"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Cucina Sufi(Sufi mutfağı)…

"Allah indinde en iyi yemek başkalarıyla paylaştığındır" (Hadis)

Geçenlerde İstanbul'dan Çankırı'ya yolculuğumuz sırasında İtalyan derviş Hüseyin kardeş ile arabada yan yana düştük. E boş durulur mu; "Birarada faydalı ne yapabiliriz?" idi sohbetimizin konusu.. Sicilya'lı Hüseyinimiz profesyonel aşçıdır aynı zamanda, dolayısıyla onun bu meziyetinden faydalanmak isabetli olacaktı. Madem fakir de haftalık sohbetler yapmaya çalışıyordum bir süredir 'Balat - Derviş Baba Kahvehanesi'nde; "Tasavvuf ve beslenme" konulu, yemekli bir sohbet gecesi kurgulamaya niyet ettik birlikte.. Sadece Hüseyin'in hazırlayacağı mönü üzerinden tasavvufu anlatabilmek mümkün olmalıydı. Fakir mutlaka değinmek istediğim hususları anlattım ve kardeşim de buna göre oldukça yenilikçi bir yorumla, müthiş bir yemek listesi hazırladı. İşte ortaya çıkan mönü:

- Lazanya / Bitter çikolatalı köfte / Krem Brüle
Bu görünüşte sıradışı ve fakat son derece 'Sufi' mönümüz kahvehane işletmecisi hanımlar tarafından riskli bulunmuş olacak ki onlar da önden servis edilecek bir çorba(mercimek) ve sofrada ortaya konulacak bol yeşillikli bir salata hazırladılar ayrıca..

"Haram ateştir" (Hadis)
Yemeğimizin içeriğinde dinimize göre yasaklanmış birşeyin yer almaması önemliydi; kan, leş, domuz eti, etçil vahşi hayvanlar, alkol, uyuşturucu… Tasavvufi beslenmenin merkezinde bedenimize alacağımız gıdaların 'helal' olması vardır. Bizler bugün maalesef eski dergah kültüründe olduğu gibi ekseri yiyeceğimizi toprağından, tohumuna, suyuna, hayvanın yemine helalliği gözetilerek ekme biçme, işleme imkanlarından yoksunuz. O yüzden satın alınan malzemenin emeğimizle kazanılmış helal parayla olmasına özen gösterebiliyoruz ancak. Ve yemek hazırlanırken her aşamada en azından 'Besmele' okunmasına…
Tasavvufi beslenmenin bir başka önemli niteliği de yemek yemedeki maksadın yaşamı hayırlı ameller işleyecek şekilde idame ettirmek, kulluk vazifemizi layıkıyla yapabilmek üzere bedenimize ihtiyaçlarını vermek olduğunun gözetilmesidir. Sufi'nin hayatını 'Kuran ve Sünnet'e uygun tanzim etme gayreti bu alanda da ifadesini bulur. Keza Kuran'da doğru ve sağlıklı beslenmenin ipuçları yeterince verilmiştir(beden ve ruh sağlığı ile ilgili doğrudan 30 kadar, dolaylı 200 civarında ayet) ve Hz.Peygamber'in(sav) yaşamından aktarılan türlü hadisler de bu konunun etraflıca anlaşılmasına hizmet eder.

"Kendisine ikram edilen yemeğe burun kıvırması kişiye kötülük olarak yeter" (Hadis)
Hazırlanan yemeği paylaşmak üzere sofraya yerleştik ve sünnete uygun olarak "Bismillah" deyip ağzımıza bir parça tuz alarak yemeğimize başladık. Belki yer sofrasında yemek, elle ortadaki tek kaptan yemek gibi sünnetleri yerine getiremedik ama, çağın gerektirdikleriyle uyumlu, sofradaki herkesin halini düşünüp yemeği onlar için zorlu bir hale getirmeden, İslami tasavvufun özünden çok uzak düşmemeyi umarım becerebilmişizdir. Bu gibi durumlarda kusur ve noksanlarımızdan ziyade hüsnü zanla kazanımlara vurgu yapmayı tercih ediyorum fakir. En azından soframız temizdi, ellerimizi yıkayıp oturduk sofraya biz de, oburluk etmemeye, israf olmamasına özen gösterdik, salata tabakları ortada idi sembolik olarak aynı tabaktan paylaşmayı bize tattıran, elle bölüp paylaştırdık tam ekmeği, neşeli ve yapıcıydı sohbetimiz sofrada, çok su içmedik yemekle, yavaş yedik yemeğimizi, ne çok sıcak ne çok soğuktu lokma, kimse burun kıvırmadı önüne gelene ve olmazsa olmaz 'şükür duası' ettik yemeğin sonunda; "Bizi kana kana doyurup içiren Allah'a(cc), nankörlük yapmaksızın sonsuz hamdolsun!"

Sıra geldi sohbetimize.. Arkadaşlar böyle bir mönünün tasavvufla nasıl özdeşleştirileceğini merak etmedeydiler. Sicilyalı Sufi aşçımız, mutfak ehlinin piri 'Ateşbaz-ı Veli Hazretleri'ne selam ederek anlatmaya başladı:
* Lazanya; geleneği, aileyi, biraradalığı temsil ediyor. Geleneksel bir İtalyan ailesinde her pazar Kilise dönüşü aile biraraya toplanır ve mamma(anne) hamuru elde açılan ev yapımı lazanya tepsisiyle sofrayı neşelendirir. O tepsi bir şekilde paylaştırılır, herkese yeter. Lazanya neşeli, aile kutsaldır; biz de büyük bir aile değil miyiz? "Yemeklerde daima neşeli olunuz, yalnız yemek yemeyiniz" (Hadis)
* Bitter çikolatalı köfte; adının çağrıştırdığı gibi 'süper gurme' pahalı bir yemek değildi İtalyan geleneğinde. Zamanında Roma'da İtalyan aristokratları hayvanın arkasındaki bir bölümü yeterince ağızlarına layık bulmaz, atarlarmış, fakir halk da bu et artığını bulduklarında kıyma haline getirir, biraz olsun lezzetlendirebilmek için baharatçılardan edinebildikleri (içinde tuz da bulunan)bitter çikolata ile yoğurur, hacmini artırmak için de ekmek parçalarıyla kaplarlarmış üzerini, Hüseyin yemeğe çağdaş bir boyut katmak için küpçükler halinde kesmişti köftenin etrafını kapladığı ekmek parçalarını, şeklen bir çeşit kutsal geometri, lezzeti şaşırtıcı ve ayıltıcı, muhtevası doyurucu ve sonucu; eti zor bulan fakirin bir çeşit şöleni… "Katığınızın efendisi tuzdur. Et, dünyada ve ahirette insanların yiyeceklerinin efendisidir" (Hadis)
* Krem brüle; altındaki nefis kremayı üstündeki karamelizasyon sonucu sertleşmiş katmanının altında saklar. Altındakine ulaşmak için sert katmanı kırmak gerekir. Nasıl ki insanın hakikatine ulaşması için nefs katmanını kırması gerektir. Bu tatlı aynı zamanda Hz.Peygamger'in(sav) yemekten pek hoşlandığı rivayet edilen un, süt ve baldan mürekkep 'telbine'ye gönderme yapıyordu. "Telbine hastanın kalbine rahatlık verir, bir kısım üzüntüyü giderir" (Hadis) Ayrıca klasik tariften farklı olarak bitişi de dibindeki her derde deva çörekotu ile… Hayretengiz!
Hüseyin aslında mönüyü bir üçleme olarak hazırlamıştı. Ama çorba ve salata katkısı da yerinde oldu, mönümüze buraya ait bir yerellik kattı. "Üç şeyde rahmet vardır; sabah yemeği, ekmek ve çorba" (Hadis) Çeşidin beşi bulması da "Penci Âli Aba"; Hz.Fatıma'nın eliyle temsil edilen Hz.Muhammed(sav) ve 'Ehli Beyt'i Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin (ra) Efendilerimizi bizlere hatırlattı..

Tatlı yedik, tatlı konuştuk. Hadisler paylaştık, menkıbeler anlattık. Eski gelenekte dergahlarda yemeği en temiz, saf olanlara yaptırma adeti varmış o yemeğin enerjisi insanlara geçer diye. Hep dualarla, tespihlerle… Bundan hareketle "Ne yiyorsan osun!" söyleminin tersinin de geçerli olduğunu savladık, yani yalnızca yenilenin insana etkisinin değil, insanın da yenileni etkilediğinin doğru olduğunu söyledik..
Beslenme sadece midemize giren değildir. Tüm duyu organlarımızla besleniriz; gördüklerimiz, işittiklerimiz, kokladıklarımız, dokunduklarımız, hissettiklerimiz… O gece hem midemiz, hem gönlümüz doydu elhamdülillah! Konuklarımız da tasavvuf öğretisinin statik, belli bir yöreye ait, antika, kalıpçı bir öğreti olmadığını, eski ile yeniyi şimdi/bu anda buluşturabilen capcanlı menbaını deneyimlemiş oldular inşaallah! Yediğimiz içtiğimiz bizim oldu, arttı azalmadı, taştı dökülmedi, ne mutlu ki bereketi hikmeti size aktarmaya da yetti! "İki kişinin yiyeceği üç kişiye yeter, üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter" (Hadis) Bu memleket de hepimize yeter… Aziz milletimizin yaklaşan seçimde leziz bir mönü çıkaracağını ümit ediyorum eldeki malzemeden önümüze ki afiyetle yaşamak nasip olsun ülkemizde her kesime! Aşk olsun! Hu…

 

 

X