"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Gün batarken, “medya otur, -sıfır-” (yine)

BİR usta, sosyal medyada, bilerek, duyarak, hissederek anmış, Münir Özkul’u:


“-Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarsak varızdır. Yok olunca da sesimiz şu kubbede hoş bir seda olarak kalır. Sonra o da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız- sözlerini, Thomas Fasülyeciyan’ın ağzından ölümsüzleştiren Münir Özkul da perdesini kapattı. Çınarların gün batımı sürüyor. Türk tiyatrosu başın sağolsun” diyerek.
Ustanın öğrencisi de ulusal medyanın ayıbını yakalamış: “Münir Özkul’un seslendirdiği ölümsüz tirad, (Zaten aktör dediğin nedir ki?) Ne zamandan beri Haldun Dormen’in oldu? Haldun Taner adını bilmeyen adam nasıl yayıncı olur? Yazıklar olsun.”

 
Hoyratlık ve Zevksizlik

SORUMSUZLUK diz boyu olduğu için sosyal olsun olmasın medya yıllardır aklına geldikçe öldürürdü zaten Münir Özkul’u.
Ardından, gönüllere ferahlık serpen bir yalanlama gelirdi.
Bu kez yukarıdaki tabirle ‘perdesini kapattığı’ haberi düştüğü yerde kaldı.
Belki de Derviş Yunus bu özensizliği yüzyıllar öncesinden sezdiği için, “Ten fânîdür cân ölmez çün gitdi girü gelmez / Ölür ise ten ölür cânlar ölesi degül” deyişini perdenin önüne bırakmıştı.
Tesadüfe bakınız ki, medyanın adını bile bilmediği Haldun Taner, bu deyişi perdenin önünden alıp, portre edebiyatımızda bir doruk olan “Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil” kitabına kültürümüzün unutulmaz kişileri üstüne yazdığı unutulmaz yazılarıyla can vermişti.
Abdülhak Şinasi Hisar’dan Cemal Sahir’e, İsmail Dümbüllü’den Sabri Esat Siyavuşgil’e, Muhsin Ertuğrul’dan Azra Erhat’a (ve burada hepsinin adını sayamadığım dev isimlere) uzanan bu kitap için Doğan Hızlan ise, “Bu portreler yalnız ölen kişileri yeniden hatırlatmakla kalmıyor, onlarla birlikte çöken incelikler toplumunun ve uygarlığın çatırdadığını duyuruyor: ‘Hoyratlığı ve zevksizliği şiar edinen sözüm ona halkçılık’ın sürüklediği kültür yozlaşmalarının tehlikesini de söylüyor” notunu düşmüştü.
Üzüldüğümüz, yukarıdaki öngörülerin yaşadığımız her günle birlikte doğrulanmasıdır.
Daha da acı olanı, kültür insanları birer birer eksildikçe, incelikler toplumunun çöküşünü, hoyratlığın ve zevksizliğin yükselişini bu üçüncü sınıf medyanın tellâllığı ile işitiyor olmamızdır.

 
Sözlüklerde “Münir ve Aydın”

BAZI isimleri medya haftada iki kere öldürür ama bazı isimler inadına öldüğünde bile iki kere ölmez.
Neden mi? Hiç yorum eklemeden, son kaybettiğimiz iki efsanenin sözlük anlamlarına bakmanız yeter:
“Münir” (Özkul) için, “nurlandıran, parlak, ışık veren...”
“Aydın” (Boysan) için, “Işık alan, ışıklı, aydınlık, kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver...” karşılıklarının kulağımıza fısıldadığı ironik müjde şudur aslında:
“Ölen filân yok! Haldun Taner’in kitabına İki kişi daha eklendi. Hepsi o kadar!”

X