"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Ayna ayna, kara ayna, söyle bana; en süper kim?

“Oku” dendiğinde şimdilerde harflerden, kelimelerden fazlası kastedilmekte.

Keza gitgide görselliğin öne çıktığı bir çağda ilerlemeye gayret ediyor olmaklığımız artık geri döndürülmesi güç bir gerçeklik. Hele yeni kuşaklar.. İzlenimim; okunası materyele görsel eşlik etmedikçe okumaya daha az ilgi duymadalar(bilhassa da metin uzunsa). Zaten birçoğu ayrıca odaklanma sorunuyla boğuşmaktalar.. Gelgelelim her devrin kendi artısı eksisi var!

Binaenaleyh söyleyecek sözü, verilecek mesajı, anlatacak hikayesi (bazen de pazarlayacak birşeyi) bulunanlar için -klasik yazılı medya dışında- statik görselliğin baskın olduğu ‘resim/fotograf, afiş/poster ve sonra çizgi romanlar, karikatür/mizah dergileri…’ halen milenyum toplumuna ulaşmak üzere geçerli araçlar olmakla birlikte; ‘kısa/uzun/dizi filmler, klipler, vs türlü hareketli medya görselleri, sonra interaktif olanlar, mesela video oyunları’, sanırım çağın tüketim anlayışına uygun en avantajlı gereçler. Ve cep telefonundan televizyona sinemaya, (basılı kağıdı hızla sollayan) “kara ayna”(ekran) artık günümüzün en kuvvetli iletişim mecrası. Zaman zaman propaganda için kullanılması ayrı…

Tarihte hangi iletişim zemini propaganda için kullanılmadı ki. Hepsinin atası, yüzyüze, birebir iletişim dahi.. Aslında basitçe “bir görüşü yaymak” demek olan “propaganda” lafzası, bu kavram bazı devletler tarafından(mesela ‘Nazi propagandası’) kötüye kullanılıp kirlenince yerini daha az kullanılmışlarına bıraktı.. Ve yönetişim sistemi olarak “demokrasi”nin yaygınlaşıp küreselleşmesiyle birlikte “iletişim çağı” kendini hissettirdikçe bir görüşü (propaganda algısı oluşturmadan)yaymak, kamuoyu oluşturmak, kitleleri ikna etmek daha da önem kazandı.

Bugün devletlerin, baskın güç odaklarının rekabet alanlarında, savaşlarda, kültürel, ideolojik çekişme/çatışmalar hususunda, -kaba kuvvete başvurmayı bir kenara bırakırsak- politik girişimler, ekonomik yaptırımlar ve diplomasi yanında kitle iletişim araçlarının belli görüşleri yaygınlaştıracak biçimde ‘algı yönetmek, rıza devşirmek’ amacıyla kullanılması, dünyada söz sahibi olmak isteyenlerin olmazsa olmaz önemli bir aracı(bizim gibi başkalarının kültürel emperyalizmine teslim olmadan tam istiklalini korumak derdinde olanlar için de geçerli aynısı). Bu konuda geride kalan ise başka birçok konuda da peşinen dezavantajlı..

‘Holivud endüstrisi’ mevzubahis alanda, bir süredir “Batı”nın meşale taşıyıcısı rolünü üstlenen A.B.D.’nin istediği yönde algı üretmek ve etki oluşturmak saikiyle üretim yapan en etkili merkezlerin başında. Toplumun sanattan beslenme, öğrenme, eğlenme vb ihtiyaçlarına denk gelecek şekilde çalışan bu büyük sermaye ve teknoloji destekli sinema endüstrisi aynı zamanda yapımlarının içine yer yer yaygınlaştırılmak istenen politik/ideolojik görüşleri, uygun görülen rol modellerini, idealize edilen yaşam biçimlerini de tohumlamakta. Bazen direkt, bazen endirekt şekilde, bazen duygulara, bazen bilinçaltına nasıl hitap edeceğini bilerek. Ve en büyük sponsor olarak da biz tüketicilerini devşirerek. Akıllıca, başarıyla(!)..

Bizimki gibi Amerikan karşıtlığının yüksek olduğu toplumlarda bile bu endüstrinin ürünlerini tüketmek vazgeçilmesi zor bir alışkanlık halinde(belki biraz da idari sisteminden bağımsız, onunla entegre olmadığı zannıyla). Mesela alternatifi olan ürünlerde yerli ve milli olanı tercih edebiliyorken bir çoğumuz, -sinemaseverler için bazı türlerin yerli ve milli dengini bulmak mümkün olmadığından- tıpış tıpış yeni gelen o sevdiğimiz “tür filmi”ne gidiyor oluyoruz.

Konuyu bilhassa çocuk ve gençlerin(bu arada fakirin de) pek severek izlediği “süper-kahraman” filmlerine getirmek istiyorum. Bilimkurgu, aksiyon, fantastik öğeler ve kendimizi yerine koymaktan pek hoşlandığımız üstün rol modeller… Bilinçaltımıza işleyen, dünyayı kurtaran, doğruyu temsil eden, bir şekilde kendini saydıran sevdiren adamlar, kadınlar, çocuklar. (anime de olsalar) Hep Amerikalılar.. Kötü adamların yaygın karakterizasyonu ve menşei ise herhalde malumunuzdur. “Öteki” kökenden olanlar ancak bazen Amerikanlaşmış olmaları nispetinde bizim süper-kahramanlara “side kick”(yardımcı/yancı kahraman) olabiliyorlar..

Sistem sadece filmle sınırlı da çalışmıyor, “trans media, “cross media” teknikleri, kurulan evrenlerin ‘giysi, gıda, oyuncak, hediyelik eşya, roman, reklam, oyun, aplikasyon…’, ve aklınıza ne gelirse, paralel yollardan yaygınlaşmasını sağlıyor.. Oh my God! Bu Gringolar alt edilemezler.. Ve gelsin “ne kadar onlardan olursak o kadar doğru yerdeyizdir” psikolojisi, “Amerikan yaşam tarzına karşı duran ancak onlarla -yenileceği kesin- bir gösteri maçına çıkmıştır” hissi.. Bir kısım insan da olası eziklik duyguları dolayısıyla toptancı bir düşmanlık ve radikalizasyona sürükleniyor ki bu da kurulu sistemi ayrı damardan besleyesi…

Peki ne yapalım? Öncelikle bilinçli olalım. “Medya okur-yazarlığı” denilen kavramdan haberdar olalım ki satır aralarını da okuyabilelim, kendimize ve sevdiklerimize(özellikle çocuk ve gençlere) sağlıklı bir filtreleme mekanizması sunalım. Bir de medya alanında güçlü olalım, daha büyük düşünmeye başlayıp vizyon kuralım ve tezlerimizi, kültürümüzün evrenselliğini ve insanlığa sunabileceklerini çağdaş, popüler araçlar kullanarak anlatalım. İnşaallah!

Devletimiz birinci sırada, sermaye sahibi girişimcilerimiz de bu alana daha fazla katkı sunsunlar, imajımızın güçlenmesinden -hemen doğrudan o desteklenen ürünün başarısıyla olmasa da- görülecek faydadan yine aslan payını onlar, ziyadesini arkadan gelen evlatlar mutlaka alacaklar.. Velhasıl üretelim, üretecek insan yetiştirelim; iyiyi doğruyu bilen, vatanını milletini gözeten, en önemlisi insanı seven…

Kültür yapımlarımızın arttığı ve ihraç ürünü olmaya başladığı bir dönemde biz tüketicilerin, sektörde söz sahibi olanları daha kaliteli yapımlar üretmeye teşvik edeceği umudumla, bir arzum da ürün çeşitliliğinin artması yönünde. Tarih referanslı başarı öykülerimiz yanında, -belki bir çocuk ruhuyla- izlemekten zevk aldığım “süper-kahraman” tür sinemasına da eğilmelerini diliyorum en kısa zamanda. Haftaya da nasipse bu tür ile ilgili geçmişteki “Yeşilçam” yapıtlarımıza da değinerek bazı günümüzde(veya gelecekte) yaşayan fantastik, kendi kültür mirasımızdan referans alan, “yerli ve milli” süper-kahraman önerilerinde bulunmak niyetindeyim vesselam… Hu

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI