"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Seçimlere dijital müdahale tehlikesi

Hemen aklınıza sandığa atılan oyların kaybedilmesi, yok sayılması, fazla sayılması türünden zorbalıklar, hileler gelmesin.

Yeni ortaya çıkan bir durum bu saydıklarımızdan çok daha ciddi tehlikelere işaret ediyor.


Wikileaks önceki gün binlerce yeni belgeyi ortaya dökerek Amerikan istihbaratı CIA’nın günlük hayatımızda kullandığımız televizyondan cep telefonuna dek elektronik aygıtları, onu kullanan kişiyi izlemeye yönelik vericilere çeviren teknolojiyi geliştirdiğini öne sürdü.


Bilim kurgu kâbusları gerçek oluyor, “Büyük Abilerin” gözü kulağı her daim üzerimizde; ya da buna inanıp o endişeyle yaşamamız isteniyor.


Ama size aktaracağım yeni gelişmeler bunun da ötesinde, bireylerin ne yaptığının izlenmesini değil, toplumların, ülkelerinin ne yapacağının, hem de seçimlerin oy sandıkları yoluyla manipüle edilmesi, yönlendirilmesini ilgilendiriyor.


Tabii Amerikan istihbaratı böyle teknolojiler geliştirirken geniş dijital imkânlara sahip Rusya, Çin, Japonya, Almanya, İsrail gibi ülkelerin bu alanlara bigâne kaldığını düşünmek saflık olur.


Nitekim Donald Trump’ın kazandığı 2016 Amerikan seçimlerine Rusya’nın dolaylı müdahalelerinin yol açtığı tartışma, şimdilik Trump’ın ulusal güvenlik danışmanının istifasına yol açtı ama sular durulmuyor. Zaten hatırlayacaksınız, başkan adayı Hillary Clinton ve –istifa etmek zorunda kalan- parti başkanı Debbie Schultz’un özel e-postalarının açık edilmesini Demokratlar Rusya istihbaratı FSB’den bilmişlerdi.


ABD’de bu gelişmelerle birlikte “Post truth - Gerçeklik sonrası” ve “Fake news – Sahte haber” kavramları tartışılmaya başlamıştı. Sahte haber ile belli bir amaçla üretilmiş, aslı astarı olmayan, ama haber görünümünde ve daha çok da sosyal medya üzerinden yayınlanan metinleri kast ediyoruz.


Zaten seçimlere müdahale tehlikesinin artması da işte tam olarak dijital korsanlıkla sosyal medya ve kurumsal sitelerin ele geçirilmesi ve bununla eş zamanlı olarak sahte haberlerin yayılması ile gündeme geliyor.


Bu, demokrasilerin güvenliği kavramını gündeme getiriyor ve o kadar ciddiye alınıyor ki, 17-19 Şubat’ta yapılan Münih Güvenlik Konferansı'nda ayrı oturum maddeleri olarak ele alındı.


“Hibrit Savaş ve Demokratik Kurumlara Saldırılar” başlığı altında bir “Canlı Siber Olay Simülasyonu” oturumu yapıldı ki tek kelimeyle zihin açıcıydı.


Bu konu neden mi birden önem kazanmış? Temel olarak iki nedenden dolayı...

Birincisi, oturumda verilen istatistiklere göre, sosyal medyada “top news”, en çok okunan sınıfta sayılan “haberlerden” yüzde 80’i “sahte” ve bunların büyük çoğunluğu o ülkenin dışındaki, dahası komşu ülkelerde kurulu sitelerden kaynaklanıyor.


Aklınıza 15 Temmuz darbe girişimi vesilesiyle tanıştığımız By-Lock yazılımı şirketinin ABD’de kurulup Litvanya’dan işletiliyor olması mı geldi? Benim gelmedi desem yalan olur.


İkincisi daha da vahim: 2014 yılı bu alanda bir dönüm noktasına sahne olmuş. O yıl bir bilgisayar ilk defa “Turing Testini” geçmiş. Yani ilk kez bir makine “öğrenmeye” başlamış; bu hep korku ve merakla anılan “artificial intelligence - suni zekânın” doğuşu kabul ediliyor.


Ne ilgisi mi var? Şu ilgisi var.


Diyelim seçmenleri etkilemek amacıyla bir sahte haber ürettiniz ve bunu 20 milyon seçmenin sosyal medya hesaplarına, e-postalarına gönderdiniz. Bu başlı başına dijital teknolojinin kara propaganda amacıyla kullanılması demek. Ama aynı işi “suni zeka” özelliği olan bir bilgisayara yaptırıp ona bir de seçmen kütükleri türünden bir veri tabanı sağladığınızda ne olma ihtimali ortaya çıkıyor biliyor musunuz? O makine her seçmenin özelliklerini “öğrenerek” o sahte haberi yirmi milyon değişik şekilde üretebilir ve aynı anda yirmi milyon kullanıcıya kendilerine özel şekilde hazırlanmış biçimiyle gönderebilir.


Siz daha vahim örnekler üretebilirsiniz, hemen hepsinin gerçek olma ihtimali söz konusu bu teknolojiyle.


Münih simülasyonuna, yani benzeştirmesine, senaryo sahnelenmesine gelince…


Hayali bir ülke oluşturuldu ve buna Kunataba adı verildi: Yaklaşık 10 milyon nüfuslu, orta ölçekte ekonomiye sahip bir Avrupa Birliği (AB) üyesi olsun ve AB üyesi olmayan, Kunataba’da siyasi ve ticari çıkarları bulunan büyük ölçekte bir doğu komşusuna sahip olsun denildi; tarif edilen sanki Rusya idi ama adı konmadı.


Oyuna göre Kunataba’da seçimler ilan edildi. Edilir edilmez siber saldırılar başladı ve giderek şiddetini artırdı. Oyuna katılanlara düşen, he bir aşamada o ülkenin yöneticisi olarak bir karar vermeniz ve dijital teknolojinin hızına uygun olarak anında uygulamanız.


Bu kararlar, hükümetin resmi sitesinin korsanlarca ele geçirilip para talep edilmesi kadar basit de olabiliyor, sandık sonuçlarına müdahale yoluyla ülke seçimine, diğer deyişle milli iradeye tanksız topsuz el konulması kadar çetrefil de.


Örneğin, bir sabah ana muhalefet partisinin resmi sosyal medya hesabından ‘zaten adil koşullarda yapılmayıp, sonuçları önceden ayarlanmış olan’ seçimleri “boykot’ çağrısı yapıldığı var sayılıyor. Muhalefet partisinin böyle bir kararı yoktur, bunun iktidardaki partiye seçimi hediye etmek olacağını bilmektedirler. Ancak bu sahte “boykot” haberi ele geçirilmiş sosyal medya hesaplarından sanki onların kararı gibi yayılmaktadır. Üstelik aynı anda resmi siteleri de ele geçirildiği için anında müdahale ile düzeltme imkânları da sınırlıdır.


Siz hükümet olarak bunun farkındasınızdır. Müdahale edip gerçeği söyleyip rakibinizin kendisini toparlamasına izin mi vereceksiniz, yoksa sesinizi çıkarmayıp ellerinizi mi ovuşturacaksanız; tabii eğer kendiniz yaptırmadıysanız.


Ama eğer ülkeye bu kötülüğü siz yapmadıysanız, dışarıdan bir çökertme operasyonu varsa, sessiz kalarak bir sonraki hedef siz de olabilirsiniz. Mesela aynı yöntemle sizin, yani iktidar partisinin adına ‘seçimlerin iptal edildiği’ sahte haberi de yayılabilir, diyelim seçime iki gün kala. Yaşanacak kargaşayı düşünebiliyor musunuz?


Bu ihtimaller günümüzde ne yazık ki artık yakın ve gerçek tehlike durumuna gelmiş vaziyette.


Evet, Türkiye’nin önünde bir sandık duruyor, 16 Nisan’da gidip oy kullanacağız. Amerikan seçimlerinde olanların Türkiye’de olmayacağının bir garantisi maalesef kimse tarafından verilemez.


Sadece Türkiye de değil, bu yıl Almanya, Fransa, Hollanda gibi önemli Avrupa ülkelerinde AB’nin geleceğini, Avrupa güvenliğinin geleceğini ve Türkiye’yi de yakından ilgilendirecek seçimler yapılacak.


Onlar da muaf değil bu tehlikeden. Demokratik kurumların sağlıklı işleyişi önündeki mevcut tehditlere şimdi bir de bu dijital tehlike eklenmiş durumda.

Önlemek için neler yapılması gerektiği üzerine vakit geçirmeden, çok geç olmadan kafa yormakta büyük fayda var.

X