"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Cız bız şiirler...

2010’da, ilk şiiri kitabı “Orta Yaş Mızırtıları”nda, “…Her gün Bir başka güzel olmayı başaran Emeğin adı Belgin’e” yazıyordu.

“Hınzır Kaygılar” ile 2013’te buluştuk; aynı yerde, “…Bana laik ve uygar bir insan olabilmenin kapılarını açan: Sanat adına borçlu olduğum her şeyin kaynağı olan iki insana: Annem’e ve Babam’a” cümlesine yer verilmişti. “İşte Böyle Hanım Kızım”a düşülmüş benzer not ise, “…Ailemizin en küçük hanım kızı Torunum Lila Nova Tuncay’a Bu dizelerin tadını çıkaracağı yaşları birlikte paylaşmak rüyasıyla…” diye kaleme alınmış. Adresler gayet açık, tanımlı, hoş, kırılgan, “burun direği sızlatan” cinsten.

 

İşte bu cümlelerden farklı olarak; raflara bu yılın Ocak ayında çıkan son kitabın iç kapağındaki, (fazladan yazılmış) “genel ithâfı” görünce, kaç yaşında olursa olsun, insanın hemen üstüne alınası geliyor. Çünkü, “…Ununu Eleyip Eleğini Asmayanlara” demiş Murat Hocamız; başka bir sayfada, göstere göstere… Böyle şeyleri, durup dururken, lâf olsun diye yapmayacağını bildiğimiz için, yeni şiirleri bir başka gözle okuyacağız.

 

Geçtiğimiz Perşembe akşamı, MÜZİKSEV’in butik salonunda, son kitabının imza saatinin ardından, “Hınzır Kaygılar” ve “İşte Böyle Hanım Kızım”dan alınmış şiirlerden ve bestelenen “Lied”lerden oluşan bir “İkisi Bir Arada” programı vardı. Bir “Ustalar buluşması” gibiydi ışıkların altı. Altuğ Dilmaç, Alparslan Mater, Hülya Savaş, Gürol Tonbul, İbrahim Raci Öksüz ve Şairin kendisi, şiirleri okudular. Piyanoya Ahmet Kâhyaoğlu geçmişti, Sibel Efendiev Viyolonsel’deydi… Bu buluşmanın, (elinin değdiği belli olacak kadar farklı bir kıpırtıyla) “sahneye koyma” işini Gürol Tonbul üstlenmişti. Lied’leri de, Altuğ Dilmaç seslendirdi.  Akşamın ruhunu burada târif ve şiirlerini “köşe”ye sığdırmak mümkün değil elbette. Sayfaları çevirirken, “tadımlık” neler yapabileceğimize bir bakalım.“…Ne güzel gülüyorsunuz… / Yüzünüzde fındık gülleri açıyor gülerken, Pembeli beyazlı, biliyor musunuz ?” dizeleriyle başlayan bir akşamın, hepsi, yeri ve zamanı gelince ateşlenen, “hüzün, ironi ve hiciv”den müteşekkil“sansürsüz lezzet katsayısı”nı varın siz hesap edin… 

 

Prof. Dr. Murat Tuncay’ın şiirlerine şiir demek haksızlık olur...  Çünkü Hocamızın “Dramaturg” yönünü de anlatır dizeleri. “Ozan” muzipliğindeki buluşlarını yedeğine alır, üstüne “meddah” geleneğini de yelpazeler.           “…Orta malı da olmadım / Ortada da kalmadım hiç” deyişi bundandır; “…Kahkahalar gibi uçucudur / Çabuk unutulur sahneye çıkamayan oyuncular” serzenişi bundan. Yeri geldiğinde, “…Yanlış, neden bu kadar güçlü / Karanlık neden bu kadar koyu, bu kadar çok / Güneşin bile sönecek günü var da; Karanlığın ömrü neden yok?” kadar isyankâr, “…Devlet itibarı tepeden iner Kibardır, lâciverttir… /…’Allah İtibardan etmesin’ duası zaten, Karpuzların içi geçmeden, Eşekten düşmemesi içindir…” diyecek kadar ağzını korkak alıştırmayan…  Murat Hocamız, “…İşte böyle hanım kızım; İhtiyarlık karlı kış / Buzlu bir yokuştan iner gibi temkinli; Her adımda biraz daha unutarak her şeyi; Gidiyoruz uyanmasız bir uykuyu uyumaya…”  diyerek üşütür, “…Gelir yerleşir prensiplere /Bol piyazlı tövbeler..”  İle sorgulatır.“…Eski şarkılar, yılkı atları gibi, / Görmüş geçirmiş bakıyor... / Bir şeyler buruluyor içimde, dinlediğimde / Güfte, yıkık caminin duvarı gibi perişân / Nağme, mihrap gibi duruyor, yerli yerinde...” diyerek dokundurur. Gecenin sonunu, “noktalı virgül” ile şöyle bağladı: “…Benim şiirler okul kitaplarına girmez. / Ne milli, ne dini, ne ahlâki… / Toplattırılmadığına göre / Ne siyasi, ne devrimci / Ne bir yerlerinden sakıncalı /…Ne bir besteye güfte olur bunlardan / Ne sevgiliye nâme… / Ama var ki içlerinde / İçimizi cızlatan bir şeyler / Sevdiriyor kendini bu cızbız şiirler / …Alınmasalar da okul kitaplarına / Başlarını sokacak kitap ta bulamasalar / Kimi sokakta, kimi evde kalsa / Kimi yapışsa bir derginin sayfasına; / Orada unutulsa / Bakarlar başlarının çaresine / Ben işte, sokak kedisi gibi, Doğurup duruyorum habire…”  Biz asıl cümlenin, “Orta yaş mızırtılarımız dinmeyecek elbette… Hınzır kaygılar dipte derinde... ‘İşte böyle hanım kızım’ dediğimde, ‘benden bu kadar. Gerisi sizin bileceğiniz iş’ anlamını çıkartmayın sakın ! ‘Muzır Neşriyat’ devam edecek…” demek olduğunu anladık.

X