"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

“Erenler Bahçesinden Fıkralar”

Bu hafta, Selahattin Güngör’ün derlediği 1971 basımlı “Erenler Bahçesinden - 400 fıkra”(Türkiye Yayınevi) kitabından ufak bir seçkiyi sizler için kendimce kaleme aldım. “Aşıkların eğlencesi tevhid olur” derler ya, e fıkraları da aşağıda okuyacaklarınız misali:

“Hüsn-ü zan”ın böylesi

Talha oğlu Yahya Efendi cömert ve bilge bir kimse idi. Bir gün karısı ona sitem etti; “Bey, senin ne biçin arkadaşların var ki durumun iyi olup elin genişlediği zaman seni ziyaret ederler, fakirlik günlerinde ise yanına yaklaşmazlar?” Yahya Efendi şu cevabı verdi; “Aslında onların bu muamelesi benim daha hoşuma gider. Çünkü biz ihsan edebilecek kudretteyken gelirler ve bizim onlara iyiliğimiz dokunur. Sanırım elimiz dardayken yanımıza gelmemeleri, ‘bir şey veremeyecek durumda bulunduğumuz vakit biz mahçup olmayalım diye’dir”

 

İzzet-i nefs

Rivayet ederler ki eski Osmanlı Mebusan Meclisi ikinci reisi Abdülaziz Mecdi Efendi vakıflar idaresi müsteşarlığında bulunduğu bir sırada işlerin gecikmesini bahane eden bir yöneticinin hakaretamiz sözlerine maruz kalmıştı. Abdülaziz Mecdi Efendi haksız yere edilen bunca lafı büyük bir soğukkanlılıkla dinledi ve o yönetici de hırsını aldıktan bir süre sonra çekti gitti. Duruma şahit olan iş arkadaşı dayanamadı; “Yahu bu kadarı da fazla. Herif sana olmadık laflar etti, gıkını bile çıkarmadın. Nerede kaldı izzet-i nefsin? Şu cevabı vermiş Abdülaziz Mecdi Efendi; “Bizde nefs yok ki izzeti olsun!

 

Kurban Bayramında kurban yerine nefsini kurban edenlerin dualarının kabul edilmesi durumu

Yine bir hac mevsimiydi. Fakir delikanlı kurban kesecek durumu olmamasının üzüntüsüyle secdeye vardı ve; “Ya Rabbi, şimdi burada herkes Senin rızan için küçükbaş, büyükbaş hayvanlar kurban ederek Sana yakınlaşmaya çalışacak. Ama ben fakirim, Sana kurban edecek nefsimden başka bir şeyim yok. Lütfen ve keremen bu kurbanı kabul duyur” diye öyle bir yakarış yakardı ki, az sonra yüzükoyun yere düştüğünü görenler yanına vardıkta duasının kabul olunduğunu gördüler; delikanlı Rabbine kurban olup O’nun rahmetine kavuşmuştu.

 

Hazreti Hasan’ın latifesi

İmam-ı Hasan Hazretleri, -ola ki bir meseleyi görüşmek üzere- Muaviye’nin yemek davetini kabul etmişti. Hazreti Hasan etrafındakilere ikram etmek üzere, önüne getirilen kızarmış tavuğu eliyle parçalarken, Muaviye; “Ya Hasan, tavuğu öyle paraladınız ki, neredeyse annesiyle aranızda bir düşmanlık olduğuna hükmedeceğim” Hazreti İmam derhal cevabını verir; “Ya Muaviye, tavuğu bu kadar himaye ettiğinize bakılırsa, neredeyse annesiyle bir akrabalığınız olduğuna hükmedeceğim!”

 

Hak yerini bulsun

Vaktin İran Şahı’nın hizmetlisi bir sahana dizili birbirinden lezzetli yiyecekleri efendisine getiriyordu ki nasıl olduysa ayağı sürçtü ve taşıdığı sahandaki yemeğin suyu azıcık Padişah’ın üzerine sıçradı. Şah da hiddetli bir gününde olacak, anında hizmetlisinin başının vurulması için buyruk verdi. Bunu duyan hizmetli gayet sakin, sahandaki tüm yemekleri efendisinin başından aşağı boca etti. “Bu ne terbiyesizlik!” diye gürledi Padişah. Aslında hizmetli, efendisini severdi. Başı önüne eğik cevap verdi; “Sultanım, ilkin üzerinize istemeden yemek sıçratmıştım. Özür dilerim. Lakin sonrasında yaptığım kendi rızamla idi. Çünkü eğer kazayla üzerinize sıçrattığım yemek için beni idam ettirecek olsaydınız bu, halk arasında dedikoduya sebep olacak, sizin için “zalim hükümdar” denilecek, belki itibarınız sarsılacaktı. Ama şimdi herkes, bilerek Padişahlarının kafasından aşağı bir sahan yemeği döken kimsenin idamı hakettiğinde hemfikir olacaktır. Böylece dilerim size zeval gelmez, zira siz halkınız ve hizmetlileriniz için gayreti çok olan iyi bir hükümdarsınız..” Bu hikmetli sözleri duyan Şah, hizmetlisini affetmekle kalmadı, ona bilgeliği ve açık yürekliliğinden ötürü cömertçe ihsanlarda bulundu.

 

İkbal ve idbar

Bilgeye sormuşlar; “neden ikbale doğru yükseliş ağır ağır olur da felaket ve edbara uğrayış gayet hızlı olur, nedir bunun sebebi?” ve şu cevabı almışlar; “ikbale doğru yükseliş merdivenden çıkmak gibidir. Dolayısıyla yükseliş ağır ağır olur. İdbar(geriye gitmek) ise bunun tam tersidir. Merdivenden düşen kimse nasıl paldır küldür aşağı yuvarlanırsa, idbara uğrayan kişi de bu şekilde bir anda kendini felaket uçurumunda bulur.

 

Hangileri şehit?

(Kendisi de Müslüman olan) Timurlenk Halep’i ele geçirirken çok Müslüman kanı akıtmıştı. Derken Halep’in din alimlerini ve büyüklerini toplantıya çağırdı ve kendilerine şöyle hitab etti: “Ey Halep temsilcileri sorumu dikkatlice düşünün, içinizde en ilim ve fazl sahibi kimse o cevap versin; “aramızdaki savaşlarda iki taraftan da pek çok adam öldü. Bunların hangileri şehittir, hangileri değildir?” Kimse ağzını açamıyordu, ta ki İbnişşahne ayağa kalkarak söz aldı ve; “Kim hakikaten Allah ismini yüceltmek için dövüşmüşse o şehittir, diğerleri değildir” dedi. Cevap Timurlenk’in de hoşuna gitti ve Halepli alime iltifatlarda bulundu.

 

Pir’e küfür

Seyyid Ahmed er-Rifai Hazretleri birgün müridlerine “sakın bana küfredip vebal altında kalmayasınız” buyurmuş. Dervişlerinden biri; “Aman Efendim, o nasıl söz, biz size nasıl olur da küfredebiliriz” deyince de şu cevabı vermiş; “Benim yapmadığım (fena) şeyleri yaparsanız bana küfretmiş olursunuz”

 

Başka kapı

Dervişin biri çokça ibadet eder, Allah adını ağzından düşürmezmiş. Bir gün secdeye varıp dua ederken kulağına bir nida gelmiş; “Ey kulum, bu kapı artık sana kapanmıştır. Artık kendine başka kapı ara” Derviş; “bu, şeytanın beni Rabbimden ayırmak için bir hilesidir” düşüncesiyle kelama itibar etmediği gibi taat ve ibadetlerini artırmış. Fakat çok geçmeden kulağına aynı nida ilişmiş; “Ben, sana git kendine başka kapı ara demedim mi?” Artık bunun Hakk’tan geldiğine ikna olan Derviş secdeye kapanarak can havliyle haykırmış; “Yarabbi, senin kapından başka kapı mı var ki fakiri oraya gönderiyorsun!” Ve Hakk’ın nidasını tekrar duymuş; “Seni tecrübe ettim ey kulum. Üzülme… Her ne muradın var ise kabulumdur…

 

Allah bizi kapısından ayırmasın, aşk, ilim ve edep süsleriyle süslesin, yolunda gayretimizi artırsın, “kulum” dediklerinden eylesin, sevdikleriyle haşreylesin, sevmediklerinden uzak eylesin, şerlilerin şerrinden ve dahi kendi şerrimizden bizi muhafaza etsin. Ahir zaman, zor zaman, sonumuzu hayreyle Ya Selam! Hu

 

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

 

X