geçinenlerden..... / Aydın geçinen cahillerden..... / Kendini aydın diye pazarlayanlardan..... / Aydın diye pazarladıklarımızdan..... / Aydın yerine koyduklarımızdan..... / Aydın diye adam yerine koyduklarımızdan..... / Aydın diye aramızda dolaşanlardan..... / Aydın diye aramızda dolaşmasına müsaade ettiklerimizden.....” (E hepsi aynı kapıya çıkıyor / mu dediniz? Tam duyamadım...)
Anlaşılan bu terazi bozuk. Böyle söyleyince, “aydınlığa halel gelmediği”ni düşünüyor ve kendimizi daha huzurlu hissediyoruz galiba. Aslında bizim tarttığımız, aydınlar değil de “Aydınımsı”lar çünkü... Emin Nadir, “Aydınımsı” şiirinde, “... Balıkçıların ellerindeki / Ağızdan ağıza dolaşan şarap şisesi / Daha paylaşımcı, Daha aydınlık sizden / Çıkın artık şu / Billur kadehlerinizden...” der. Sözlük tanımında, “Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel...” karşılıkları bulunan “aydın”, zaten kendini, çoktan “entel-dantel gülmecesi”ne malzeme yapıp tüketmiş durumda. Bununla beraber, “birleşik sözler”de ise “Günaydın”, -elde var bir- gibi ümit vermeye devam ediyor; bari onun başına bir şey gelmesin... Bu parlak, lekesiz sözcüğü de “Günaydınımsı”ya çevirmeyelim.
Yani demem odur ki, cümle dönüp dolaşıp, (bu sabahtan itibaren...) Türkiye kadar “-Günaydın’ından- (güne başladığından başlayacağından) çeken (pişman) başka bir ülke yoktur”a evrilmesin...
Geçen yazıyı tersyüz edelim...
Cuma yazısının “son cümlesi”ni başa alarak başlamıştık, “ilk cümlesi”ni sona alarak bitirelim:
“Her tercih bir vazgeçiştir” söyleminin gölgesinde, yine “seçmek değil de seçmemek tercihine mahkûm edilmiş” İzmirli seçmenlerle, bir dertleşme (daha) sayın bugün yazdıklarımı...

X