"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Mevlana’dan Mevla’ya…

Varlıkta yok olduk mu ki, yoklukta var olalım?..

Baş gözüyle mürşidimi görmek, eteğine yüz sürmek yoktu geçen senede, kardeşlerimle kolkola tevhid edecek meydan yok, çevremizde barış, rahat yok, toplumsal huzurumuz yok, kolay bir geçim yoktu… Ve şimdi de 8 sene düzenli ziyaret sonrasında bir kez daha “Şeb-i Arus” için Konya’da olup, -başta Mevlana Hazretleri- sevdiğim tüm o beldenin ermişlerini ziyaret edip tazelenme imkanı, o da yok. Nefsimin tutunmayı sevdiği görünürlerin birçoğunun hızla ellerimin arasından kaydığı, türlü zahiri putun kırıldığı, iç huzuru korumayı dış şartlardan bağımsızlaştırma gayretimi arttırmak zorunda kaldığım, zor bir sene… “Ne varlığına sevinirim, ne yokluğuna yerinirim” hali, nerede? Biliyorum; “Allahta zorluk yok!”, zorluk nefsimin direnci nispetinde. Tam teslim olabilsek keşke…

 

“Hürriyet” gazetesinde yazarlığa başlamamın 6. sene-i devriyesi ve her sene bu günlerde Şeb-i Arus hakkında, Hz.Mevlana hakkında bir yazı yazmışım mutlaka. Alışmışım! Hazreti Şems-i Tebrizi’nin, Konevi’nin, Ateşbaz-ı Veli’nin, Tavus Sultan’ın, Nasreddin Hoca’nın, Mahmud Hayrani’nin, Rumi’nin huzurunda olmaya.. Öpmeye, dokunmaya, koklamaya.. Yanımda “Derviş Baba”… Yok! Olsaydı derdi ki belki; “Evladım, kişi gönlündekiyle beraberdir nasılsa” Yoksa nasıl olacaktı bu ölümlü dünyada? Nice kimse var ki bedenen yakın, manen uzak ve nicesi de var ki bedenen uzakta ama manen hep yanımızda… Görmediğimiz bir Allah’a kulluk etmeye çalışıyoruz burada! Bir kez bilmişiz ya “Kalu Bela”da…

 

Manevi eğitimim boyunca maddeyi vesile kılıp da manaya ermeyi talim etmişim, zahirden batına yol aramışım. İlerlemişim, ilerleyememişim; sınanmadan bilemezmişim. Ve acaba neleri put edinmişim, sevdiklerimi ne kadar gönlüme indirebilmişim, ne kadar Allah rızası için sevmişim; zamanı gelince görmeliymişim. Çünkü putlar zaten kırılmaya mahkum, çünkü ahiret azığım ancak gönlümü neyle doldurduğum, çünkü Allah rızası için olmayan sevgi zaten gölge misali, hayali.. Fakir değil mi ki ebedi olana, hakikate meftunum? O zaman sızlanmaya hakkım yok! Ya çıtayı düşüreceksin, ya bedeli ödeyeceksin! Ver putları, al Mevla’yı.. Geç suretten, gör sireti.. Gel yakına yakına, ateşe giden pervane misali.. Yok olan yokluktan başkası değil, yakınma… Ve “Bana en sevimlileriniz ve kıyamet gününde bana en yakın olacak olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır”ı (Hz.Muhammed(sav)-hadis/Tirmizi,Sünen,Birr 71) iyi anla!

 

Biliyorum, ne ilkim ne de son. Onca gittim geldim. Huzurunda ağladım, hallerine imrendim. Şimdi haldaş olmaya gelince ise, isyan eder, istemezim; Şems’i gittikte nice haldeydi koca Mevlana? Çare mi kaldı onunla gönülde buluşmaktan başka? Rabıta dedikleri, yalnızca o gün için bir alıştırma. Gerçek olan da bu galiba.. Zikretmek gönüllerde zikredileni; Allah Ya Kafi! Ve tüm sevenleri, sevilenleri orada O’nunla, sonsuza dek birarada. Öyleyse “…La Tahzen, (innallahe meassabirin -Bakara 2;153), innallahe meana…”(Tevbe 9;40); “Hüzünlenme, (muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir), muhakkak ki Allah bizimle beraberdir”…

 

Ve bununla sürura eren gönül artık gam yemeyecektir. Tüm sınavların, bir hikmetin açığa çıkması için olduğunu bilir. Bilir ki elimizden kayanların kimi hayırlısı böyle olduğu içindir, kimi de -ah insanoğlu- bazı şeylerin kıymetini ancak sırlandıklarında anladığı için ona geçici bir derstir ve vakti geldiğinde kendisine iade edilir. Bilir ki Allah rızası dışındaki herşey boştur ve her halükarda geçecektir. Ve bilir ki sabrın sonu selamettir. O halde bunca sıkıntı sonrasında, kalbini temizleyebilmişsen batıldan Hakk yolunda, ölüm çatıp da o son sınav atlatıldıkta geriye kalan sadece ve sadece sevdiklerin olacaktır, hayırlısıyla.. İşte bunu kutlamak için birarada şimdi onca seveni Konya’da; kutlamaya Mevlana Hazretleri’nin “düğün gecesi”ni, öylesi bir kavuşma nasıl düğün olmasın ki! Darısı başımıza…

 

Gözlerimi kapatıyorum, bir açıyorum; fakir Konya’da, döner durur bir meydanda, devran ediyor halaka.. İç halkada o hasretlik güzeller, Derviş Baba da aralarında, zikrimiz çınlıyor semada; Allah Ya Daim, Daim! Ve türbe kapısı bir ilahi okuyor mazharlar vurmaya başladığında:

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme! Rahman(cc) ‘Ben kırık kalplerdeyim’ buyurmadı mı? O halde ne diye üzülürsün ey can? Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan; Gece gibi kapkaranlık nefsini yak!.. ’Derdim var’ diyorsun; Dert insanı Hakk’a götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun. Sanma ki dert sadece sende var. Şunu bil ki; Sendeki derdi nimet sayanlar da var. Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla. Dert nerede ise deva oraya gider. Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider. Soru nerede ise cevap oraya verilir. Gemi nerede ise su oradadır. Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın. Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…

Lâ tahzen! Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz.. ‘Aşık’ olmayana anlatsan da ‘Ben’, ‘Sen’ anlamaz. ‘Hakk’a ulaşmak için yoldur’ desen kimse inanmaz… Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan; Yanmaz, yanamaz… Ayağın kırıldı diye üzülme! Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek. Kuyu dibinde kaldın diye üzülme! Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma! İstediğin bir şey; olursa bir hayır, olmazsa bin hayır ara… Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme: Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir. Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin: Aç da kendini oku ey can! Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta… Ama sen bunun farkında bile değilsin. Derdin ne olursa olsun korkma! Yeter ki umudun Allah olsun… Herkes bir şeye güvenirken; Senin güvencen de Allah olsun. Hiçbir günah, Allah’ın yüce merhametinden büyük değildir ama; Sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi… Ve bir seccade ser odanın bir köşesine, otur ve ağla, dilersen hiç konuşma… O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma. Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır. Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar. Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır. Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin ey can!?

Lâ tahzen! Bir şey olmuyorsa: Ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur. Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler… Onların rızkını düşünen Allah; Seni mi ihmal edecek sanırsın! Yeter ki sen istemeyi bil… Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar. Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler. Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık. Her nereden gam kervanı gelse de.. Aşk derdinde olan kişi; Baş derdinde değildir… Yapılma, yıkılmadadır; Topluluk, dağınıklıkta; Düzeltme, kırılmada; Murat, muratsızlıktadır; Varlık, yoklukta gizlidir… Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması. Ve bilir misin? Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması.. ’Ben’ deyip susması… ’Sen’ deyip ağlamaklı olması… Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar. Eğer Hakk’ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler. Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın. İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler. Sevginin diğer bir adı da sabırdır: Açlığa sabredersin adı ‘oruç’ olur. Acıya sabredersin adı ‘metanet’ olur. İnsanlara sabredersin adı ‘hoşgörü’ olur. Dileğe sabredersin adı ‘dua’ olur. Duygulara sabredersin adı ‘gözyaşı’ olur. Özleme sabredersin adı ‘hasret’ olur. Sevgiye sabredersin adı ‘Aşk’ olur…

Ne istersem ben Mevlâ’dan isterim. Verirse yüceliğidir. Vermezse imtihanımdır… Allah’tan bir şey istersen: Kapı açılır, sen yeterki vurmayı bil!… Ne zaman dersen bilemem ama, açılmaz diye umutsuz olma, yeterki o kapıda durmayı bil…!”(Hz.Mevlana Celaleddin Rumi)

Hu

X