"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Para para para…

Dolar almış başını uçuyor. Aklıma geldi: “Şeyh uçmaz, mürid uçurur” derler ya; şu amerikan dolarının da amma müridi varmış ha.. Vakti zamanında bir efendi de demiş hatta; “Allah’ı bilmesem buna tapacaktım az daha”…

Para, icadından beri Dünya’da geçerli bir senet, anca burada. Keza; “kefenin cebi yok”.. Ve paran varsa borcun var aslında; o parayı hayra kullanma borcu. Maddi kıymetlerin manevi olana tebdili anca böyle mümkün. Yani “paranın kıymeti yok” da diyemeyiz tam anlamıyla; şu kısacık dünya yaşantısında manevi ecir kazanmaya vesile olma potansiyelinden ötürü.. Lakin araçları amaçlaştırmak önemli bir hata bu bağlamda. Hele ki putlaştırmak…

Nasıl putlaştırılacak para: -temsil ettiği tüm nefsani unsurlarla birlikte- para hırsını insani değerlerin önünde tutmakla, yoksunluğuna duyduğun korkuyla insanlığından çıkmakla, ona gayri meşru kurbanlar adamakla, tehditlerine pabuç bırakmakla, onun vadettikleriyle sarhoş olup Yaradan’ı unutmakla..

O kadar murad edersin ki onu, değerler skalanda en üst mevkiyi verirsin, hep onu ve avanesini zikredersin, öyle ki artık evrensel hiyerarşiyle örtüşemezsin, Hakk’a ihanet etmektesin.. Nitekim suistimalin sonu hüsran! Çünkü dünya ve onun temsili senedi para her zaman kendine hizmet edenleri, kendini put edinenleri, körlemesine peşinden gidenleri, yani müridlerini hüsrana uğratmıştır, uğratacaktır da.. Zira emir böyle!

Anlayacağınız vesile edeni unutup müstakil bir gücü varmış gibi paradan medet umanlar, varlığında şımaran, şımarıklığı zulüme varanlar, satılmışlar, yokluk sınavında ise yoldan çıkanlar; şeyh edindiklerini belki seraplarında uçururlar amma kendileri illa yaya kalır sonunda. Kızgın çölde, tek başına…

 

“Musa şöyle dua etti: ‘Ey Rabbimiz! Sen firavun’a ve etrafındakilere dünya hayatında nice ziynet ve mallar verdin; Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, mallarını mahvet ve kalplerini şiddetle sık, ki o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler”(Yunus 10;88)

 

Bugün paraya tapanların merkezi Batı’da. Başta Amerika. Neredeyse teslim alınmış bir coğrafya. Onun verdiği gücü, imkanları fazlasıyla suistimal etmekteler; Dünya’nın durumu ortada.. Amerikan doları paranın -sözde- patronu halihazırda. Yönetenleri, bu küreselleşme çağında sömürü için kitle psikolojilerini istedikleri gibi dalgalandırmakta, aleme sınav olmakta. Her milletten aynı önceliklere sahip olanlarla ortaklıkla, nevi zuhur firavuncuklar hal diliyle Allah’a savaş açmışlar adeta…

İşte şimdi büyük bir sınav daha.. Bizim için asıl mesele zulmet pahasına dünyevi çıkarlarını önceleyenlerle Hakk’ı isteyenler arasında(Ve Ali İmran 3;152’den bir bölüm geldi aklıma: “minkum men yuridud dunya ve minkum men yuridul ahirete”, meali “kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu” ya da “kiminiz dünyaya kiminiz ahirete müritti”). Arada kalanlar ise çoğunlukta, sağa sola savrulmakta… Hakikatte; tüm yaradılmışların rızkı O’nun garantisi altında.

Yanlış anlaşılmasın; Dünya gerçeklerini gözardı ederek ekonominin gereklerini yapıp yapmama değil dediğim burada. O vazifemiz, kulluğun gereği; üretmeli, toprağın bize sunduğu nimetleri akılla işlemeli, en iyi şekilde değerlendirmeliyiz elbette. Rabbimiz çalışkan olmayı öğütlüyor, hem güzel ahlakı, adil paylaşımı da.. Dediğim sadece bir önceliklendirme meselesi. Bedellerle ilgili; Dünya için Hakk’ı satacak değiliz ya..

Madem özgürlük istiyoruz, kendi hür kimliğimizle varolmak istiyoruz, kaç yüzyıldır süregelen Batı’ya bağımlılığımızı “yöneten/yönetilen” sarmalından kurtarmak adına bazı bedeller ödeyeceğiz. Bunun kapısı açıldı ki hücumun şiddeti de bence bundan arttı. Şunu bilirsek dayanma gücümüz artar belki; Allah yanımızda! Korku ile, endişe ile, dünyalık derdine düşmüşlüğün bizi esir alması ile, fitne fesat ile hemhal olur bu saiklerle hareket edersek esas silleyi o zaman yeriz ve inanın şiddeti bugünlerle karşılaştırılamaz bile..

 

“Para kaybeden çok kaybeder, arkadaş kaybeden daha da çok kaybeder, inancını kaybeden herşeyini kaybeder”(şaka gibi ama; Eleanor Roosevelt)

 

Haklısınız, içinde bulunduğumuz durumu sıcağı sıcağına değerlendirince düz mantıkla, bu sarmaldan çıkış ihtimali pek mümkün görünmüyor. Herşey kötü, yönetenler fena, imkanlar kıt, düşman güçlü gibi. İstenen tam da bu halbuki; hayalkırıklığı, moral bozukluğu, kırgınlık, kızgınlık, akıl tutulması, umutsuzluk, hep şikayet, sonunda isyan, bölünmüşlük, çöküş ve nihayet mahkumiyet, mahrumiyet…

İnşaallah öyle olmayacak, 15 Temmuz’da da görünüm benzerdi, inanılmaz olan gerçekleşti. Güvenin, devir değişti; Allah yapar kullar şaşar, O’nun planının zuhuru henüz tüm aşamalarıyla tahakkuk etmedi. İnananlar krizi fırsat olarak görmeli; O’nunla ilişkisini değerlendirmeli, daha sıkı çalışmalı, gayret etmeli.. Zalim bizi sevmiyorsa işbirliği yapmadığımız içindir ve o da bize şereftir. Ya Sabır! Allah üzerimizdeki nurunu mutlaka tamamlayacaktır…

Dış tehditlere karşı saflarımızı sıkılaştırdıkta, hücumları savuşturdukta ve omuz omuza mücadele etmenin getirdiği kader birliği etmişlik, kardeşlik duygularıyla; birlikte neyi nasıl daha iyi yapabileceğimizi araştırma ve başarmada hiç olmadığı kadar mesafe kaydedeceğiz, güçleneceğiz sonunda.. Aman, şemsiyesi altından çıkmayalım da; “Allah var, dert yok. Allah var, şeriki yok”..

Merak etmeyin, istedikten sonra, yakında vesile eder erenlerinden birini, o da atıverir havaya terliğini, kafasına vura vura indirir birer birer tüm yalancı şeyhleri. Düşecekleri yer de o uçuran müridlerinin kafası olur tabi ki.. Velhasıl biz yolumuza devam edelim de selametle; kabağın sahibi var! Hu

 

“Andolsun, biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Müjdele sabredenleri!”(Bakara 2;155)

 

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

 

X