"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Trump ne ceza verir şimdi acaba 128 ülkeye?

Demek ki her şey bağırıp çağırıp tehdit etmekle olmuyormuş değil mi siyasette?

Öyle böyle değil… ABD, Başkan Donald Trump’ın Kudüs hamlesi sayesinde şimdiye dek uluslararası siyasette aldığı en ağır yenilgiyi aldı.

Üstelik bu yenilgiyi 21 Aralık oylaması öncesinde modern diplomasinin gördüğü en çıplak ve kibirli tehdidini savurmasına rağmen aldı. Sanki oylamada hangi ülkenin hangi oyu kullandığı belli olmayacakmış gibi ABD’nin BM Temsilcisi Nikki Haley’e “Evet oyu veren ülkeleri tahtaya yazmasını” buyurdu; hem ABD’den para alıp hem ABD’nin siyasi kararlarına karşı oy kullanamazlardı.

Hem de öyle bir kullandılar ki… Kolay değil 128’e 9 yenilgi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Siyasi irademizi dolarla satın alamazsınız” sözü, Trump’ın “Paramızı alıp bize karşı duramazsınız sözünden daha doğru çıktı.

Ne yapacak şimdi Trump o sıfırcı öğretmen havasında isimlerini tahtaya yazdırdığı 128 ülkeyle, nasıl hizaya sokacak dünyanın ezici çoğunluğunu?

Para alıp Trump’a göre nankörlük edenlerden başlayalım mı? Mesela Suudi Arabistan’a, Afganistan’a, Irak ve Mısır’a ne yapacak?

Ya da ABD’nin gerçek anlamda tek stratejik müttefiki olan İngiltere, Türkiye’nin de öncülüğüyle hazırlanan “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasını kınama” karar taslağına “Evet” oyu vermiş olmasını, karşısında yer almasını nasıl “cezalandıracak acaba?

Ya da BM Güvenlik Konseyinde İngiltere’yle birlikte Batının sesi olarak veto yetkisine sahip Fransa’yı… Avrupa Birliği ve NATO’daki en güçlü müttefiklerinden Almanya’yı… Rusya’ya, Çin’e, Japonya ve Hindistan’a ne gibi öngörüyor acaba?

ABD’nin zaten yıllardır türlü çeşitli yollardan baskı altında tutmaya çalıştığı NATO müttefiki Türkiye’ye ek olarak ne gibi yaptırımlar biçecek?

Türkiye bu doğru tanımladı, kendi etki alanında doğru öncülükle doğru adımları attı ve olumlu ısrarcılık ile sonuç alınmasında önemli pay sahibi oldu.

Trump, dünyanın açık ara en büyük ekonomik ve askeri gücü olan ABD’nin siyasi yaptırım gücünü temel diplomatik bir kavgada ağır bir yenilgiye uğrattı; ilk ağır siyasi yenilgisini tattırdı. Bunu iç siyasette ait olduğu Cumhuriyetçi Parti içinde sallantıda olan etkisini güçlendirmek amacıyla yaptı. Dünyanın ancak küçük bir kısmının kendisine karşı çıkacağını, hatta Müslüman ülkeler arasındaki bölünmeyi hızlandırabileceği umuduyla bunu yaptı. Neticede Suudi Arabistan ile İran, Katar ile Mısır aynı saflarda oy kullandı ama mesela NATO üyeleri arasındaki birlik bozuldu.

ABD’de Trump, İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümeti, bu oylamanın sonucunun bağlayıcı olmadığını öne çıkararak önemsemiyormuş havasına girebilirler. Bu gerçeği doğal olarak ABD’nin karşısında oy kullanan –aralarında ABD’nin en yakın dost ve müttefiki bulunan- diğer ülkeler de biliyordu. Ama bu oyu kullanarak ABD yönetimine dünyanın istedikleri zaman, istedikleri gibi at oynatabilecekleri bir yer olmadığını göstermek istediler.

Evet, bu oylama Trump’a kararını geri aldırtmayacaktır büyük ihtimalle. Ya da ABD desteğinin dünya döndükçe –ya da en azından kendi iktidarı süresince- var olacağını zanneden Netanyahu’nun saldırgan siyasetini değiştirmeye yetmeyecektir. Bu oylamanın muhtemelen Kudüs meselesi üzerine hemen görebileceğimiz sonuçları da olmayacaktır.

Ama Trump bence şimdiden dünyadaki en eski siyasi mesele olan Kudüs meselesini çözecek seçilmiş kişinin kendisi olmadığını anlamış durumdadır; o 128-9 sonuca bakarak anlamış olması gerekir. Eğer sorumluluk sahibi Amerikalı diplomatlar başkanlarına İslam İşbirliği bildirgesini okumayı tavsiye ederlerse, orada Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin başkenti olarak tanınması çağrısı yapılırken bie, Kudüs’ün her üç semavi din için de miras sayıldığı vurgusunu okuyabilir. Yani 1969’da, yine bu amaçla kurulunda Kudüs’ün Arap ve Müslüman kimliğini öngören İslam İşbirliği Örgütü, süreç içinde bu kapsayıcı çizgiye evrilmişken, zamanında Kurdüs’ün çoğulcu yapısını vurgulayan BM Güvenlik Konseyi kararlarına imza atmış olan ABD, Kudüs’ün tamamını –kendisini Yahudi şeriatı devleti olarak tanımlayan- İsrail’in başkenti olarak tanıma çizgisine gerilemiş durumdadır.

Ama 21 Aralık oylamasını yalnızca Kudüs için yapılan, yalnızca –her ikisi de eşit var olma haklarına sahip olması gereken- İsrail ve Filistinliler arasındaki mesele nedeniyle yapılan bir oylama saymamak gerekir. Bu oylama aynı zamanda ABD’de zaman zaman kendisini gösteren ve Trump ile zirveye çıkan “Ben yaptım oldu” anlayışındaki dünyayı tek başına aldığı kararlarla hizaya getirme çabalarının bir sınırı olduğunun oylamasıdır.

Ekonomik ve askeri hegemonya gücüne dayanan bu siyasi oldubitticilik Kudüs oylamasıyla ilk yenilgisini almıştır.

Bu pek çok ülke için de psikolojik eşiğin, korku eşiğinin aşıldığı bir örnek olacaktır.

Trump ve ABD devleti bu anlayışla giderse benzeri sonuçlar alabileceği ihtimaliyle adım atmak durumundadır.

 

Murat Yekin'den hafta sonu için öneriler

X