"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Bir Belediye Başkanı”nın Anatomisi

Mevcut bir başkandan söz etmiyorum… Dilek ve temenni kabul edin.Ama yazacaklarım, bir mukayese yapmanıza da engel değil elbette.

Toz duman biraz duruldu galiba… “Heyecan içinde” söylenenlerin hemen hepsini, “yel” aldı arşivlere götürdü. (İzmir koşullarında, sel almazsa eğer…) Geriye, hemen hepsi, kürsüdekileri, “aklıselim”e (akl-ı selîm) dâvet niteliğinde kaleme alınmış, “kâh köşeli, kâh yuvarlak” makaleler kalacak.
TDK, karşılığını “sağduyu” diye veriyor. “Sağduyu” maddesinde ise, “doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, aklıselim, hissiselim…” açıklamasına ulaşıyorsunuz.
Sözlükte (sol açık, solak, sol anahtarı, sol bek, solcu, solda sıfır vd. olduğu halde…), “solduyu” bulunmadığına…
Ve Hayyam’ın “bir konuşmam oldu dün gece …” dediği “akıl” ise, münasebetli-münasebetsiz onlarca sözcük ve kavramla (…akla ziyan, aklıevvel, aklı sıra vb.) yan yana kullanılageldiğine göre; asıl üzerinde yoğunlaşılması gereken yetkinliğin, sanki, (selâmet’ten gelen ve doğru, dürüst, kusursuz, -sonu kolay ve iyi- anlamındaki) “selîm” olma halini işaret ettiği anlaşılıyor.
Bu “selîm”, “şehzâdelerden biri değil elbette ! Kars’ın ilçesi olan “Selim” de değil. Nâzım’ın şiirinde; “…yirmi beş kuruşa on dört saat dayanamadı / …düşünmemişti komünizmin ne olduğunu bile /…yakın bir yerde yatsı ezanı okunuyordu / çözdüler selim’i çividen / yatırdılar selim’i yere / ve selim kalktığı zaman / bir pencere gördü uzaktan / çok uzaktan ama / perdesiz karanlık bir pencere… “ derken bahsettiği “Selim”, hiç değil…
Ama şeytan dürtüyor işte…
“Hiç…” diyor, iç sesim; “hiç, aklıselim tek başına yetmiş olsaydı, “kalb-i selîm ve zevk-i selîm…” telâffuz edilir miydi ?
Başlıyorum, fikretmeye…
(Başkan’ın Anatomisi, işte tam burada devreye giriyor).
Biliyoruz ki, “kalb-i selîm” sırça saraydır.
Ağyar ile hemhâl olmaz; olursa kirlenir zira. (yaz bir kenara…)
“Keşif” ve “terbiye” önceliklidir. Evvelâ, “mânâ” aranır.
“Zevk-i selîm”, kalb-i selîm ile keşfedilen manânın, sanatkârane uygulaması ve yorumudur ki, e herkesin harcı değil. (koy kenara, dursun…)
Çünkü, “güzel”e yönelişin, “özgünlük ve biriciklik” kazanmasıdır, sessizce tavsiye edilen.
“Aklıselim” ise, zevk-i selîm’in hayat ile irtibatını kurduğu için kıymetlidir ve dile düşmüştür. Çünkü, yolun en başında, kalb-i selîm’in keşfettiği mânânın, “gönül mâbedi”ni inşaa eder.
Bu “üç”lemenin önünü kapatan “perde”, gün gelir, bir kentin de önünü de kapatır. Üzülürsünüz…
Çok kurcaladılar bir haftadır, “aklıselim, aklıselim…” diye; duramadım!
Ben de, “bir başkandan neler beklediğimi yazıvereyim bari” dedim.
Şimdi aşağıdaki linki “tık”layın lütfen.
Sadrettin Özçimi’nin nefesinden, “bir -perde kaldırma- dinleyin” derim; gözlerinizi açmadan…
https://www.youtube.com/watch?v=9CvRDDJxahY&list=RD9CvRDDJxahY&t=1

X