"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Göz göze, öz öze…

Her neye baksa gözün bil sırr-ı Sübhan ondadır / Her ne işitse kulağın mahz-ı Kur’an ondadır / Bir şeye mahlûk gözüyle baksan o mahlûk olur / Hak gözüyle bak ki bi şek nur-u Yezdan andadır (Hz.Niyazi Mısri)

Işık, Hakk’ın nurunun mecazıdır. Bu madde aleminin mana aleminin mecazı olması gibi.. Göz ve kulak, duyu organlarımıza önderlik etmede yarışırlar adeta. Hepsi de manaya vesile olmak yüksek idealiyle, ki vasıl olalım hakikatimize.. Kulak “ol”(kün) emrini duymamız için, göz Rabbimizin heryerdeki ayet(işaret)lerini okumamız için çırpınmada. Nihayet dille de ikrar edilince aynamıza aksedenler, aslına dönesi hepsi.. Dil ise, gönüldür elbette. Aslında göz de onun, kulak da; gönül, sahibini aramada.. Nitekim “Allah göklerin ve yerin nurudur…”(Nur 24;35) ve “…Allah nurunu tamamlayacaktır”(Saff 61;8)

 

Eskiler, görmenin gözün içindeki ilahi ateş(ışık anlamında;nar, ki o da nurun kabasıdır fakirane) marifetiyle mümkün olduğuna inanırlardı. Göz merceği bizdeki enerjiyi ışın halinde dünyaya aktaran bir çeşit ileticiydi. Bugün ise bir göz mütehassısı size aşağı yukarı şöyle söyleyecektir; “Uzaydaki (8,5 dakikalık)yolculuğunun ardından güneşin beyaz ışığı, hiç değişmeyen bir süre zarfında(çünkü Einstein’ın ortaya koyduğu üzere; ışık hızında seyahat, zamanı durdurur) etrafımızdaki dünyayı sarıp sarmalar ve çok renkli bir saçılıma uğrar. Saçılan ışık saydam tabaka ve mercekten geçip retinanın güvenlik ağına düşer. Bu çarpmanın etkisiyle açığa çıkan enerji, ağ tabakadaki proteinlerin kıvrılmasına neden olarak zincirleme bir reaksiyon başlatır ki bu, eğer yeterli sayıda proteinde kıvrılma olursa tek bir retina sinirinin ateşlenmesi ve tek bir ışık zerresinin algılanmasıyla sonuçlanır”…(Gavin Francis-İnsan Vücuduna Seyahat/Domingo,ç.Şiirsel Taş)

 

Bu mecazdan hakikate gitmeye çalışırsak biz de; Aynı biçimde yüzünü Hakk’a dönen kimsenin gönül gözü O’nun nurunu alıcıdır. Gördüğüne göre eylemlerini gerçekleştiren biri gibi, bunun(çoklukta birlik/birlikte çokluk) manasına vakıf, gönül aynası temiz kişi de Rabbinin nurunu pekala yansıtır. Göz kalbe, kalp sahibine… Bağlantı tamamdır. “İnsan, adeta sırf gözden, yani derûnî idrakten ibarettir. Geriye kalansa deridir, ceseddir. Hakikî göz ise, ancak dostu gören, yani onu idrak etmiş olandır. Dostu görmeyen gözü, sen göz sayma!” diyen Hz.Mevlana “Müminin ferasetinden(sezgisinden, anlayışından) korkunuz(ya da ferasetine sığınınız). Çünkü o Aziz ve Celil olan Allah’ın nuru ile bakar” hadisini ne güzel açımlar. Keza Tasavvuf ehli için göz aslen Allah'ın cemalini müşahede etmede bir araçtır. Ve “Nur Cemali”ni görenler “Cemal”i(Güzelliği) hatırlatanların başında gelir. Yeter ki bakanın gözlerinde perde olmaya…

 

“Onlar ki, Beni hatırlatan âyetlerimden gözleri bir örtü içindeydi. İşitmeye de tahammül edemiyorlardı”..(Kehf 18;101)

Göz nefse bağlı çalıştığında körleşir. “Kör göz, tabiat karanlığına(zulmete) düşmüştür, ondan başka hiçbir şey görmez. Görür göz, Allah’ın nuru ile bakar. Her şeyin O’nunla kaim olduğunu görür. Kendisini (müstakil bir varlık olarak) görmez”(H.Y.) Kendine verilmiş görme aracı “göz”(ayn) nimetini (cüzi)özgür iradesine bağlı olarak hakikate yöneltme yerine zulmetle ilişkilendiren, emanete hıyanet etmesi sonucu kendi kendine zulmetmekle (manevi)körlüğe duçar olur. “Gözün en mutlu olduğu zaman, kapalı olduğu anlardır; oysa işe yaraması için açık olması gerekir”(Hector Chawla-a.g.y.) Dolayısıyla uyanmamak için ısrar eden ve artık bunu huy edinenin -korkulur ki- hal diliyle sürekli yazıp gönderdiği körlük dilekçesi bir noktadan sonra Hakk Teala tarafından mühürlenir. Bakara suresinde(7.ayet); “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır” denilmiştir.

 

Dünyamız, başta da bedenimiz mana aleminden ibretlik misallere remizdir. Bu alemde de gözlerimize perde iner, görmez olabiliriz. Mesela katarakt göze inen bir perde olarak birkaç bin senedir hekimleri meşgul eden bir göz rahatsızlığıdır ve tedavisi artık çoğunluk başarıyla yapılabilmektedir. “Katarakt’ sözcüğü, Yunanca ’şelale’ ya da ‘yukarıdan aşağıya inen kale kapısı’ anlamına gelen ‘kataraktes’ sözcüğünden gelir”(Gavin Francis-a.g.y.) Saydamlığını kaybeden opaklaşmış göz merceğinin görüş alanından çıkarılmasıyla(ve gerekse yerine yeni mercek takılmasıyla) tedavi edilir. İşte bu da basiret sahibi gönül ustalarının -Allah’tan bir vesile olarak(O’nun izniyle)- kendilerine manevi rahatsızlıkları sebebiyle başvuran taliplerin gönüllerini iyileştirmelerine, kalplerinin katılığını(ve dolayısıyla körlüğünü) giderecek müdahaleleri yapmalarına benzer. “Katarakt ameliyatı bir zamanlar, korkunç acı vermesine rağmen gözküresi kesilip mercek dışarı çıkarılırken başını ve gözünü sabit tutması gereken hastanın olağanüstü özdenetimli olmasını gerektiriyordu”(a.g.y.) Misal, gönül ameliyatları sürecinde talibin(hastanın) mürşidine(doktoruna) karşı edebi olarak halen geçerlidir. Ve aslında bir yerde Rabbimize karşı edebimizdir.. “Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!”(Müminun 23;78)

 

“Çift yarık deneyi” ile gören gözün tüm aleme nasıl etki ettiğini ortaya koyan parçacık(kuantum) fiziği de şahitlik eden bir bilincin asli önemini kendi diliyle izhar etmiştir. Belki de bütün mesele görmek ve görülmek, dolayısıyla bilmek ve bilinmek yani sevmek ve sevilmektir. Göz kulak gönle, gönül de bu şekilde Yaradan’ın rızasını kazanmaya vesiledir. Hoş nazarla bakmak, hoş görmek ne güzel şeydir! Bence kem gözlerden sakınmaktan evvel kem gözlülükten sakınmak elzemdir. “Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de”(Mümin 40;19).. Daha gözünü koruyamayan başka şeyi gözü gibi nasıl korusun ki. O halde en iyi tedavi(ve edep) öncelikle hastalıktan korunmaktır. Anlaşılan Rabbimiz de bizim için bunu ister. Ve nasihat eder; “Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı hem de daha süreklidir”(TaHa 20;131), “(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır”(Nur 24;30, ve devamında aynı nasihat benzer şekilde kadınlar için de tekrarlanır)…

 

Rahman, nasihatleri bize Resulullah diliyle eder, çünkü onun “gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı” ve “gözü şaşmadı, sınırı da aşmadı”(Necm 53;11,17..). Böylelikle gözünün Hak, sözünün Hak olduğu açıklandı. Ki gözler ruhun aynası, “Nur-u Muhammedi” aynanın sırrı, dahası yaratılmış herşeyin özüdür… Ancak; “Gözler O’nu(zatını) göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir”(Enam 6;103) Gerçekten de “aşığın gözü kördür”, lakin bildiğimiz gibi değil. Ayrılık gayrılıkla anlaşılır iş değil.. Velhasıl Aşık Yunus der ki; “Cân gözi anı gördi dil andan haber virdi / Cân içinde oturmış gönlümi Arş eyledi”.. Allah hepimize göz(gönül) aydınlığı(nuru) versin, gözden öze(ayn’el yakîne oradan Hakk’el yakîne) eriştirsin! Göz göze, öz öze… Aşk olsun! Hu

 

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI