"Musa Dede" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Musa Dede" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Musa Dede

Aşk’tan al haberi!

Bildirmek için bilmek elzemdir. Bizdeki bilme O’nun bildirdiği kadar. “Bilmiyorum” desek bildirdiğini inkar etmiş, “biliyorum” desek kendimizi övmüş oluyoruz..

O’nun isimlerinden biri de “El Alim”dir; Bilen.. Bilmeye ise “ilim” deniyor. Lakin halk arasında genelde dar manası zikredilir ki o da dar manadaki “akıl” ile ilişkilidir, dar manasıyla alemi bilir kabınca. Bir de kalbî biliş var ki aşk halincedir. Malum, mana alemi incedir, latif.. Kalbin manası gönüldür. Ruhun merkez noktası… Muhammed İkbal Lahori şöyle özetlemiş; “İlim kitabın oğlu, aşk anasıdır”. Aşkın… Sübhanallah!

İlim ile aşkın biraradalığına marifet demişler. Marifet sahibi kimseye ise “arif”. Bilgisi tecrübe ile sabittir. Kendini bildi mi Hakk’ı bilmiş olupdur ki “arifibillah” denir. Konuşması haktır, yapması hak. Onu seven Hakk’ı sever ve ona düşmanlık eden Hakk’a savaş açmıştır. Bu gibi kimseleri tanımak nasip işi, kader.. Kader ise gayrete aşıkmış. Gayretin anası da murad etmek, niyet olsa gerektir…

Aşk varsa aşık vardır, aşık varsa maşuk… Aşk ilişki kurmaktır. Birliğin yolu.. Kendinden kendine, kendinle… Sunullah Gaybi diyor ki; “Alemin canından kendi aşkına kıyamet koptu. Gizli kalmış gerçekler meydana çıkıp görünsün, bilinsin diye meydana geldi bu olaylar ve görünüşler. Alemin içi dışına, görünmeye doğru taşarak nefes almak ister. Ta en mükemmel surette kendi güzelliğini seyretmek ister. Șüphesiz bu işin tamamlanması için yolculuk başladı ki, gizli hazine açılıp, bilinmez alemin sırrı keşfedilsin diye”.

Hayat, İlim(ilmin nuru), Kudret, İrade, Söz, Göz, Kulak… “Ve (Allah) Adem’e isimlerin hepsini öğretti”(Bakara 2/31) “Bu yedi ismi bil” diyor Gaybi Hazretleri, “Hakk’ın Zatı’nın isimleridir. Onun için alemleri uçarak dolaştıktan sonra gelip insana kondular”… “Nasıl?” dersen, Kaygusuz (Abdal) Sultan’ın “Budalaname”sinden; “Onlar ki, örfiyyeye(arifler mektebi) girdi, arif oldu. Onların gecesi Kadir, gündüzü ıyd(bayram) olmuşdur. Onlara iren, mukallid(taklitçi) iken arif olur, arif iken aşık olur, aşık iken maşuk olur. Bundan ileri makam olmaz. Ve bu makama “Makam-ı Mahmud” dirler ki, bunu arifler bilir”.. İlmin buna yarıyorsa ilimdir, nihayetinde tevazu(alçakgönüllülük) ile onu da sahibinden bilirsin ve geriye safi aşkın tözü kalır.. Artık yurduna döndün, evindesin; misafirlerle ilgilenirsin…

Terk etmek, kavuşmak manasındadır burada. Bu gözle okuyalım Lahori’nin “ilim ve aşk” şiirinin mealini ki sonunu paylaşmıştık başta; “İlim bana: ‘aşk deliliktir’ dedi. Aşk ise: ‘ilim ancak bir zan ve tahminden başka bir şey değildir’ dedi. Siz zan ve tahminin cazibesine kapılmamalı, kitap kurdu olmamalısınız. Aşk baştan sona huzur, ilim baştan başa perdedir. Kainatın savaş meydanı aşkın harareti ile vücuda gelmiştir. Aşk, sükun ve sebat olduğu halde alemin hayat ve ölümü ile ikizdir. İlim apaçık bir sualdir. Aşk ise gizli bir cevaba benzer. Fakrın ve dinin saltanatı aşkın mucizelerinden meydana gelir. Tac ve mühür(hakimiyet alameti) sahipleri aşkın hakir köleleridirler. Aşk hem mekandır, hem de o mekanda oturandır. Hem zamandır, hem de zemindir. Aşk baştan ayağa iman ile yakîn’dir. İman ve yakîn ise her başarının anahtarıdır. Aşk şeriatinde bir yerde konaklamak haramdır. Huzursuzluk, perişanlık, tufan, deniz aşk için helal, fakat bir sahilde oturup dinlenmek haramdır. Aşk yalnız çarpma, yıldırım ve şimşeği kabul eder, harman sahibi olmayı istemek ona haramdır. Aşk yalnız meşakkat ve mahrumiyetler içinde yaşar ve hiçbir maddi hedef gözetmez. İlim kitabın oğlu, aşk anasıdır(ümmü-l-kitab)”.

Bu mevzubahis saptama şairin zaviyesindendir ki, oraya şüphesiz ilim basamak olmuştur. İlimin reddiyesi ilim sahibi olmayana cehalettir. Nasıl ki Socrates “Bir bildiğim varsa, o da hiçbir şey bilmediğimdir” diyene kadar ilmin feriştahı idi ve ancak ondan sonra bunun perde olmaklığını itiraf ile terkini beyan etmiştir. İrfan yolu, terki öğretir, aşkın sırrı, “ben” demekten geçip “sen” demede kaybolmaktır. Hu! Kaygusuz Abdal buyurdu; “Sen de o Hakk şarabı(‘şaraben tahura’- İnsan 76/21) içen arif kişiyi gör, sen de Ona kavuşma şarabını iç. Bundan başka hiçbir şeyi önemseme, aldırma; bunu elde etmeye çalış ki, kıl kadar küçük bir kusur, yarın gözüne dağ gibi büyük görünmesin. Söylediğim bu sırrı gönlünde gizle, açıklama. Uzun, kısa bütün emellerini terk et. Makam ve hal ehli olmaya bak. Sana kapalı olarak söylüyorum, sözlerimin asıl manasını anla. Fırsat elindeyken kaya kuşu gibi faydasız yere lak lak ederek ömrünü geçirip boşa verme. Kör adam gibi devenin tekmesini somun ekmek sanma. Sen kendini bırakıp Hakk’ı dost edindin. O zaman Hakk Teala da sana kendini tanıtır, seni sever ve rahmet denizine daldırır. O zaman sana o kadar lütuflarda bulunur, seni o kadar sevindirir ki, çocuk gibi Hakk’a nazlanmaya başlarsın. Her dediğin Hakk tarafından yerine getirilir. O zaman gerçekten Hakk’ın kulu olursun”..

“…İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise daha şiddetli, kuvvetlidir…”(Bakara 2/165)

Bu yazıda ariflerden, aşıklardan, aşk adına, aşk için yaptığımız alıntıları Muslihüddin Vahyi Hazretleri’nin şu sözleriyle sonlandıralım; “İnsan, sırrına Hakk’ın tecelli etmesi için benliği aradan kaldırmalıdır. Bu dünyada aşksız kişi maksadına ulaşamaz, namert olur. Aşk şahinini avlamadan kendi hakikatini anlamak mümkün değildir. Başına aşk sevdası düşmeyen kişi, ‘aşk ankası’nın ne olduğunu bilemez. Salike aşıklık beratı verilmedikçe, Aşk Sultanı onu kendisine kul yapmaz. Aşk ile canını terk eyleyen, o anda Zat birliğine ulaştı demektir. Eğer eşyanın kuşattığı altı yön kişiye perde olursa, Zat nurunu görmesi asla mümkün olmaz. Aşk ile aşık ve maşuk bir olur. Sevgilinin zülfü, aşıkın boynuna zincir olur. Aşık kendi varlığını gidererek vuslata erer. Kişi aşk kitabından bir sayfa okusa, melekler ondan aşk dersini öğrenecek hale gelir”… İnşaalah!

Velhasıl umudumuz tükenmez bizim azizim. Yeter ki muhabbeti koruyalım. İnsanımız aşka yakındır. Ariflerin mektebi derunumuzda saklı.. Kısa yollarını biliriz bu ormanın. Fedakarlık, diğergamlık bu topraklarda halen canlı.. Öyle ya da böyle; İnanırız fakirane. Sığındık, bizzat kendisine… İşte bu yüzdendir ki, Dünya durdukça şanı baki kalanlardan olacaklardır. Buna karşın ve yine bu yüzdendir ki, masivanın “putperestlik” dini-darları onları sevmez, kıskanır.. Halbuki gelse, az gül ağacına yakın dursa, kendisi gül olmasa da, bari yanında dura dura o da gül koka; Korkmasa ah, o an aşık ola… Şan verildi Adem'e can ile / Can uyandı alemde aşk ile / Nam sal etrafına bu hal ile / Aşk olmayan gönülde söz boştur… Aşkın değişmez anayasasına uy sen, gerisi elbet hallolur!.. “Hub, Hub” çarpıyor mübarek, duy! Ya Habib, Ya Mahbub, Ya Vedud…

Musa Dede / GÖLGENİN HAKİKATİ

alıntılar:

* Darb-ı Kelim / Muhammed İkbal-i Lahori / çev.Prof.Dr.Ali Nihad Tarlan / İstanbul Matbaası

* Devre-i Arşiyye / Sun’ullah Gaybi / haz.H.Rahmi Yananlı / Büyüyen Ay Yayınları

* Budala-name / Kaygusuz Abdal / haz.Tahir Galip Seratlı / Furkan Kitaplığı

* Mi’racü’l-Beyan / Muslihüddin Vahyi / haz.Mustafa Tatcı-Cemal Kurnaz / Kırkambar Kitaplığı

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI