"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Bayramda zarafetin mahûr halleri

BEN kısa pantolonluyken, “Bugün bayram, erken kalkın çocuklar” değildi bayram sabahları; Barış Manço bu şarkıyı henüz bestelememişti.
İbo’nun, “Benim balonlarım vardı / Onları kimler aldı? / Mutlu bayramlar vardı” yollu iç geçirmeleri de çocukluğuma denk gelmedi benim.
Şenay, (Kolegjero’nun bestesine söz yazıp) “Hayat Bayram Olsa”yı 45’lik plâğa okuduğunda yıl 1972’ydi, ben de pek küçük sayılmazdım artık.
“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü” bu kadar ayağa düşmemişti ve biz de “bütün dünya buna inanacak” diye saf saf inanırdık söylenenlere:
“Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en bilge kişi kendini bilendir
Şu dünyadaki en olgun kişi acıya gülendir
Şu dünyadaki en soylu kişi insafa gelendir
Şu dünyadaki en zengin kişi gönül fethedendir
Şu dünyadaki en üstün kişi insanı sevendir
Şu dünyadaki sevilen kişi sevmeyi bilendir” diye bağrışırdık.
Ya da “şu” yoktu, “bu” yoktu dediklerimin bir kısmı elbet vardı da ben fark etmemiştim veya bende başka şeyler iz bırakmıştı...
Meselâ, bayram sabahları radyoda çalan “klâsik sazlardan oyun havaları” ile uyanırdık.
Yüzümüzü Kemanî Sebuh yahut Santurî Edhem Efendi ile beraber yıkardık sanki.
O sabahların bir de gecesi olurdu tabii!
Güftesi Vecdi Bingöl’e ait bir mahûr şarkı var ki, hâlâ her dinlediğimde kendimi evimize özel bir misafir gelmiş gibi hisseder ve “Hoş geldin evimize” diye ayaklanırım.
Bu neş’e, bu lâtif karşılama, Sadettin Kaynak’ın “edebî” bir armağanıydı bize.
“Hoş geldin evimize, şiir oldun dilimize bayram gecesi” diye başlardı.
“Altın hilâlin ince ışığı serpilince, bürüdü güzelleri gümüş buğulu peçe; bayram gecesi.” diye, mahcup fakat “telkâri ve şarabî bir özen”le devam ederdi.
“Söz yok ab-ü tâbına, kanılmaz şarabına, yurdun ince kızları, eş olur mehtabına; bayram gecesi” diye yerdekini metheder de, ardından, “parlak, hoş ve taze bir edâ”yla göklere yükselirdi.
“Neş’e gibi taşalım, engelleri aşalım” diyerek, gizlice Nihavend’e bürünür; başka bir iklime geçer, “Gel seninle sevgili biz de bayramlaşalım; bayram gecesi...” diyerek bayramlaşır ve yine Mahûr’a dönerdi.
Ve aralarda heyecanla, bıkmadan, usanmadan, sanki bir kusur etmekten çekinir gibi tekrarlardı:
“Hoş geldin evimize, şiir oldun dilimize bayram gecesi...”
Bayrama hak ettiği muamelenin yapıldığı yıllardı... Hayalimdeki bayramı ve ona bu şarkıyla yüklenmiş zarafeti sözlerle anlatmak mümkün değil. Bu sebeple yazımın sonuna yazdıklarımın tadını çıkartabilmeniz için bir link ekliyorum:
(https://www.youtube.com/watch?v=EMrUFSYX1Gs)
Radyo günlerinden kalma kaydın başında Zeki Müren’in sesinden bir de bayram tebriki bulacaksınız...

X