"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Şeb-i Yelda(en uzun gece-ler)…

Geceler uzadıkça, bizim yarıkürede kışlamaya başlayan o zorlu geceleri ısıtacak, hem ışıtacak şeylere ihtiyacı da artmış insanların. Ve umudu hatırlatan her şey kıymete binmiş tabi. Masallar, öyküler, şarkılar, şiirler yazmışlar ki insanlar, taşınsın nesillere umut dolu hikayeler; öncelikle de karanlığı kesen ışın kılıcının en doğal kahramanı güneşe övgüler… Az olsun şenlenir olmuş böyle geceler, ah katran karası geceler…

Evvel-i Şeb-i Yelda ile Ahir-i Şeb-i Yelda arasındaki haftanın zirvesi olan 21 Aralık gündönümünde, güneş ışınlarının Oğlak Dönencesi’ne dik açı vermesi, Kuzey Yarımküre’de en uzun gece ile kışı başlatır. Uzun geceler 21 Mart Nevruz’a kadar kısala kısala devam edecektir. Bazı geceler o kadar uzun gelir ki, şaire “Bu şeb-i yelda’nın yok mu bir sabahı?” dedirtir, isyan ettirir. Ve bilen bilir ki zaman göreceli, uzun gece ise sadece bir teşbihtir, ancak sevgiliden uzak geçen zamanın gamını bildirir. Nitekim Bosnalı Sabit(17.yy) de meşhur dizeleri “Şeb-i yelda’yı müvakkit, müneccim ne bilir / Müptela-i gama sor kim geceler kaç saat”i demek bu hal üzere not etmiştir..

 

Efsanelere bakarsak; uzun karanlık gecelerde kötülük tanrısı “ehrimen” zulmünü arttırmaktadır, zemheri soğukları da onun soğuk elinin gölgesindendir. Bu sırada umutperverler de geceleri ateş yakarak onun ışığına ve sıcaklığına sığınmaya çalışır, bir anlamda kötülüğe direnirler. Ta ki iyilik ve nur tanrısı “yezdan/hürmüz” bu gecenin sabahına doğarak yardıma gelir ve karanlığın dünyaya egemen olmasını engeller..

O aynı zamanda Sümer mitolojisindeki güneş ve ışık tanrıçası Mitra’dır, muhtemelen bu coğrafyaya göçebe Aryenler’le birlikte gelmiştir. Üstlendiği anlam yer yer değişmekle birlikte etkileri Zerdüştlük’te, Mecusilik’te vs görülür. Mitra, kah Anadolu’ya gelip tanrıça “Kibele” ile birleşir, kah Romalılar’ın pagan inançlarına karışır; kim öncedir kim sonra, efsaneler işin içinden çıkmayı neredeyse imkansızlaştıracak kadar iç içe geçmiştir..

Eski Yunan’daki “Kronos bayramı”, Nordik halkların eski inançlarına göre valkyrie’lerin(melek misali varlıklar) “yule”(kış gündönümü) boyunca, valhalla’ya(cennet misali mekan) götürmek üzere ruhları araması, Yahudiler’in bu günlere denk gelen “ışık bayramı-Hanuka”, Hazreti İsa’nın doğum tarihi olarak belirlenen “Noel” vb ile gözlemlenen paralel çeşitlilik, adeta nerede olursa olsun insanın aydınlık özleminin, dolayısıyla uzun gecenin ardından gelen gündüz müjdesinin iç dünyamızda önemli bir karşılığı olduğunun kanıtıdır. Belli ki özdeki hakikat birdir, aynıdır!

 

Yakın coğrafyamızda, özellikle de İran’da, Azerbaycan’da halen -horrem ruz/kutlu gece olarak- yad edilen “Şeb-i Yelda” süresince mesela bereketi temsilen nar yenir, karpuzlar kesilir, davetler, eğlenceler tertip edilir. Yeni yılın başlangıcı sayılan bu gecelerde aile, dostlar biraraya gelir, ince sazla kulakların pası giderilir, sabaha kadar muhabbet edilir.. Azerbeycan’da, Farsça 40 rakamından türetmeyle “çile geceleri” olarak da adlandırılan uzun geceler, en sert kış günlerini temsil etmektedir. Bizde de “erbainin başlangıcı” olarak anılan mevzu geceler çile çıkarmakla benzeştirilir. Muhakkak ki aşk çileyi tatlandırır, aşıkların sözleri bazen derde dert katsa da öylesi dert aslında devadır. Her halükarda bu gecelerde aşıklardan şiirler okumak gelenektir; bilhassa da “lisanü’l gayb” diye anılan Şemsuddin Muhammed Hafız-ı Şirazi’den:

“Dostluk ağacını dik, murat meyvesi verir / Düşmanlık fidanını sök, sayısız dert getirir // Meyhaneye konukken hürmet göster rintlere / Yoksa ey can sarhoşluktan çıkınca başın ağrır // Sohbet gecesini ganimet say çünkü bizden sonra / Daha çok döner dünya, çok geceyle gündüz gelir // Leyla'nın ayın beşiği hükmündeki mahfesini taşıyana / İlham ver Rabbim, onu Mecnun'un yanından geçir // A gönül, ömrün baharını dile, yoksa bu bahçe her yıl / Nesrin gibi yüz gül bitirir, bülbül gibi bin kuş getirir // Yaralı kalbim sözleşti zülfünle, Allah aşkına / Bal dudağa emret de ona tez istikrar versin // Irmak kıyısında oturup bir serviye sarılmayı / Artık bu bahçede, ihtiyar Hafız Allah'tan istemekte”..(Şirazlı Hafız/ç.Hicabi Kırlangıç)

 

Ey Şeb-i Yelda, hamile bir kadın gibi umut taşırsın aslında rahminde… Leyla -ki gece demektir-, Mecnun’dan hamile; elbet aşk doğacaktır neticesinde. Ama o doğana kadar geçenler yok mu, zaman uzar da uzar, Leyla’nın kuzgun karası saçları gibi, uzar da adını (uzun anlamında)Yelda koyarlar. Halbuki “evlat” demektir yelda. Güzel mi güzel bir kız evlat… Doğup da sütten kesildikte “Fatıma” olmayı bekler.. Zühre(venüs, çoban yıldızı) yıldızı gibi geceye nişan vermişken(şebefruz), doğan sabahla birlikte ışığını aldığı güneşe döner yeniden; “Fatıma-tüz Zehra” olur Hazreti Muhammed’e(sav) neslini veren… Müjde-i Nur’dur! Hayırlı olsun hepimize.. Hu

 

“Şeb-i Yelda’da uzar fecre kadar kıss-i aşk / Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler”(Yahya Kemal)

X