"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Radikal İslamcı militanlığı dünyanın başına saran ideolog öldü

Neredeyse yarım asırdır Amerikan dış ve güvenlik siyasetinin büyük üstatlarından kabul edilen Zbigniew Brzezinzki'nin 26 Mayıs'ta 89 yaşında öldüğü duyuruldu.

Demokratların Cumhuriyetçi Henry Kissinger'in karşısına gözleri arkada kalmadan çıkardıkları bir isimdi.

 

Soğuk Savaşın 1960'lar döneminde Brzezinski, Dwigth Eisenhower ve John Foster Dulles'ın "Rollback" siyasetini savunuyordu. Bu siyasete göre Sovyetler Avrupa'dan "geri püskürtülmeliydi" ancak bunu yaparken Sovyetlerle çatışmaya girmek Doğu Avrupa'yı Moskova'nın kucağına daha da fazla itebilirdi; yani açık çatışmadan kaçınmak öngörülüyordu.

 

Böylece Brzezinski 1970'lerin başında Amerikan yönetim ve düşünce çevrelerinde "detente" yani "yumuşama" politikasının ideologlarından biri olmaya başladı.

 

Brzezinski Polonya doğumluydu. Babası 1931-35 arasında Nazilerin yönetimi devralış sürecinde Almanya'da, 1936-38 arasında, yani Ribbentrop-Molotov saldırmazlık anlaşmasının hemen öncesinde Sovyetler Birliğinde ve 38'de Kanada'da görev yapmış, savaşın çıkmasıyla ABD'ye göçmüş Polonyalı bir diplomattı.

 

Brzezinski bunu hiç unutmadı ve bir yandan Amerikan siyaset ve diplomasi çevrelerinde yükselirken, diğer yanda Doğu Avrupa, özellikle Polonya ile bağlarını hep canlı tuttu.

 

Amerikan istihbaratı CIA tarafından Münih'te kurulan Hür Avrupa Radyosu (RFE) Lehçe servisi kanalıyla 1950'lerden itibaren açık tuttuğu kanalları vardı. 1960'larda  bu kanallar yoluyla tanıştığı Adam Michnik, ileride Leh Walesa ile birlikte Dayanışma sendikası ve hareketinin kurucuları arasında yer alacaktı.

 

Dayanışma Sendikası, 1978 Ekiminde İkinci Jean Paul adıyla papa seçilip Vatikan'ın başına geçen Polonyalı Kardinal Karol Jozef Wojtyla ile birlikte Sovyetler Birliği'nin dağılmasında pay sahibi olacaktı.

 

O 1978 yılı Brzezinski'nin siyasi çizgisinde de değişimlerin başladığı bir yıl oldu.

 

Demokrat Jimmy Carter Amerikan başkanlık seçimini kazanmış, 1977 başında görevi devralır almaz Brzezinski'yi Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atamıştı.

 

Ancak Dışişleri Bakanı Cyrus Vance "detente", yumuşama siyasetinde ısrar edip ağırlığı Sovyetler ile stratejik silahların sınırlandırılması görüşmelerine (SALT) verme yanlısıyken, Brzezinski yeni bir hat öneriyordu. Yumuşama siyasetinin abartıldığını, Afrika ve özellikle Orta Doğu'da Sovyetlerin meydanı boş bularak güçlenmesine yol açtığını öne sürüyordu. Özellikle Orta Doğu'da biraz daha diş gösterilebilirdi.

 

Ertesi yıl, 1978'daki iki ciddi gelişme Brzezinski'ye yeni stratejik çizgisini öne çıkarma fırsatı verdi.

 

Bunlardan ilki, bölgedeki en sıkı Amerikan dostu rejimlerden birisini, akşamdan sabaha en ateşli Amerika düşmanına çeviren İran İslam Devrimi idi.

 

İkincisi de Sovyetler'in Afganistan'ı işgali.

 

İşgale direnen İslamcı aşiretlere para, silah ve askeri eğitim vererek Sovyetler'e karşı gerilla harbi örgütleme fikri ondan çıktı. Bu amaçla Suudi Arabistan, Pakistan ve (ideolojik kavga nedeniyle Sovyetleri "sosyal emperyalist" gören) Çin başta olmak üzere çeşitli ülkelerin desteğini aldı. Suudi Arabistan'dan Afganistan'a sadece silah ve para değil, bu anti-komünist cihada gönüllü militanlar da aktı. (Suud-Afgan köprüsünü işletenlerden birisi de petrol ve inşaat milyarderi bir ailenin parlak oğlu olan Usame bin Ladin isimli yirmilerini süren bir gençti.)

 

Afgan, Arap, hatta Boşnak, Çeçen, Uygur, dünyanın her yerinden Mücahitlerin ABD patentli bir eğit-donat programıyla örgütlenmesi, gerçekten de Kızıl Ordu'nun ilerleyişini durdurdu ve Sovyetlerin dağılmasında Afganistan savaşının da önemli payı oldu.

 

Ama Afgan savaşı aynı zamanda radikal İslamcı militanlığın yükselişinin tohumlarını da atmıştı. Taliban'la başlayıp El Kaide ve şimdilerde IŞİD'e kadar ilerleyen (ve nerede duracağı henüz kestirilemeyen) örgütler hep Afgan savaşındaki o eğit-donat programının tahmin edilemeyen yan etkileri olarak ortaya çıktı.

 

Yıllar sonra, 1998'de mülakat yaptığım CIA'nın 1979-81 arası direktörlüğünü (Evet, 12 Eylül 1980 darbesi sırasında da) yürüten Stansfield Turner, bir hesap hatası yaptıklarını söylemişti. ABD Sovyet ekonomisini daha güçlü sanıyor, bir on yıl daha dayanacağını düşünüyor, o arada besleyip büyüttüğü militan hareketi de söndürmeyi planlıyordu.

 

Temel fikir, NATO stratejisine paralel biçimde Güney bölgelerinde daha çok Müslüman ve Türki nüfusun bulunduğu Sovyetleri, İslamcı hareketlerle Güneyinden "kuşatarak" zayıflatmaktı. Kimileri bu siyasete "Yeşil Kuşak" adını takmıştı.

 

O an yenilmesi gereken düşmanla başa çıkmak için kara birliği niyetine pek tanımadığı ortaklara karşı verilen silah ve eğitim (Adeta bugünkü Suriye, değil mi?) gün geldi ABD ve Batı'ya döndü. Afgan savaşında doğan El Kaide, Amerikan topraklarında Pearl Harbor sonrası en kanlı saldırıyı Amerikan halkına ve yönetimine karşı 11 Eylül 2001'de gerçekleştirdi.

 

Brzezinski'nin yaptığı aslında 19'uncu yüzyılın sonlarındaki "Büyük Oyunu" 20'inci yüzyıl koşullarında güncelleyerek uygulamaktı. Büyük Oyun'da İngiliz İmparatorluğu, Rusya Çarlığının Güney denizlerine inişini Doğu'da Afganistan, Batı'da Osmanlı idaresindeki Türkiye'yi tutarak önlemişti.

 

Yüz yıl kadar sonra Brzezinski'nin uyguladığı Büyük Oyun-2.0 versiyonunda ise Sovyetler, Afganistan'da Müslümanlık istismar edilerek askeri, Polonya'daysa Katoliklik istismar edilerek siyasi boyutta durduruluyordu.

 

Brzezinski Sovyetlerin dağılmasında en etkili siyasi aktörlerden birisi oldu.

 

Ama Afgan siyasetinin yol açtığı yan etkiler bugün hala dünyayı sarsmaya devam ediyor ve adeta bir "Siyasi çıkarlarınız için dini duygularla oynamayın"  dersi veriyor.

 

Türkiye bu sonuçları artan terör dalgasıyla iliklerine kadar yaşayan ülkeler arasında.

 

Adetimizde ölenin arkasından kötü konuşmak yoktur, öyle yapıyor değilim; ama bu vesileyle bazı tarihi gerçekleri bir başka bakış açısıyla hatırlatmak istedim.

X