"Nihat Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nihat Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nihat Demirkol

Bayram ve Hıyardan Mamûl “Cacıki…”

Sözcüğe ne anlam yüklemek istediğiniz, tercihiniz konusunda da temel belirleyici…

 

Tıpkı, “diyare, regl, barbekü..” kıvırmalarında olduğu gibi, kibar gözükmek için, kendisine “salatalık” diye sesleniyor olsak da, asıl adı “hıyar” ; bildiğiniz hıyar!  Küçük ve çıtırına, “badem”, eşantiyon boy turşusuna “kornişon” dediğimiz hıyar… Lâtincesi, “Cucumis Sativus…” Kabakgiller familyasından bir bitkinin meyvesine verilen ad. Anayurdunun Kuzey Hindistan olduğu sanılıyor. Bu yazılış ve telâffuzuyla, Arapçada, “hayırlılar” anlamındaki “hıyâr” ile bir ilgisi yok ama, kelimenin doğrusu “hıyar” olmasa, “TS 1253” numarasıyla kayıtlı Türk Standardı’na,“… tüketiciye taze olarak arz olunan hıyar…” notu düşülmezdi her halde.

 

Kullanımı, biraz da kişinin kendiyle barışık olmasıyla ilintili. “Barış Manço”nun şarkısında; “…Sözüm meclisten dışarı dostlar /  Bu günlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum / Hani ince kıyım doğrasalar beni / Marmara, Ege, Karadeniz / ve hattâ Akdeniz… / …hattâ Hint Okyanusu / ve hattâ Atlas Okyanusu / ve hattâ hattâ Büyük Okyanus / Cacık olur diyorum / böyle cacığa rakı mı dayanır ?” diye sorması bundandır.

 

“Hıyar”, hayli yerleşik bir küfür olarak argoda da kullanılır malûm. Hattâ  hatırlayacağınız üzere, bu hıyarın “ağa”sı bile olur. Bundandır; Grup Vitamin”in, “…Ben sana hiç kıyar mıyım ? / Yani o kadar da hıyar mıyım ? / Hıyar dedim de aklıma geldi / Yeni sevgilinle aran nasıl ?” diyerek, “sözcüğü” hayli diplere çekişi.

 

Hıyar deyip geçmeyin ! İçini oyarak rakı kadehi olarak kullanır meraklısı… Isıra ısıra içilir. Ve kadeh, içkiyle beraber biter; hayal gücünü düşünün… İsmail Dümbüllü’nün sahnesine fırlatılan ve Usta’nın, “fırlatan kişinin kartviziti olduğu”nu iddia ettiği sebzedir… Kabuğu bile, cilt bakımında kullanılır. Tabii bir de ansiklopedik önemdeki “cacık” konusu var !

 

Suyun iki tarafını paylaşan komşuların; Yunan ve Türk mutfağında, ortak lezzet olarak tükettikleri “Cacıki” (Tzatziki), bizdeki ismiyle “cacık” (kuru cacık), şu saatlerde kimbilir kaç farklı sofrada keyifle kaşıklanıyor ? Cacıki’nin farkı, daha kıvamlı ve süzme yoğurtla yapılıyor olması. Bir de hıyarlar, küp şeklinde değil de, kabuklu olarak ve rendelenmiş biçimde kullanılıyor. Nane, sarımsak, zeytinyağı ve hattâ dere otu, olmazsa olmazlardan…

 

“Şu saatlerde” dedim. Çünkü bayram (tatili) münasebetiyle çok sayıda Türk vatandaşı, Yunanistan’a geçiverdi. “Şu saatlerde”, biz burada “cacık” hazırlarken, onlar da ihtimal, orada “cacıki” yemekteler… “Komşuya geçiş…” bahsinde, “onaylayanlar ve onaylamayanlar” cephesi, kendine göre farklı ve haklı sebepler ileri sürüyor. Gidenlerin en temel gerekçesi, “iyi ve güleryüzlü hizmet, makul hattâ onun da altındaki fiyatlar…” Burada, “doğru-yanlış” tartışmasına girmeyeceğim. Herkesin fikri kendine makbul.

 

Soframızdaki dostlardan biri, kendi görüşlerine eklediği “hayret”i dile getirirken, farklı bir bakış açısına çanak tutuverdi. “Herşey tamam da…” dedi. “Nasıl oluyor anlamıyorum ? Yunanistan’ın her tarafında, aynı mükemmel lezzeti nasıl tutturabiliyorlar ? Nerede yerseniz yiyin, ‘cacıki’nin tadı hep aynı…” Yanında oturan, ikiletmeden yetiştirdi cevabı: “Bir kere, yoğurtlarında hile hurda yok ! İkincisi geleneksel tarife sadık kalıyor adamlar. Herkes kafasına göre karıştırmıyor malzemeleri. Ama bence asıl sebep, Yunanistan’da bir çeşit hıyar mevcut ! Onu alıp kullanıyorlar… Bizde öyle mi ? Farklı cins, koku, boy, biçim ve statüde çeşit çeşit hıyar var Memlekette… Üstelik, baştan ayağa kadar her pazara yayılmış vaziyetteler. Bizde cacık standardını tutturmak zor; çok zor !” Ben de, lâfa karışıp “yani” diye sordum, “bu hıyarlar yüzünden, şöyle ağız tadıyla bir cacık yiyemeyecek miyiz artık ?” Uzak köşede oturan, 30 Ağustos’un gururlu rüzgârını henüz tüketmemiş olmalı ki, yanıt verirken, çok kararlı bir ses tonuyla “Gazi’nin öngörüsü”nü tekrarladı. “Olur mu canım ?” dedi. “Geçer bu günler. Pazara nasıl düştüklerini biliyoruz. Geldikleri gibi giderler…”

X