Necmi Tanyolaç

Derbide küresel karanlık

21 Mart 2008
29 Mart’ta saat 19.00’da Türkiye’nin gözünün odaklanacağı Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi başlayacak. Saat 20.00’de ise küresel ısınmaya karşı elektrikleri kapatarak yapılacak "Dünya Saati" eylemi var. O gece maç oynanırken ışıkları nasıl söndüreceğiz!

DÜNYAYI tehdit eden küresel ısınmaya karşı 29 Mart Cumartesi günü saat 20.00’de elektrikli alet ve ışıkları kapatma eylemi yapılacak. Bütün dünya 1 saat süreyle karanlıkta kalacağız. Her yıl yapılması planlanan "Earth Hour" eylemine geniş ilgi var. Küresel ısınmaya karşı bir saatlik eylem dünyanın savunma refleksi kabul ediliyor. Toplumsal tepkiyi tarif ediyor. Böyle bir amaç uğrunda 1 saat ışıksız kalmak dünya nimetlerine fazla mı?.. Dünya saati organizasyonu öncülüğünü üstlenen Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na sevgi ve saygılar...

Bu olayın Türkiye’de futbol muhabbeti yaratacağı doğrusu kimsenin aklına gelmezdi. Dün sabah oğlum Nedim telefonda, hınzırca haber verdi: "Baba, 29 Mart’taki Beşiktaş-Fenerbahçe maçı ertelendi!.." Hadi canım sende bırak şakayı... Gazetedeki haberi görünceye kadar bu şakayı yediğimi itiraf edeyim. O gece ışıkları nasıl söndüreceğimizi doğrusu kararlaştırmış değiliz. Tüm dünyanın ışıklarını söndürmek elimizde değil. Acaba bu olayın hiç mi acıtıcı ya da derslik bir değeri yok. Olmaz mı? Gazetelerdeki haberler bu yüzden ilgi odağı oluyor. Ardından da geyik muhabbeti geliyor:

"Bula bula 29 Mart’ı mı bulmuşlar? Gün mü yoktu kardeşim?"

"Hiç mi fikstüre bakmamışlar, federasyonumuz uyuyor mu?"

"Eylem biter maç başlar, bu kadar zor mu?" vb.

Sonunda futbolumuz için bir ufuk doğdu adeta. Beşiktaş-Fenerbahçe ilk kez küresel bir derbi maçına çıkıyorlar.

29 Mart Cumartesi günü "dünya saati" ile 20.00’de... Üç Büyükler’in 2. yüz yılına doğrusu ancak böyle bir "dünya gösterisi"yle girilebilirdi...

Yukarıdakiler alttakiler

Sıddık Turgut’
un haftalık görünümü hemen her salı günü birbirine benziyor. "Böylesi hiç yaşanmadı. 58 puanlı lider Beşiktaş, 57’şer puanlı Galatasaray ve Fenerbahçe adeta bir sefertası gibi içi içe. Sivasspor ise (55) iz sürüyor. Süper Lig’de Kayserispor’dan sonraki yer kavgası nasıl biter, bilemem. Daha şimdiden düşme kalma tartışmaları yaşanıyor. Bir de Trabzonspor hüznü var... Şampiyonluktaki eski silah arkadaşlarından 22-23 puan geride... Başkan Sadri Şener uyuyan devi ayağa kaldırmaya kararlı. Yaşanmış bir öyküyle eski günleri yadedelim:

Başkan Sadri Şener ilk başkanlığında Belçika’nın ünlü kalecisi Jean Marie Paff’ı Trabzon’a getirmişti. İmzalar atıldı, ama ünlü kaleciye bir türlü havuzlu ev bulunamadı. Sonunda Şener işi şakayla bitirdi: "Yiğidum havuz diye tutturdin, biz sana Karadenuz’u verduk da... Daha ne isteyusun!..

Başkan, bize Trabzonspor’u geri getir...
Yazının Devamını Oku

Kim çıksın?

14 Mart 2008
ŞAMPİYONLAR Ligi çeyrek final kuraları bugün çekiliyor. Bahtımıza, bakalım kim çıkacakÖ İşte Fenerbahçe’nin rakipleri: Liverpool, Arsenal, Barcelona, Manchester United, Roma, Chelsea, Schalke. "Fenerbahçe ile birlikte futbolumuz da yeni bir sınavdan geçecek." Hürriyet Spor’un araştırma yazarı Ozan Ermiş, kura çekimleri öncesi durum saptaması sunuyor: "Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde eşleşebileceği takımlar içinde en başarılı hücum hattı Liverpool’da, en kötü savunma Roma’da. Çerçeveyi en çok Barcelona buluyor, Chelsea dağları taşları dövüyor. En az golü atan Schalke, en sert futbolu oynuyor. Tüm bu istatistikler sonunda Barcelona ön plana çıkarken, Schalke de en ideal rakip gibi görünüyor."

Avrupa’nın bir numaralı liginde son olarak 2000-2001 sezonunda Galatasaray ile çeyrek finale çıkan futbolumuz, bu kez Fenerbahçe ile yeni bir sayfa açıyor. UEFA Kupası’nı arka arkaya iki kez kaldıran Sevilla karşısında Fenerbahçe doğrusu tarihe geçecek başarıya imza atmıştır.

Bugün Türkiye’nin nerede olduğunu bilmeyen ülkelerde dahi, Fenerbahçe’nin adı sık sık yazılı ve görsel medyada yer almakta. Kuşkusuz her gün her saat sekiz takımın şansı konusunda yorumlar yapılmaktadır. Dört İngiliz takımının çeyrek finale katılma hakkını kazanması, futbol dünyasında çok ses getirmiştir. Bu takımlar Liverpool, Arsenal, Chelsea ve Manchester United’dır.

En hırçını Fenerbahçe

Yapılan tahminlerde İngiliz takımlarına ve Barcelona’ya tur şans verenlerin sayısı giderek artmaktadır. Kuralarla ilgili çok değişik yorumlar yapılıyor. Bu arada Fenerbahçe’ye sadece Schalke ile rakip olduğu takdirde şans verenler var. Devler içinde en hırçın kulüp derseniz, cevap Fenerbahçe.

Toplam 162 faulle açık ara önde giden sarı lacivertlileri rakipler arasında 155 faulle Schalke takip ediyor. Bu istatistikler sonunda Barcelona yarı final için ön plana çıkan ilk dev. Liverpool görüşlerde ağır basıyor. Fenerbahçe’ye gelince... Schalke’yi eleyebilir. Bayern Münih’te oynayan eski Schalkeli Hamit Altıntop da eski takımından çok Fenerbahçe’ye şans tanıyor.

Özetle; Fenerbahçe, Schalke’yi, Schalke de Fenerbahçe’yi bekler hale geldiler. Bülent Boğ arkadaşımızın dün Hürriyet’te yayınlanan araştırma yazısında 8 çeyrek finalist didik didik ediliyor. Kura çekimlerinden sonra bu araştırmayı değerlendireceğim.

Fenerbahçe bu turda ne yapar?

Çeyrek final, Zico ve ekibinin Avrupa’ya resmen tanıtımı oldu. Evinde boğuştuğu hiçbir rakibine yenilmedi. Ve deplasmandaki Sevilla maçından da ülkeye çeyrek final getirdi. Böyle bir ekibin önündeki turlarda, hiç şansı olmadığı kabul edilemez. Fenerbahçe artık, rakiplerinden korkmuyor. Her maçtan sonra Avrupa vitrinine çıkıyor.

Şampiyonlar Ligi’nde de yeni bir marka var diyebiliriz: "Fenerbahçe." Avrupa ligleri ile içli dışlı olanlar, Fenerbahçe’yi saymaya başladı. Kulüp yönetiminin önümüzdeki dönemin projelerine girmiş olması, yeni süper yıldızlarını seçmeye başlaması müthiş bir motivasyondur. Haydi Aziz başkan yola devam... Başlıktaki soruya gelince: "Karşımıza kim çıkarsa çıksın" diyeceğimiz günler yakındır.
Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin ışığı göründü

6 Mart 2008
İLK ustalarımızdan dinlerdik. Ne zaman Fenerbahçe dara düşse... Ne zaman karışsa, maç öncesi yorumlarda açık kapı bırakırdık. Fener zoru sever. Arka arkaya iki kez UEFA şampiyonu olan Sevilla, bu tarihi öğüdü son öğrenen kulüp oldu. Fenerbahçe’yi hor görmeyeceksin.

Kötü rüyalar, hayra çıkarmış. Kiminle konuşsak, surat gergin: "Fener’e Allah yardım etsin"... Hele daha maçın ilk 9 dakikasında 2 gol yediğimizde kim bilir kaç milyon kişi bozgun korkusunu aklından geçirmiş olmalı. Şahsen ben de!... Sonra mı? UEFA’nın da, F.Bahçe’nin de, iki UEFA kupalı Sevilla’nın da tarihine geçti bu maç. İlk 9 dakikada yenilen iki gol öyle kara bir bulut gibi F.Bahçe’nin üzerine çökmüştü ki; işte o öğüdün zamanı gelivermişti. İnsanoğlu için futbolda böyle değişimler, böyle yüreklenmeler olağan. F.Bahçe de hırsla yüklendi rakibinin üzerine... Maçın başında komik iki gol yiyen Volkan’ın dramı alkışlı bir görüntüye döndü. İşte futbolun cilvesi...

Kıran kırana bir oyun oldu. Avrupa televizyonları hala bu maçtan görüntüler yayınlıyor. Özellikle Sevilla gibi dev bir takımın yıkılışını anlatıyor. Sevilla ne yaptı ise, rakibinin bileğini bükemedi. Sonunda 8 dev ekip yola devam ediyor.

Türkiye sabaha mutlu, umutlu ve keyifli çıktı. Ülkenin her tarafından, her köşesinden Kadıköy’den Kars’a Fenerbahçe marşları duyuluyor. Şampiyonluk heyecanı ve umut yarattı uzatmalı maç. Her futbolcunun bu zaferde payı vardır. Tek başına olmuyor. Elbette ki Zico başta.

Tünelin ucu

16 devdiler. Yarısı yolda kaldı. Biz hala koşanlardanız. Hani derler ya: ’Tünelin ucu göründü’, yarı finalin ucundan Fener’in ışığı görünüyor. Bugün olmayabilir, ama bir gün bu ışık Avrupa futbol arenasında Fenerbahçe’yi aydınlatacaktır. Pek yakında... Haydi çocuklar, yola devam!!!
Yazının Devamını Oku

Kayıp favori

27 Şubat 2008
KUPADA erken final, dendi. İlk maç berabere bitti. Kadıköy’de Fener’in borusu ötmedi. Galatasaray evinde. Şimdi n’olacak? diye yazıya oturduk. Karşımıza geçen haftanın "süper, süper, süper" sürprizleri dikildi. Fenerbahçe kendi evinde vuruldu. Galatasaray, pazar günü Kasımpaşa’yı yense ezeli rakibini zirvenin tepesinde dört puan geride bırakacaktı. Geçmiş zamanda Kasımpaşa’nın Galatasaray’a karşı hiçbir zararı olmadı. 43 yılda siftahı yok, derken pazar gecesi Kasımpaşa, Cimbom’un hesabını öyle bir bozdu ki, ayıkla pirincin taşını.

Galatasaray-Fenerbahçe maçının favorisini gel de bul! Sanki ikizmişler gibi, bir gün arayla birer komedi doğurdular. Ne ev sahibi kazanır diyebiliyoruz, ne misafir... Özeti; oyuna bugünden ışık tutacak tüyo yok.

Peki, geriye ne kaldı? Çıkıp oynayacaklar, kimin kazanacağını tahmin etmek gerçekten bilmece... Çünkü, "Favori kayıp" hani "favori olan kaybeder" deriz ya. Evet kantarın topu kaçtı.

Ama benim görevim bu bilmeceyi biraz olsun çözmek. Bu maç berabere biter. Oyunun kaderi penaltılara kalır. O zaman penaltıları kim daha çok gole çevirir. Ben burada izninizi isterim. Güç dengesinin böylesine alabora olduğu görülmedi. Çıkıp futbolunuzu oynayın, bizi de mahçup etmeyin.

Haydi, maça... Gönlünüzdeki takım kazansın.
Yazının Devamını Oku

Gol Edu'nun hediyesi olsun!..

22 Şubat 2008
SEVILLA’nın patronu senyor Jimenez, Fenerbahçe’yi takımına yanlış tanıttı, hafife aldı. Şimdi ağırdan alıyor. Maça kadar hep yukarıdan baktı. Böylece Fenerbahçe ile tanışmış oldular! Fenerbahçe 4 gol attı. Üçü rakip kaleye, birini de kendi kalesine... Sevilla, Avrupa futbolunda söz sahibi bir kulüp. UEFA Kupası’nda son iki yılın şampiyonu. Fenerbahçe, bu güçlü rakibe karşı nasıl durdurmak gerekirse öyle oynadı. Eğer Edu’nun golü, Fenerbahçe’nin hızını bıçak gibi kesmiş olmasaydı, bu galibiyet daha farklı olabilirdi.

İspanyol basını Sevilla’nın, Fenerbahçe’nin elinden zor kurtulduğunu yazıyor. Jimenez de herhalde günah çıkartıyor olmalı.

Fenerbahçe, Avrupa ligine uygun futbol oynuyor. Çeyrek finalin eşiğine kadar geliyor.

Üç ihtimalden ikisi Fenerbahçe’nin kozu olabilir. Beraberlik ve galibiyet...

Edu’ya gelince; hiç üzülmesin attığı golü Sevilla’ya hediye etsin!.. Elbette bu da son olsun, Fenerbahçe’nin de yolu açık olsun.
Yazının Devamını Oku

Aziz Yıldırım'dan 10. yıl marşı

15 Şubat 2008
FENERBAHÇE Başkanı Aziz Yıldırım, anlamlı günler yaşıyor. Onunla birlikte yöneticiler ve taraftarlar da. Başkanlığının 10. yıl dönümü... Gerçekten anlatılmaya, yazmaya değer... Hatta futbolda bir ders olabilir. Geçen 10 yılda Fenerbahçe bir kere daha doğdu. Bir spor yazarı olarak yaşanan bu altın yılın tek tek dökümünü yapamam. Karıştırırım herhalde. Taşları yerinden öylesine oynattı ki.. Cumhuriyetimizin 10. Yıl Marşı ile Fenerbahçe’nin şu 10 yılında benzerlikler var, heyecan var... "Çıktık açık alınla, 10 yılda her savaştan..."

Aziz Yıldırım
’ın bu marşı söylemek başkan olarak gerçekten hakkıdır. Girdiği her işten alnının akıyla çıktı. Önce stadı bitirdi... Kapasiteyi, 28 bin’den 50 bin’e çıkardı devletten, bankalardan bir kuruş borç almadan. Saraçoğlu Stadı, bugün Türkiye’nin en çağdaş, en çok rahat edilen, en gösterişli stadı oldu. Yabancı gazeteciler ve ziyaretçiler Avrupai arenayı ziyaret ediyorlar. Yazılar yazıyor, televizyonlarda röportajlar yapıyorlar. 2009 UEFA Finali için yapılan seçimi Saraçoğlu kazandı. Bir simit ile karnımızı doyurduğumuz, daha çocukken tahta tribünlerine ancak erişebildiğimiz Fenerbahçe Stadı’nın bugünkü muhteşem görüntüsü dünyadakilerden hiçte farklı değil. Sadece Fenerbahçe’nin değil, Türk futbolunun da yüz akıdır. Bu stadın eski günlerini hatırladık. Isıtmalı tribünlerinden, Meksika’da gördüğüm Azteca Stadı’na kadar her şey görkemli, rahat ve onur verici.

Kurumsallaşma mucizesi

Bütünüyle bakarsak Yıldırım ve ekibi geçen 10 yılda tarihe geçen bir örnek oldu. Sportif açıdan da çok ileri gitti. Rakip kulüplerin "Harekete geçmezsek Fener’i yakalayamayız" demeleri doğrudur. Samandıra Tesisleri, çim sahaları, çocuklara özel tribün, atletizm pistleri, basketbol ve boks salonları, yüzme havuzu ve ilk kulüp televizyonu.

Bitti mi? Bir milyon taraftarı kulübe üye yapma projesi hazır. Kadıköy’de 12 bin kişilik salon, Kenan Evren Lisesi’nin yerine Fener Center’i kurma hazırlığında. İstanbul’da Fenerbahçe Üniversitesi, Ankara’da süper tesisler... Açılan mağazalarda kulübün kaliteli ürünleri kapış kapış gidiyor. Aziz Yıldırım, bir ordu kumandanı gibi. Kuşkusuz bütün başarıları yönetici arkadaşlarıyla paylaşıyor. Transferde dünya yıldızlarını getiriyor. Kulübün para sorunu gibi bir derdi yok. Bütün bu notlar Fenerbahçe’yi yücelten planlamanın ve kurumsallaşmanın kesin sonucudur. Başlangıçta 250 milyon dolar ifade edilen A.Ş’nin bugünkü değeri 1 milyar dolar... Kim bilir daha neler olacak.

Bu sevda bitmez

Diyeceksiniz ki Aziz Yıldırım daha ne yapsın? Bu soruya cevap vermek hem zor hem kolay. Başkanın sürprizleri bitecek gibi görünmüyor. Fenerbahçe’nin bütün şampiyonluklarını izleyen bir spor yazarıyım. Amatör liglerde dahil. En fazla şampiyon olan kulübümüz. Fenerbahçe Kulübü’nün kurumsallaşmadaki gecikmesinden çok rahatsız oldu. Aziz başkanın, boşluğu hızla kapatıp öne geçmesi, kulübü büyütmesi bir tesadüf değildir. 60’lı yılların başkanlarından rahmetli doktor İsmet Uluğ’un şu sözleri geçen zamanla bugünkü tabloyu adeta birbiriyle kucaklaştırıyor: "Fenerbahçe şampiyonluklarla büyüyen bir kulüptür. Ama şampiyon oluyor, KULÜP OLAMIYOR" Ya şimdi? Her sahada, her alanda Avrupa’daki kulüplerle yarışacak düzeye gelen Fenerbahçe, yeni yüzyıla "YILDIRIM" gibi girdi. Bu başkana sadece Fenerbahçeli olarak değil, sporsever olarak şükran borcumuz var. Kazandırdığı eserler halkımıza da armağandır. Nice yıllara Başkan... Sağlık ve mutlulukla...

"BU SEVDA BİTMEZ"
Yazının Devamını Oku

Futbolun ayarı kaçtı

8 Şubat 2008
FENERBAHÇE bu kez G.Saray’ı yenemedi. Yenmek bir yana, yenilmekten kurtuldu. G.Saray’ın ezeli rakibine karşı kök söktüren 11’inde sadece bizimkiler oynadı. Yabancı yıldızlar bu ilginç maçın seyircisiydi. Kalli, kadro darlığını sistem haline mi getiriyor? 2 hafta önce Ankaragücü’nü de aynı kadroyla ve yabancısız gole boğmuştu: (4-0). O maç bu kadar ses getirmedi. Çünkü derbiler milyonlarca taraftarın kalp basıncını ölçen birer barometredir. Saracoğlu Stadı’nın mahşeri kalabalığında ve efsanevi görüntüsünde G.Saray’ın maç kazanması yine hayaldi.

Ne oldu? Bıyıkları yeni terlemiş gençlerden oluşan sarı kırmızılı takım sahayı rakibine dar getirdi. Ne Roberto Carlos, ne Alex ne de öteki Brezilyalı yıldızlar. Maç bu sebeple tartışılabilir. Ama gençleşmiş G.Saray’ın son patlayışı kupa finaline kadar hepimizi meşgul edecektir. Çünkü maç kendi evinde. Yani G.Saray’ın kazanabileceği yerde. Futbol dünyanın her yerinde aynı kurallar, aynı görüntülerle oynanıyor.

Arda’ların Semih’lerin geleceği

Herhangi bir takımda 11 futbolcunun hepsi yabancı olabiliyor. Örneğin; İtalya’nın dev ekiplerinde bile İtalyanlara yer kalmıyor. Fransa’da aynı tablo. Avrupa ülkelerinde sık sık rastlanan manzara. Çünkü futbolu kendileri için değil, takımları için oynuyorlar. Biz o düzeye geldik mi? Hayır! Eğer yıllardır futbola akıttığımız milyon dolarları başarıya taşıyamıyorsak, bunda bir futbol ayarsızlığını aramak doğru olur. Şampiyonlar Ligi’nde yerimiz olurdu. UEFA Kupamıza bir arkadaş gelirdi. Şampiyon Kulüplerde anlatacak bir destanımız yok. Sadece veriyoruz, hiçbir şey alamıyoruz.

As diye, süper star diye paraya boğduğumuz, omuzlarda taşıdığımız yabancıları Avrupa arenasında koz diye kullanamıyoruz. İşte son örnek. G.Saray’ın bir takım bütçesine denk gelen yabancıları hala tatilde. Yurt dışında oynayan futbolcularımız sayıca çok değil. Ama Almanya doğumlular giderek çoğalıyor.

Taşıdıkları formaları bayraklaştırıyor. Çünkü futbolu meslek diye sahipleniyorlar. Futbol alanındaki analizleri ve yazılarıyla ünlenen Simon Kuper, son kitabında (Futbol Asla Sadece Futbol Değildir) Avrupa-Türkiye gerçeğini savunuyor: "Avrupa’dakilere birkaç milyon Türk ekleyin. Hem de genç olsun, ülke (Futbol potansiyeli açısından) Almanya’ya bile rakip çıkar."

İyi futbolcu yetişiyor

Kuper
devam ediyor: "Kısacası küreselleşme ve nüfus patlaması Türk futbolunu kurtardı. Türkler sonunda iyi futbol oynamanın yalnızca bir yolu olduğunu kabul ettiler. Brezilyalıların hünerini, İtalyanların savunmasını, Almanların çalışma ahlakını, Hollandalıların hareket yeteneğini birleştirmekte. Futbol ulusal üslupların işe yaramadığı bir endüstri. Bütün farklı öğelere sahip olmanız gerekiyor."

Türkiye’de iyi futbolcu yetişiyor. Arda’dan Semih’e, Serdar’dan Mehmet Yıldız’a, Gökhan’lardan Mehmet Topuz’a kadar... Birbirleriyle yarışıyorlar ne yazık ki Avrupa arenasına ulaşamıyorlar. Ulaşanları da sayabiliriz.

Nihat, Emre, Tugay, Tuncay Şanlı... O emeğe, o paraya bu kadar ürün az değil mi?

Tekrar ediyorum... Türkiye elindeki futbol potansiyelini değerlendiremiyor, başarı hep gecikiyor. Sonunda Türk futbolu da UEFA’da oynaması sayesinde Avrupalı oldu.

Yeter mi?
Yazının Devamını Oku

Kartopu, buzgolü

3 Şubat 2008
NEYDİ o geçtiğimiz hafta. Hele o Sivasspor-Fenerbahçe maçı... Kendi evinde 10’da 10’u vuran lider, devrilir gider... İlk kez olan bir şey değil. Futbola İngilizler "tuhaf oyun" derler. Kimin kimi vuracağı hiç belli olmaz. Fenerbahçe, ikinci yarının belki de en önemli maçına bütün ciddiyeti, etkili futbolu, 5 yıldızlık ekibiyle çıktı. Birbirinden çok güzel dört golle de oyunu bitirdi. Sarı lacivertli ekip, Doğu’nun saha ve doğa şartlarına göre tam takım hazırlanmış.

Norveç’ten getirilen kramponlardan, buz ısırmasını önleyecek kremlere kadar... Sivasspor maçı bir kabustu Fenerbahçe için, şenliğe döndü. Fener’in rakipleri sanırım, Sivasspor’dan bir iyilik beklemiş olmalılar. Ama Zico’nun takımı, kimseye pabuç bırakmadı. Hakeden kazandı.

Sivasspor, sadece 3 puan kaybetti. Su küçüğün, söz büyüğün derler. Az konuşup, çok çalışırlarsa, aldıkları bu dersin yararı olur.

Yaşamda en pahalı şey tecrübedir. Sivasspor herşeye rağmen iddiasını sürdürüyor. Fenerbahçe ise, zirveyi kolluyor. Kar, kış, kıyamet, fırtına falan, Üç Büyükler’e vız geldi. Tribünlerde, kar topu oyunu, sahada ise buzdan goller doğrusu alkışa değerdi.

Dört Büyükler diye tanımladığımız ekipler, içeride dışarıda gol üstüne gol yağdırdılar. Haftalardır, galibiyet yüzü görmeyen Trabzonspor bile, Rizespor’u 4’ledi. Herkes birbirinden kopya çekti. Fenerbahçe (4-1), Galatasaray (4-0), Trabzonspor (4-0). Taraftarının ise Beşiktaş’ta bir gol alacağı var. Ama takım "Sağlam" gidiyor.

Yerli malı Galatasaray

Şaşıracak oyunlardan biri de Galatasaray’ın yerli 11’iydi. Tek yabancı yoktu takımda... Takımın yabancıları, sömestredeydi. Ankaragücü, yabancılaştıkça kaybediyordu. O da kendi evinde vuruldu. O kadar transfer, yerli hoca... Başkent’in simgesi Ankaragücü, ağır aksak yürüyor...

Süper Lig’de ikinci yarı, ilkinden zorlu geçecek. Her maç, oynayanları hedefe biraz daha yaklaştırıyor ya da uzaklaştırıyor.

Şampiyon mu? Durun yahu... Bu soru için çok erken. 20. haftada, zirvenin fotoğrafı: Galatasaray (45), Fenerbahçe (44), Sivasspor (43), Beşiktaş (43). Talimdeki birerle kol gibi...

Balıkçıların deyişiyle, balık oltaya takılmadan övünme, kaçan balık büyük olur...
Yazının Devamını Oku