"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Ve Erdoğan Atatürk’ü övüyorsa

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 79’uncu yılı nedeniyle Beştepe’de konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Atatürk’e övgüsü ve sahiplenişi pek çok kişi için sürpriz oldu.

Şimdiye dek çoğunlukla Gazi Mustafa Kemal olarak söyleyip Atatürk dememe tercihine dikkat çekenlere çatan Erdoğan şunları söyledi:

 

- “Birileri çıkmış biz Atatürk'e Atatürk dedik diye bir sürü senaryolar yazıyor. Adı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise bizim bunu ifade etmemizden daha doğal ne olabilir. Ruhu faşist, söylemi Marksist çevrelerin tekeline mi bırakacağız. CHP gibi amorf bir partinin Atatürk'ü milletimizden kaçırmasına rıza göstermeyeceğiz.

 

 

- “Milletimizin Gazi'ye hürmeti sonsuzdur. Milletimizin Mustafa'ya saygısında en küçük bir tereddüt yoktur. Milletimizin Kemal'le de en küçük bir sorunu bulunmuyordur. Milletimizin soyadı olarak kendisine verdiği Atatürk konusunda da hiçbir sıkıntısı olmadığını gayet iyi biliyoruz. Peki, buna rağmen ne için böyle bir tartışma hep süregelmiştir. Bunun cevabı, darbecilerin, cuntacıların, vesayet odaklarının, ülkenin tarihine, milletin değerlerine düşmanlık eden kesimlerin kendilerini 'Atatürkçülük' kılıfı altında gizlemeye çalışmış olmasıdır.”

 

Erdoğan bu arada Atatürk’ün CHP ile ilişkisinin 1938’de vefatından sonra kesildiğini çünkü (tarihçilerine bir daha kontrol ettirmesi gereken bir eksik bilgilendirmeyle) İsmet İnönü’nün hemen üzerinde kendi resmi olan banknotlar bastırdığını söylüyor ama şimdi konumuz bu değil. Konumuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atatürk’ü, soyadının üzerine basa basa şimdiye dek pek örneği görülmemiş şekilde övmesi ve sahiplenmesi.

 

Bu sözlerin önem ve yankılarına geçmeden önce biraz tahlil etmek gerekiyor.

 

Gazi, malum dini çağrışımları da olan bir sıfat; kutsal savaşta yara alanlara deniyor ve tıpkı şehit sıfatı gibi Türkçemizde yalnız din değil, devlet adına savaşanlar için de kullanılıyor. Mustafa Kemal Paşa’ya “gazi” unvanı İstiklal Savaşında aldığı yara nedeniyle Meclis tarafından, millet adına veriliyor.

 

Mustafa, malum Hazreti Muhammed’in ön adı, tereddüt yok.  Kemal ise sınıfta birden fazla Mustafa olması ve (İsmail Saymaz’ın kulakları çınlasın) “Selanikli bir yetim” olan küçük Mustafa’mızın derslerindeki başarısı nedeniyle öğretmeni tarafından konulmuş.

 

Atatürk soyadı ise, aile lakapları ve Doğu kültürlerinin âdeti olan babasının adı ile anılma yerine soyadı kanununu çıkarınca, 1934’de (kendisi kabul etmese elbette olmazdı ama) Meclis tarafından verilmiş; Erdoğan’ın “Milletimizin soyadı olarak verdiği” ifadesi bu yüzden.

 

Ama Atatürk’ün önderliğindeki Cumhuriyet reformları yalnızca soyadı kanunu ile sınırlı değil.

 

Erdoğan’ın konuşması sayesinde anında çark edip Atatürk övgüsüne başlayanlara hatırlatmakta yarar var:

 

- Saltanatın kaldırılması ve 1923’te Türkiye’nin sultanlıktan cumhuriyete geçişi reform değil devrimdir. İstiklal Savaşı yalnızca istilacı düşmanlara karşı değil, aynı zamanda onlarla işbirliğine giden Padişah Vahdeddin’e bağlı güçlere karşı verilen, yani iç savaş niteliği de olan bir mücadeleydi. Türk İmparatorluğunu yönetemez hale gelen Osmanlı hanedanı, o dönem pek çok ülkede görüldüğü üzere kanlı bir şekilde değil, Millet Meclisinin azli yoluyla devrildi.

 

- 1924’te hilafetin kaldırılması devlet yönetiminde (bir kısmı dini esaslar üzerine kurulu) ikiliğe meydan vermemeyi amaçlanıyordu. Osmanlı hanedanı üyeleri sınır dışı edildi ve Atatürk’ün talimatıyla Diyanet İşleri Başkanlığı (Genelkurmay Başkanlığı ile aynı 3 Mart günü) kuruldu. Aynı yıl çıkarılan “Tevhidi tedrisat”, yani Eğitimin Birleştirilmesi kanunu ile mahalle mektebi-medrese sistemi kaldırıldı batılı eğitim sistemine geçildi.

 

- 1925’te ibadet yerleri ve özel mekânlar dışında, kamuya açık yerlerde dini kıyafet yasaklandı. (Bu kanunun aşırı uygulamalarının yakın zamana dek başörtüsü sorununa kaynaklık ettiğini söylemek gerekiyor.) Aynı yıl, 1 Ocak 1926’dan itibaren geçerli olmak üzere Hicri (Ay) takvimi yerine Miladi (Güneş) takvimi ve ölçü ve tartı birimlerinde metrik sistem kabul edildi. Bunda batı/küresel sistemle ekonomik olarak da bütünleşmek ihtiyacı rol oynamıştı. (Atatürk’ü Hicri takvimi bıraktığı için eleştirenler, Suudi Arabistan’ın tamamen ekonomik gerekçelerle 2016’da bürokraside Miladi takvime geçmiş olmasını görmezden geliyorlar.)

 

- 1926’da Medeni Kanun kabul edildi. Çok eşli evlilik yasaklandı, resmi nikâh zorunluluğu getirildi. Cinsiyet eşitliği kabul edildi; kadınlara erkeklerle eşit miras ve kanun karşısında (tanıklık gibi) denklik tanındı.

 

- 1928’de Türkçe yazıda Arap harfleri yerine Latin harfleri esas alındı.

 

- 1934’te kadınlara seçme, seçilme hakkı, henüz bazı Avrupa ülkelerinde olmadığı halde tanındı, kadınlar resmi idari görevlere atanmaya başladı.

 

Özetle, Atatürk reformlarının üç temel özelliği vardı:

 

- Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak, yani laiklik,

 

- Cinsiyet eşitliği, kadının statüsünün erkekle aynı düzeye getirilmesi,

 

- Ve küresel batı sistemiyle bütünleşme çabası.

 

Atatürk’ün “muasır medeniyet”, yani çağdaş uygarlık ifadesi bu sacayağı üzerine oturuyordu.

 

İşte bu nedenden dolayı, Erdoğan’ın 10 Kasım konuşması, Türk siyasetinde baskın konumu bulunan muhafazakâr söylem bakımından bir dönüm noktası sayılır.

 

Doğrusu şimdiye dek Adnan Menderes’ten Süleyman Demirel’e, Necmettin Erbakan’dan Turgut Özal’a dek hiçbir muhafazakâr Türk siyasetçisinin söylemi muhafazakâr ve İslami kesim üzerinde Erdoğan’ın söylemi kadar ani tesir yapmadı.

 

Bunda Erdoğan’ın oy gücü, şahsi karizması, on beş yıldır iş başında olmasının getirdiği alışkanlık etkisi, ne derseniz deyin, şimdiye dek hiçbir sağ siyasetçi Atatürk’ü övmesiyle akşamdan sabaha bu kadar keskin dönüşlere yol açmadı.

 

Akşamdan sabaha ne kelime? Erdoğan’ın konuşmasından neredeyse dakikalar sonra AK Partili siyasetçiler, kanaat önderleri, hükümete yakın çizgideki gazeteci ve yazarlar, adıyla sanıyla Atatürk’ü anarak mirasına sahip çıkmaya başladı.

 

AK Parti yöneticisi, bir dönem Cumhurbaşkanı danışmanı ve Anayasa Profesörü Burhan Kuzu Twitter mesajında, o muasır medeniyet seviyesini kastederek “Aslında tüm sorun, kendilerini daha Atatürkçü gören kesimin yapamadığını modern AKM’yi R.T.Erdoğan gibi bir muhafazakârın yapması” diye yazdı örneği. Örneğin daha önce 10 Kasım’larda saat 9’u 5 geçe saygı duruşu bulunanları “Hazırola geçmedim. Durumun nedir?” diye hafife alan gazeteci Turgay Güler, yayın yönetmenliği yaptığı Güneş gazetesine “Rahat uyu Atam” manşeti attı. Hiciv sitesi www.zaytung.com “Son dakika- AK Parti: ‘Aramıza katılışının 1. Yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Saygıyla Anıyoruz” diye durumu mizah yoluyla anlattı.

 

Hürriyet Meclis Büro Şefi arkadaşımız Nuray Babacan’ın kulis haberine göre bu durumda 16 Nisan referandumunda Erdoğan’ın bütün icra yetkisini cumhurbaşkanlığında toplamasına “Hayır” diyenlerin kalbini ve fikrini kazanarak 2019’de yeniden seçilme stratejisinin bir payı olabilir. Babacan AK Parti’nin “Siyaseti merkeze çekme” olarak ifade edilen yeni çizgisinde Atatürk’e saygının öne çıkarılmasının da yeri olduğunu saptamış AK Parti kaynaklarına dayanarak.

 

Ama Erdoğan’ın Atatürk’ün mirasına sahip çıkma hamlesinde başka nedenler de rol oynamış olabilir. Örneğin referandumda  “Evet” oyu veren herkesin, örneğin milliyetçi kesimin, örneğin ekonomik nedenlerle oy veren şehirli, daha eğitimli kesimin ve AK Parti seçmeninin hepsinin Cumhuriyet değerleriyle sorunlu izlenim verilmesinden memnun olduğunu sanmıyorum. Gelişmeler, AK Parti çekirdeğinde yer alan, belki sayıca fazla olmasa da sesi gür çıkan İslamcı-muhafazakâr bir kesimin Atatürk’le ve cumhuriyetle sorunu olduğu izleniminin artık toplumda ciddi tepki toplamaya başladığını ve bunun Erdoğan tarafından görüldüğünü gösteriyor.

 

Zaten sadece 10 Kasımlarda değil, her milli günde giderek artan sayılarla Anıtkabir’e akın eden kalabalıklar da Atatürk’e saygı ve sahiplenmenin belki eskisinden sağlıklı, çünkü artık gönüllü temelde bir yeniden doğuş, bir Rönesans yaşadığına işaret ediyor.

 

Bu arada, eğer Atatürk’e sevgi, saygı duyan, onun Cumhuriyet reformlarını sahiplenen kesimlerin hepsi CHP’ye oy vermiş olsaydı, bugün CHP 25-26 oy oranında takılıp kalmaz, rahatlıkla ötesine geçerdi; yani bu durumun partileri aşan özelliği de görülmek zorunda.

 

Erdoğan, Atatürk’ü överken İnönü’yü hedef alıyor. Bu durum yeni değil ama yeniden ısıtılacak, İstiklal Savaşı kahramanı, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı koltuğunun ikinci mukimi İnönü belki de vur deyince öldüren takımın şeytanlaştırma kampanyasına hedef olacak gibi görünüyor.

 

Oysa kıvrak diplomasi taktikleriyle Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşına çekilmekten, belki yıkımdan sakınan İnönü, aynı zamanda ülkeyi çok partili demokratik rejime yükselten, (Atatürk döneminde getirilen ve tepki çeken Türkçe uygulamasından) Arapça ezana dönüşe destek veren, (Erdoğan’ın da mezun olduğu) imam-hatip okullarını kurduran ve kendisi de ibadetini yerine getiren bir Müslüman olarak yaşayan bir liderdi.

 

Ama her keskin adımın ant-kahraman hedeflere ihtiyacı olur; şimdilik bu hedef İnönü gibi görünüyor. Belki milletin önemli bir kesiminde bir itibar sorunu bulunmayan İnönü’nün Erdoğan’ın gözünde de itibar kazanması için bir süre daha beklemek gerekecek.

 

Dolayısıyla Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi Atatürk’ü övüp mirasına sahip çıktığını söylemesini destekliyorum ama bir de ihtiyat payı bırakmak istiyorum. Bu önemli hamle lafta kalmamalı ve kraldan çok kralcı takım tarafından Cumhuriyetin kazanımlarını, temellerini sulandıran bir propaganda kampanyasına dönüştürülmemeli. Cumhuriyetimizin temellerinde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, cinsiyet eşitliği ve (hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığına dayanan ileri demokrasiyi de katarak) batı sisteminin parçası olarak kalmak vardır.

 

Atatürk’e gerçekten saygı duyan, sahip çıkanlar, aslında bunlara da sahip çıkıyor, hatırlamakta yarar var.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

X