"Naci Cem Öncel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naci Cem Öncel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naci Cem Öncel

Nobel ve patlayan bombalar

Nobel, zenginliğini geliştirdiği patlayıcılara borçluydu. Onun adını taşıyan ödül, bu yıl hayat kurtarmak için çalışan bir Türk-Amerikan bilim insanına giderken patlayıcılar Ankara’da 95 kişinin hayatına mal oldu.

Malum, patlayıcılar için önemli bir dönüm noktası sayılan dinamitin mucidi Alfred Nobel’dir. 1833 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de doğan Nobel’in çocukluk yılları, oldukça zor koşullarda geçmişti. Dört yaşındayken, babası bir umutla Rusya’nın Saint-Petersburg (Petrograd) şehrine göç etti ve aradığı başarıya ulaştı. Dükkanında sattığı makine parçaları ve patlayıcı satışıyla zengin oldu.

Nobel ailesi, Osmanlı Devleti’nin İngiltere ve Fransa ile ittifak kurarak Rusya’ya karşı savaştığı 1853-56 arasındaki Kırım Savaşı süresince büyük kazanç elde etti. Ancak savaş sona erip de Rusya’nın askeri malzeme siparişleri son bulduğunda şirket iç pazara uyum sağlamakta zorlandı ve iflas bayrağını çekti. (Aynı savaş Osmanlı’nın da mali durumunu derinden sarsmış, neredeyse 100 yıl sürecek bir dış borç sarmalına girilmişti.) Bu yıllarda ABD’de kimya eğitimi alan Alfred, ailesiyle birlikte İsveç’e dönmek zorunda kaldı. Tutkuyla eğildiği kimya-patlayıcı deneyleri nedeniyle fabrikalarındaki bir patlamada küçük kardeşi hayatını kaybetti. Ama Nobel bu kayba rağmen vazgeçmedi ve bugün dinamit olarak bildiğimiz patlayıcıyı icat etti. Buluşu sadece askeri alanda değil, inşaat ve ulaşım başta olmak üzere pek çok sahada yeni bir dönem başlatmıştı. Garip bir çelişkinin sonucu olarak, onun “güvenli” patlayıcıları sayesinde barajlardan tünellere pek çok yapı daha hızlı biçimde inşa edilebiliyordu.

Gerek 20 ülkede sahip olduğu 90 fabrikası, gerekse kardeşlerinin petrol şirketlerine (ki Azerbaycan Bakü’deki bazı sahaları da kapsıyordu) yaptığı yatırımla muazzam bir servetin sahibi oldu. Nobel kendini bir ‘dünya vatandaşı’ olarak görüyor, “benim evim çalıştığım yerdir ve ben her yerde çalışırım” diyordu. Zaten bitmek bilmeyen seyahatlerine dayanacak bir eşi ve ailesi de olmamıştı. Muazzam bir dil öğrenme yeteneği ve edebiyata karşı derin bir ilgisi vardı. Verdiği bir gazete ilanına başvuran Bertha Kinsky (sonradan von Suttner) sekreteri oldu. Dostlukları yıllarca devam etti. Bertha von Suttner savaş karşıtıydı ve görüşleri Nobel üzerinde hayli etki bırakmıştı. Ondan bir barış konferansı için maddi destek talep ettiğinde, Nobel “fabrikalarında üretilen silahların, savaşların sonunu barış konferanslarındaki müzakerelerden daha hızlı getirebileceğini” söylemişti (Bkz. John Ryan, “Alfred Nobel and the Nobel Prizes” başlıklı makale, Irish Monthly, Ağustos 1923; J. Erik Jorpes, “Alfred Nobel”, The British Medical Journal, Ocak 1959)).


KENDİ ÖLÜMÜNÜ GÖRÜNCE

1888 yılında diğer erkek kardeşinin Fransa’daki ölümünün, Alfred Nobel’in hayatında bir dönüm noktası olduğu öne sürülür. Bir Fransız gazetesi, kardeşinin ölümünü yanlışlıkla Alfred Nobel’in ölümü sanarak bir haber yayınladı. Haberin başlığı oldukça çarpıcıydı: “Ölüm Taciri Öldü! İnsanları daha önce olmadığı kadar hızlı bir şekilde öldürmenin yolunu bulan Dr. Alfred Nobel, dün öldü.” Bu sarsıcı satırların, öldükten sonra iyi anılması beklentisiyle kararlarına yön verdiği söylenir. Vasiyetini yazarken bu haberin ne denli etkili olduğu bilinmez ama mal varlığından sağlanan yıllık geliri “Nobel Ödülleri”ne bağışladığını biliyoruz. Vasiyetine göre bu gelirler beşe bölünecek; fizik, kimya, tıp veya fizyoloji alanında en önemli buluşları yapanlara; çarpıcı edebiyat eseri sahiplerine ve son olarak da orduların küçültülmesi, barış görüşmelerinin sürdürülmesi gibi alanlarda başarılı olmuş kişilere ödül olarak verilecektir.


PATLAYICILARDAN BİLİME

Böylece insanlık tarihinin en ilginç hikayelerinden biri ortaya çıktı. Silahtan kazanılan para, kendini insan hayatını kurtarmaya, insanlığı ileri götürmeye, hatta barışa adamış kişilere gidecekti! Nobel Ödülleri 1901 yılından beri veriliyor ve özellikle bilim alanında verilen ödüller benzersiz bir önem taşıyor. Bildiğiniz üzere bu yıl, söz konusu ödüllerden biri, 1946 yılında Mardin’in Savur ilçesinde dünyaya gelen Türk-Amerikalı bilim insanına, Aziz Sancar’a verildi.

Bir kaç gündür okuyoruz... Kanser tedavisi gibi alanlarda çok önemli dönüşümler getirecek araştırmalara imza atan Sancar, 1969’da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra önce Mardin’de gönüllü olarak çalışmış, ardından TÜBİTAK bursuyla ABD’ye gitmiş. Utanarak itiraf edelim ki, pek çoğumuz eğer Nobel Ödülü almasa, Sancar’ın başarılarından haberdar değildik. Ama bir anda gündemimize giren Aziz Sancar sadece buluşlarıyla değil tavrıyla da ne kadar değerli bir insan olduğunu bize gösterdi. Tüm ısrarlı sorulara karşın Türk, Türkiyeli, Arap, Kürt, Amerikalı gibi ayrımların üzerinde birleştirici bir tavırla, köklerine koşulsuz ve gönülden bağlı bir bilim “insan”ı olunabileceğini ‘cümle aleme’ gösterdi.

Tam bu başarı ve olgun yaklaşımın keyfini sürecekken “Ölüm Tacirleri” bir kez daha sahneye çıktı. Sonuç: Ankara’daki patlamada 95 ölü, 246 yaralı! Bir yanda yıllarını insan hayatını kurtarmaya adayanlar, bir yanda can almak için yarışanlar... Bir yanda barış için çalışanlar, diğer yanda daha hızlı öldüren silahların mucitleri... Hepsi bu dünyada, etrafımızda. Hangi tarafta duracağımız bize kalmış. Doğru tarafta durmanın vicdanımıza vereceği ödül, ödüllerin en büyüğü olsa gerek.


ACI BİR NOT: Bu satırları yazmaya başladığımda Ankara’daki patlama sonucundaki can kaybı 86 idi. Yazı bittiğinde ise bu sayı 95’e yükselmişti.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI