"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

“Geleneksel Tasavvuf”un çeperine takılan revaçta bağzı eğilimler…

Acaba karanlık giderek kesifleştiğinden midir insanların aydınlığa özleminin artması, yoksa tam tersi bir aydınlanma çağını mı müjdeliyor insanların manevi arayışlarının dikkat çekici bir biçimde belirginleşmesi? Yoksa fakir kendimi mi görüyorum dönen aynalarda?

Belki de iletişim çağının azizliğiyle seçici algımızın kesişiminin meydana çıkardığı bir tablo; Neredeyse tüm manevi yollara müthiş bir ilgi var şimdilerde! Ve bu tabi ki iyi bir şey. Ancak bu ilgiyi suistimal edebileceklerin artışı gibi, rehbersiz yola çıkan heveskarların takılması muhtemel engebelerin varlığı da dikkate alınmalı..

 

Velhasıl Tasavvuf da artan mevzubahis ilgiden nasibini alıyor. Tasavvuf’un, -bilhassa da bu topraklardan mayalananların tevessül edeceği- yolların başında gelmesi çok doğal. Hz.Mevlana’sıyla Hz.Yunus Emre’siyle pek çok veli kulun, Evliyaullah’ın civarımızdaki, hatıramızdaki, en önemlisi de gönlümüzdeki seçkin yeri bu cihete yönelme şevkimizi artıran başlıca unsur. Bahçemizde öyle bir ağaç ki, hiç durmadan meyve veriyor. Ve biliriz, dünya tatlısıdır o meyveler; güveniriz… Keza yolun kendisinden ziyade yol kesenlerdendir olası korkumuz! Bazen bir öteki(!), bazen de bizzat kendi nefsimiz…

 

Geçen hafta “Marifet” ve dolayısıyla “Tasavvuf” yolunda ilerlemeye niyet edenlerin başlıca yanılma sebepleriyle yoldan saptıran temel hataları ele almıştık. Tasavvuf, bereketi Hakk’ın ilim ve muhabbetinden kaynaklanan bir rahmet deryası olduğu için herkesin istidadınca faydalanması kadar doğal bir şey olamaz. Lakin bunun bir de adabı vardır. Hele ki şişeleyip kendi etiketinle satmaya kalkışırsan, kaynağın sahibiyle sıkıntı yaşarsın. Hiçlik yolu haksızlığı da vefasızlığı da kaldırmaz.

 

Bu bakımdan yollarda kaybolmamak için, istemeden vebal altında kalmamak için, günümüzde “Geleneksel Tasavvuf”un çeperine takılan revaçta bazı eğilimleri ele alan bir tasnife giriştim haddim olmayarak. Ki her Tasavvuf adına kelam edenin yahut her “ben dervişim” iddasında bulunanın bu yolu temsil etme kabiliyetinde olmadığı anlaşılsın ve bu konuda ehlinden başkasından kerteriz alınmaya kalkışılmasın. “Tasavvuf”un çeperinde takılı kalıp da aslında hakikaten başı koltuğun altına alarak içine dalmak isteyen varsa, haline uyansın da tez vakitte kendine canlı kanlı bir hakiki mürşid bulup bu deryaya öyle dalsın. İlerlemek için tevazuyu elden bırakmadan erenlerin haliyle hallenmeye çalışsın, yoksa yan yollarda laf-ü güzafla, zancılıkla fazla oyalanmasın…

 

Ve işte “Geleneksel Tasavvuf”un çeperine takılan saptayabildiğim revaçta bağzı eğilimler:

 

* Akademik Tasavvuf; Tasavvuf, kendi kitabını okumayı gerektirir. Hal ilmidir. Bir okutmanın müfredattan öğretebileceklerini aşar. Uygulama alanı tüm hayata taşar. Aşk gerektir. Akademilerde öğretilen (bir mürşid-i kamil nezdinde olmadıkça) ancak “Tasavvuf felsefesi” olabilir. Çok faydalı da olabilir. Ve dahi teşvik edilmelidir. Talip için iyi bir hazırlık aşaması yahut “seyr-i süluk”unu tamamlayıcı bir süreç olarak değerlendirilebilir. Sorun, kimi Tasavvuf bölümünden mezun olanların, bu konuda yüksek lisans, doktora vs yapmış olanların bu şekilde kendilerini kemale ulaşmış zannedip, “Geleneksel Tasavvuf”u temsil haklarını salt kendilerinde görmelerinden ve geleneksel Tasavvuf okullarına, yöntemlerine, alaylı dervişlere tepeden bakmak suretiyle kibirlenmelerinden ve tahakküme varan yaklaşımlarından kaynaklanır. Günümüz medyasında “Tasavvuf” adına daha ziyade bu gibi kimselere yer verilmektedir.

 

* Tatlı Su Tasavvufu; Tasavvuf herşeyi yerli yerinde söylemenin, yapmanın ilmidir. Cemali sıfatlar kadar celali sıfatların da yeri vardır. Önemli olan yapılanların Allah rızası için yapılmasıdır. Suya sabuna bulaşmamak, bir tokat atana öbür yanağını çevirecekmiş gibi bir görüntü vermek (ama başa bela geldiğinde nefsini kontrol edememek) illa kemale ermenin göstergeleri olmayabilir. Hep sevgi, aşk, hoşgörüden bahsedip de barış için, adalet için ‘verilmesi gereken mücadeleden kaçmak’ işine gelenlerin, Tasavvufu fazlasıyla romantize ederek nefs terbiyesini sulandıranların ve bu gibi olmayan mücahid karakterli mert kimseleri beğenmeyen gayri ciddi kimselerin tasavvufudur.

 

* Kavgacı Tasavvuf; Bu da “tatlı su tasavvufçuları”nın tam tersine “nefs terbiyesi, cihat, adalet vb” kavramlara sığınıp sürekli hayatla kavga eden, dervişliğin daha ilk düsturu olan “kusur gören gözleri kör etmek”ten haberdar olmayan, “hüsn-ü zan”ı ahmaklık zannedenlerin tasavvufudur.

 

* Burjuva Tasavvufu; Buna “Sosyetik Tasavvuf” da diyebiliriz. Bu gibi kimseler maddiyattan sıkılmış olup, kendini eğlendirmek için macera arayan tiplerdir. Aslında bir yola sadık kalmak istemezler. Daha ziyade -çoğunlukla kendileri de farkında olmadan- “bunu da hallettim” gibisinden her konuda başarılı olabileceklerini kanıtlama peşindedirler. Moda olduğu için Tasavvufa meylederler, o moda geçerse yeni moda neyse onun peşinde devam edecektirler. Yahut rahatlarından taviz verecekleri aşamalar gelirse, bir kılıf uydurup yoldan saparlar. Bunlar için “Tasavvuf” tüketilecek yeni bir hevestir. Ve kendileri yola uyacaklarına yolu kendilerine uydurup sonunda olmayacak şeyi “ben yaptım oldu”ya getirirler. Genelde bilgiç de olurlar.

 

* Şekilci Tasavvuf; Bu mutasavvıflar(!) şekillere takılı kalmışlardır. Sufi gibi giyinmek, o jargonu kullanmak, ibadetleri şeklen doğru yapmak, sayıları tutturmak, yani görüntüyü kurtarmak önemlidir. Elbette taklitten tahkike varılabilir veya zahirden batına, maddeden manaya yol bulunabilir. Ancak bu gibi kimseler kendilerine kolay gelen alanda kalmanın zevkini bırakıp da kendilerine tehlikeli gelen daha soyut alanlara geçmeye cesaret etmede zorluk yaşarlar. Esas sorun herkesin de bu şeklî kriterlere göre değerlendirilmesini doğru bulmalarıdır. Halbuki kimsenin kalbini açıp da bakamazlar, dolayısıyla buradan geçene değin kısmen a’ma kalırlar.

 

* Ezoterik Tasavvuf; Bu gibiler “Şekilci Tasavvuf”un zıttı eğilimdekilerdir. Aşırı bir mistik deneyim açlıkları vardır. Çoğunlukla bu deneyimi hayal güçleriyle oldurtmaya çalışır, gerçek dışını gerçeküstüyle karıştırırlar. Nefs terbiyesi olmadan “ilm-i ledün” peşinde koşarlar. Genelde akılları bir karış havada olur. Dolayısıyla rüyalar, melekler, evliyalar, her yerden yağan manalar aslında nefislerinin hoşuna gidecek şekilde tasarlanırlar. Kolaylıkla şer güçlerin kandırmasına maruz kalasıdırlar. Fal, yıldızlar, cinler, uzaylılar, esmaların ilmi, kitapların ezoterik açılımları bunlardan sorulur. Ama hallerinde hal-i Muhammedi’den pek eser bulunmaz. Amaç hasıl olmaz.

 

* Sufizm; Bu, “Tasavvuf”un Batı dillerindeki karşılığıdır. Dolayısıyla gerek kavramsallaştırması olsun, gerek içinin doldurulması olsun Batılı değerlerin “Sufism” başlığı altında o kültüre maledilmesi olarak yapılanır. Tasavvufa “sufism” demek Allah’a(cc) “god” demek gibidir. Dikkat edilmezse müthiş bir anlam kayması, yozlaşma ve hatta Tasavvuf’un, Batı’nın Dünya’ya pazarladığı kültürel emperyalizm projelerinden biri haline gelmesiyle sonuçlanabilir. Dünya’da popülerliği artmakta olan bir yaklaşım olup İslam’dan farklı hatta İslam’a alternatif bir akım olarak dahi değerlendirilebilmektedir.

 

* Parsiyel Tasavvuf; Bu yaklaşım Tasavvuf’un bütünlükçü anlayışını yok sayan ve öğretinin içinden işine gelenleri cımbızlayarak alanların yaklaşımıdır. Belki de en revaçta yaklaşım budur çünkü Tasavvuf’un, kişilerin kapasite ve durumlarını dikkate alan esnekliğinin arkasına gizlenebilinip meşrulaştırılabilirdir. Sorun, uyarlamaları bir ustanın değil de kişinin kendi nefsine göre kendisinin yapmasıdır. Belki “Alıntı Tasavvufu” da bu yaklaşımın bir kolu olarak düşünülebilir. Alıntı tasavvufçuları da yolun büyüklerinden yaptıkları alıntı ve paylaşımlarla “Sufi” yahut en azından yolun sempatizanı görünümündedirler. Paylaşımlarını hal edinip edinmedikleri pek az önem taşır. Bu yaklaşım imaj yönetiminin yanısıra çoğu zaman da kişilerin yapmak isteyip yapamadıklarından dolayı duyulan sıkıntıyı geçiştirmek için kullanılır.

 

* Cemaatçi Tasavvuf; Cemaat olmakta bereket vardır. Cemaat, bencillikten “biz olma” olgusuna geçmek, dolayısıyla tevhide ermek için önemli bir alan olabilmektedir. Ayrıştırıcı değil, birleştirici olmak esastır. Bizim burada bahsettiğimiz ise kardeşliği, toplumsallığı, paylaşımcılığı geliştirmekten çok cemaat olmanın basit faydalarından yararlanmak için bir Tasavvuf muhitine dahil olmanın adıdır. Bir elite dahil olarak kendini ispat yoluna gitmek de bu yaklaşımın içinde mütalaa edilebilir. Bir topluluğa, nefsine cazip gelen bazı kazanımlar peşinde girip, çok benimsemese de onlardan görünmek için cemaat kurallarına uyanların tasavvufudur.

 

* Benci Tasavvuf; Bu da “Cemaatçi Tasavvuf” yaklaşımının karşısında yeralan yaklaşımdır. Kişi hep ayrı ve farklı olmak ister, bunu “özgünlük” kavramıyla savunur. Şüphesiz “bencillik” insanı körleştirir. Benmerkezcilik kişiyi kendini tanrı sanmasına kadar götürebilir. Ve bu da Tasavvuf’un içinde doğru anlaşılması gereken bazı hikmetlerle perdelenebilir. Halbuki esas olan kendi için istediği hayrı kardeşi için de istemek, paylaşımcılık, yardımseverlik, bilhassa da kibirsizliktir.

 

* Siyasi Tasavvuf; Siyaset, seyislikle bağlantılı olup, aslında nefsi idare etmenin ilim ve sanatıdır. Bu ilim toplumu idare etmeye de uyarlanmıştır. Tabi ki nefs terbiyesi, güzel ahlak, edep, eğitim, hakça yönetim vb kavramları hakkında Tasavvuf erbabının da fikirleri, önermeleri olacaktır. Lakin burada ele aldığımız yaklaşım, haddi aşacak şekilde, bilhassa da siyasi rant sağlayarak kendine ve yandaşlarına güç devşirmek, bunu da takiyeci, makyavelist yöntemlerle yapmanın adıdır. Malumunuz bu güç zehirlenmesine maruz kalan tasavvufi yollar hem Din-i İslam’a hem toplumumuza faydadan çok zarar vermişlerdir. Tasavvuf ehlinin, arzu edenlere, çıkar gözetmeksizin ve dahi doğruları söylemekten çekinmeksizin danışmanlık yapmanın, nasihat etmenin, halka Hakk için hizmet etmenin ötesine geçmeleri efdal değildir.

 

* Ticari Tasavvuf; Bu da “Siyasi Tasavvuf” gibi ama bu sefer ticari rant sağlamak üzere Tasavvufu kullananların tasavvufudur. “Tasavvuf, Hakk rızası için halka hizmet etmeyi gerektirir” demiştik. Kuşkusuz bu hizmetin zirve noktası bir gönül uyandırmak, bir kimsenin hidayetine vesile olabilmektir. Bu bakımdan Hz.Peygamber(sav) başta olmak üzere Peygamber Hazeratı ve Evliyaullah örnek alınmaktadır. Ve bu zatların başlıca özelliklerinden biri Hakk sohbetini, tebliğ vazifelerini ve irşadı Allah rızası dışında hiçbir çıkar gözetmeksizin yapmalarıdır. Tasavvuf yolundakilerin ticaretle meşgul olmaları ne kadar meşruysa Tasavvufu ticari rant sağlamak için kullanmak da o kadar abestir. Ne yazık ki rant imkanı olan alanlar iştahları kabartmakta ve bu yollara tenezzül edenler olabilmektedir. Bu, Tasavvuf öğretisinin aksini savunmasına rağmen yapılabilmekteyse, yapanları Geleneksel Tasavvuf’un dışında kabul etmek sanırım daha doğru olacaktır.

 

* Anti Tasavvuf; Anti tasavvufçular, sürekli Tasavvufa karşı söylem ve eylem geliştirmek suretiyle Tasavvufa tersinden bağlananlardır. Bunlar, çoğunlukla Tasavvuf hakkında pek çok mutasavvıftan daha fazla malumata sahip olup da bağnazca karşıtlıklarından ötürü bu malumatı bilgiye, bilgeliğe dönüştüremezler. Düşmanlığa ayırdıkları zaman ve enerjiyi katkı sağlamaya harcasalar birçoklarından daha iyi derviş olasıdırlar.

 

* Başsız Tasavvuf(yahut Vefasız Tasavvufçular); Hikmetin kaynağına, aktarıcılarına saygı, sevgi, vefa duymadan bu işin olacağını sananlardır. Genelinde baş olma sevdası baskındır ve bir rehber, usta yahut mürşid kabul etmemelerinden kasıt kendileri dışındakilerdir. Yani kendi kendilerinin mürşididirler, böylelikle aslında aynasızdırlar. Tasavvuf yoluyla, biriktirdikleri malumat ve zanları dışında bir bağları yoktur, himmet kaynağından kopukturlar. En fenası da hem Tasavvuf ilmiyle iştigal edip hem de Hz.Peygamber’siz(sav), Ehl-i Beyt’siz bir sistemin parçası olanlardır. Bunlar Allah’ın(cc) sevdikleri sevilmeden Allah’ı sevmenin noksanlığının ayırdında olmasalar gerektir…

 

Söylemek isterim ki bu gibi eğilimlere kapılanların önemli bir kısmı eğer kalplerinde arayışlarına dair bir parça samimiyet barındırıyorlarsa, hakiki bir mürşid eline düşseler, o mürşid onları yanılgılarına uyandırabilir ve deneyimlerini de o kişinin hayrına olacak şekilde değerlendirebilir. Yeter ki inat, cehalet ve kibirde ısrar kökleşmiş olmasın, kalplerde bir buğday tanesi kadar olsun muhabbet bulunsun da, bu yoldan ve o mürşid elinden hidayet nasip olsun.

Nitekim itiraf etmeliyim ki bu yazıyı yazmamdaki en büyük kolaylık, tüm bu eğilimlerden nefsimde eser bulmamdan kaynaklandı. Velakin en büyük lütuf da Hakk Teala’nın karşıma hidayet vesilesi bir mürşid, yolunda bir rehber, “Derviş Baba”mı çıkarması oldu. Dilerim Rabbim niyeti tamamına erdirmekte yar ve yardımcı ola. Ve tüm yol arayanlara da. Gerisi ise, yeter ki iddiacılığa kapılmasınlar, Tasavvuf geleneğinden alabildiklerini alsınlar, Ahlak-i Muhammedi’yle ahlaklanıp iyi insan olmaya çalışsınlar, gönüllerinde aşka yer açsınlar, sevileni sevsinler. Allah Kerim, Rahman ve Rahim! Hu

 

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

 

X