"Naci Cem Öncel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naci Cem Öncel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naci Cem Öncel

Şifreleri kırmak veya birbirini kırmak

Geçtiğimiz akşam “Enigma (The Imitiation Game)” adlı filmi izledikten sonra eve döndüğümde üniversitedeki arkadaşlarımdan çok üzücü bir haber aldım...

Enigma’nın adını sanırım ilk olarak üniversitedeki Modern Avrupa Tarihi derslerinde duymuştum. Ayrıntılı hikayesini ise 20 yıl kadar önce ‘iletişim ve birbirini doğru anlamak’ konusunda sunum yapan bir İngiliz meslektaşımdan dinlemiştim.

O zamandan beri hep merak ederdim, neden “Enigma” üzerine esaslı bir Hollywood filmi çekilmez diye. Şu anda sinemalarda oynayan ve sekiz dalda Oscar adayı olan “The Imitation Game (Türkiye’deki adıyla Enigma)” bu durumu değiştirdi.

Enigma Makinesi, 2.Dünya Savaşı’nın en kritik aygıtlarından biridir.

İlk bakışta basit bir daktilo gibi görünen Enigma, o dönem için şifreleri kırılması neredeyse imkansız bir haberleşme cihazıdır. Mütteffik Güçleri için bu cihazın şifrelerini ele geçirebilmek en öncelikli istihbarat hedeflerinden biriydi. Çünkü Enigma’yı çözmeden Almanların ne konuştuğunu anlamak mümkün değildi.

Uzun ve sancılı bir süreç sonunda İngilizler Enigma’nın şifreleme sistemini çözdü.

Üstelik bunu başarmalarını sağlayan en önemli nedenlerden biri de Nazi Almanyası’nın “Führer” kültüydü.

“Enigma”nın, yani “Bilmece”nin çözülmesi sayede Müttefik Güçleri, Nazi Almanyası’na karşı çok önemli bir avantaj elde etmişti. Böylece Alman ordusunun ve istihbaratının belki de en önemli iletişim ağına girmiş oluyorlardı. Yani artık onların dilinden anlıyorlardı...

Üstelik Almanlar, İngilizlerin Enigma’nın şifrelerinin kırıldığından da haberdar değildiler.

Bazı tarihçiler Enigma’nın çözülmesinin savaşın süresini 2 yıl kadar kısalttığını ve yüzbinlerce kişinin hayatını kurtadığını öne sürmüştür.

Söz konusu film, sıradışı matematikçi Alan Turing’in hayat hikayesi etrafında işte bu süreci anlatıyor.

FİLMİN ARDINDAN ALDIĞIM HABER

Sinemada Enigma’yı izledikten sonra geç saatte eve döndüğümde, sosyal ağlarda bir mesaj gördüm. Üniversitede birlikte okuduğum arkadaşlarımdan pek çoğu bugün Türkiye’den Amerika’ya kadar farklı üniversitelerde tarih alanında profesör veya doçent olarak görev yapıyor.

İşte o arkadaşlarımdan biri, paylaştığı mesajında ne kadar üzgün olduğunu anlatıyordu. Son sınıfta okuyan bir öğrencisi hayatını kaybetmişti. Daha sadece bir kaç gün önce o öğrencisiyle tarih bölümündeki yüksek lisans planlarını konuşmuşlardı. Derken arkadaşımın bahsettiği öğrencinin geçtiğimiz gün Ege Üniversitesi’nde çıkan arbedede bıçaklanarak hayatını kaybeden Fırat Yılmaz Çakıroğlu olduğunu fark ettim. Arkadaşımla konuştuğumda hayatını kaybeden öğrencisinin kavgacı bir genç olmadığını, ölümünün kendilerini çok üzdüğünü belirtti.

TÜRKÇE’DEN SLOGANCA’YA

Anlatılanlara göre Ege Üniversitesi’ndeki kavga Türk milliyetçisi öğrencilerle, PKK taraftarı öğrenciler arasında çıkmıştı.

1970’lerin öğrenci çatışmalarına bizzat tanıklık etmiş kuşaklar için bu tip olayların son derece tedirgin edici olduğu açık.

Yıllar sonra 70’lerin o ‘hızlı’ öğrencileriyle yaptığım sohbetlerde içlerindeki bazı ‘karanlık’ tipler tarafından nasıl harekete geçirildiklerini, ön saflarda yer almadığı halde uzun yıllar hapis yatan arkadaşlarını, yeni yetmelerin eline silahların nasıl tutuşturulduğunu dinledim.

İki oğlundan biri sağcı, biri solcu olan bir babanın evde kavga etmesinler diye oğullarını odalarına kilitleyip sırayla yemek sofrasına oturttuğu günleri yaşayanlardan duydum.

O ‘karanlık’ tiplerin birbirine kırdırdığı iki ‘düşman’, artık birbiriyle konuşamaz haldeydi.

Konuşsalar bile anlaşmaları mümkün değildi muhtemelen.

Çünkü kullandıkları dil artık Türkçe olmaktan çıkmış, “sloganca” halini almıştı.

Oysa o gençlerin ekonomik, duygusal, kültürel pek çok başka derdi vardı.

Ancak ortada o sorunların şifrelerini çözecek ne siyasal bir iktidar, ne de analitik bir toplum bilinci vardı.

Kodları çözülmemiş sorunlar gerçek anlamlarından kopup siyasi duvar yazılarına dönüşmüştü.

Ne yazık ki bu iletişimsizliğin bedelini hem bir kuşak, hem de bu ülke çok ağır biçimde ödedi.

BİRBİRİNİ “ŞİFRESİZ” ANLAMAK

Geride bıraktığımız bunca acı deneyimden hareketle...

Kendine dönük propagandanın hiç bir fayda sağlamadığını kabul etmek durumundayız.

Savaşın her türlüsüne son vermenin yolu, “karşı taraf”ın dilindeki şifreleri kırıp, ne demek istediğini doğru anlamaktan geçiyor.

Belli ki toplum olarak birbirini öldürmeden, bıçaklamadan, dövmeden; birbirini kırmadan konuşabilmek için daha çok yolumuz var.

Bu yolculukta ihtiyacımız, “Enigma”nın şifrelerini doğru matematikle çözüp kopuk hatları bağlayabilecek iletişim ustaları olsa gerek.

Daha fazla gencimiz, daha fazla insanımız ölmeden...

Acilen.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI