"Naim Dilmener" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naim Dilmener" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naim Dilmener

Gülden Karaböcek’in bir eli dünde, bir eli bugün ve yarında

‘Hüzün kraliçesi’, ‘Orijinal Kayıtlar ve Remixler 1971/1973’ ile çok gösterişli bir biçimde döndü aramıza. Hoş geldi, sefalar getirdi.

Her zaman çok sevilmiştir Gülden Karaböcek; hem de her sınıf ve kesim tarafından. Üstelik (mesela Müslüm Gürses gibi) sonradan da keşfedilmemiştir. Bu yazının konusu ilk dönemi Şah Plak ile birlikte değil de, ikinci dönemi olan ve tamamını bir yükselme çağı saymakla hata etmeyeceğimiz Elenor dönemiyle birlikte... Kalpleri yakan, gözyaşlarımızı (tabir çok caiz) sel gibi akıtan bu dönemde ‘Dilek Taşı’ da vardır, ‘Sürünüyorum’ da, her biri birer kült şarkı olan onlarca başkası da.

Kitleleri sürüklerdi

Elenor dönemi; planlı programlı bir şekilde, bir tarih
ya da sıraya uygun olmasa da farklı zamanlarda, farklı karma albümlerle birlikte aktarılmıştır disklere; bu dönem, dijital çağı yakalamayı bir şekilde başarmıştır. LP’leri arkamızda bırakıp tamamıyla kasetlere teslim olduğumuz yıllarda ‘Bir Mucize Allahım’ albümü, memlekette satışa sunulan ilk CD olma şerefine erişmişti. Üstelik henüz kimseler CD nedir tam bilmezken ve bunu evde dinleyebilecek alete sahip olanların sayısı çok azken dahi çok satmıştı. Gülden Karaböcek buydu işte; her biçimde arkasından sürüklerdi kitleleri. 70’lerin ilk yıllarıyla birlikte başlayan Şah Plak dönemindeyse bunun böyle olmadığı söylenebilir. O yıllar deneme-yanılma zamanlarıydı Karaböcek için. Bağlı olduğu firmanın da kafası karışıktı, kendisininki de...

Selda Bağcan mı Ajda Pekkan mı?

70’lerin başıyla birlikte esmeye başlayan Selda (Bağcan) fırtınası sebebiyle Şah Plak, Karaböcek’in şahsında kendi Selda’sını yaratmak istedi önce. ‘Adaletin Bu mu Dünya’, ‘Derdimi Dökersem Derin Dereye’ bu dönemden şarkılardır. Ama olmadı. Bir yandan Selda, öte yandan Hümeyra ve Esin Afşar vardı Anadolu popu zirveye çıkaran kadın sanatçılar arasında.

Keskin bir yol ayrımına gelindi bunun üzerine. “Kendi Selda’mızı yaratamıyorsak kendi Ajda Pekkan’ımızı yaratalım” diye düşündüler büyük ihtimalle ve popüler yabancı şarkıları seçerek bunlara Türkçe söz yazdırdılar. Bu döneme katkı verenler arasında Ülkü Aker de (‘Koşma Koşma’, ‘Taka Taka-Şaka Şaka’) vardır, Çiğdem Talu da (‘Dur Bırakma Beni’).

Yeni albüm bu dönemi tamamına yakın bir biçimde toparlıyor (malum telif sorunları sebebiyle çok az eksik var).Eksiklikler Orkun Tunç’un ekibi Armageddon Turk’un yaptığı remix’lerden oluşan ikinci diskle fazlasıyla dengelenmiş. Tunç ve ekibi iğneyle kuyu kazarak orijinal vokalleri (ayrı kanal kayıtları olmadığı için) toparlamış, altlarına çağdaş ses ve ritmleri döşemiş. Hem orijinaller hem yeni remix’ler... Gülden Karaböcek’in bir eli dünde, bir eli bugün ve yarında. ‘Hüzün kraliçesi’ çok gösterişli bir biçimde döndü aramıza. Hoş geldi, sefalar getirdi...
Gülden Karaböcek’in bir eli  dünde, bir eli bugün ve yarında

 

 

X