"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Ölüm cezası en ağırı olur

Hayır, cezaların en ağırı olmaz, yapılabilecek hataların en ağırı olur.

 

Çünkü birincisi, ölüm cezası ceza değildir.

İkincisi hata yapıldığı anlaşılırsa geri dönüşü, telafisi yoktur.

 

Üçüncüsü, modern devlet intikamcı olmaz, olmamalıdır.

 

Can alma yetkisini kim kime veriyor sorusunu sormuyorum bile.

 

Ölün cezasını geri getirmek bir süredir toplumun gündeminden çıkmıştı.

 

Arada bir canı yanmış bir annenin cenaze feryadı olarak duyuluyordu.

 

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin bir başka kötülüğü de ölüm cezasını ülke gündemine yeniden ve en tepeden dâhil etmesi oldu.

 

Daha o gece, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı CNN Türk’te yaptığı direnme çağrısına cevaben İstanbul Atatürk havalimanında başladı.

 

Erdoğan bu hain girişimin ardında bir zamanlar yakın müttefiki Fethullah Gülen’in bulunduğunu ilan edince kalabalıktan “İdam isteriz” sloganı yükseldi birden.

 

Planlanmış mıydı, kendiliğinden miydi? O an onu araştıracak, bilecek zaman değildi; can pazarı devam ediyordu.

 

Erdoğan bu isteği geri çevirmedi, dahası, ilerleyen zamanlarda giderek teşvik eder oldu, “Meclis kabul ederse, ben onaylarım” dedi.

 

Bir başka şey daha yaptı; 6 Ağustos’tu, darbe girişiminden üç hafta kadar sonra, Yenikapı mitinginden bir gün önce, Tarabya’da gazetecilere konuşuyordu.

 

“Öcalan’ı verdiler, Gülen’i aldılar” dedi.

 

Aslında Cumhurbaşkanı bunu daha önce de, örneğin 2014’te de söylemişti.

 

Ancak o zaman MİT Müsteşarı Hakan Fidan aracılığıyla PKK’nın İmralı’da hapis lideri Abdullah Öcalan ile dolaylı bir diyalog devam ediyordu.

 

Hatta Cumhurbaşkanı seçilmeden önce bir AK Parti Meclis grubu hitabında Erdoğan “Barış süreci” sözünü dahi sarf etmişti. PKK eylemleri kesilmiş, operasyonlar durdurulmuş, ölümler sanki geride kalmıştı.

 

O zaman sadece Gülen’in Türkiye başına bela edildiği idi mevzu.

 

Erdoğan ABD yaptı demiyordu, bir “üst akıldan” söz ediyordu.

 

Oysa Öcalan’ın Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliğinden çıkartılıp yakalanması operasyonu CIA-MİT işbirliği ile olmuştu, 15 Şubat 1999’du tarih. Gülen de aynı yıl içinde ABD’ye gidip Pennsylvania’daki çiftlik evine yerleşmişti.

 

Erdoğan’ın “takas” tezini 15 Temmuz darbe girişimi ardından, böyle kritik bir günde yeniden gündeme taşıması artık ikili çağrışımlara izin veriyordu; artık hedefte hem darbe girişiminin sorumlusu Gülen, hem PKK eylemlerinin (üsteli Suriye boyutuyla) sorumlusu Öcalan vardı sanki.

 

Ama sokakta yankılanan idam talebi, henüz siyasette yankı bulmamıştı.

 

Öcalan’ın yakalanması ardından AB bekleme odasındaki Türkiye’nin gündemine idam cezasının kaldırılması girmişti.

 

İktidarda MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de bulunduğu Bülent Ecevit’in kırılgan üçlü koalisyonu vardı.

 

DSP’den Hüsamettin Özkan ve MHP’den merhum Murat Sökmenoğlu arasında –bir kısmına tanık olduğum- gizli diplomasi sonucu Öcalan’ın ölüm cezasının infazı Avrupa Konseyi’nden beklenen bir karara dek durduruldu.

 

O arada 10 Aralık Helsinki Zirvesinde AB Türkiye’nin ta 1987’de yaptığı üyelik başvurusunu “kabul edilmeye ehil” buldu.

 

12 Eylül 1980 askeri darbesini takiben infaz edilen 50 ölüm cezası ardından 1984’ten sonra uygulanmayan ölüm cezası, 2001’de savaş hali ile sınırlandı, 2002’de kaldırıldı, AK Parti’nin iktidara gelişi ardından 14 Temmuz 2004 tarihinde de, AB uyum yasaları çerçevesinde kayıtsız şartsız kaldırılması Anayasa hükmü haline geldi.

 

Bu durum MHP bünyesinde bir travma olarak kaldı. Dolayısıyla Erdoğan’ın idamın geri getirilmesine kapı aralamasına ilk destek Bahçeli’den geldi.

 

Örneğin Başbakan Binali Yıldırım, Bahçeli kadar heyecanlı bir destek vermemişti o sırada.

 

Yıldırım 16 Ağustos’taki Meclis grubu hitabında “İdam bir sefer ölümdür” diyordu; “Ama ölümden daha büyük ölümler var onlar için”.

 

Aslında Yıldırım, ölüm cezasının ceza olmadığı, ömür boyu hapsin daha ağır olabileceğini, üstelik idam cezasının hatadan geri dönüşü olmadığını vaz eden klasik hukuk tezini başka türlü tekrarlıyordu.

 

Ancak 29 Ekim’de Cumhurbaşkanın 29 Ekim’de Ankara’da “İdam isteriz” diyenlere “Yakında” cevabı vermesinden birkaç saat sonra, Başbakanın hükümetin konuyu Meclis’e taşıması için çaba harcayacağını söylemesi neyi gösteriyor biliyor musunuz?

 

Başka konularda, örneğin Başkanlık sistemi konusunda olduğu gibi, ölüm cezası konusunda da AK Parti zirvelerinde ciddi tartışmaların yaşanmış olduğunu gösteriyor.

 

Tartışmadan Erdoğan’ın galip çıktığı da görülüyor.

 

Ankara’da bunun bir taktik olduğunu öne sürenler var. Örneğin, Erdoğan’ın ölüm cezasını Başkanlık sistemine geçiş anayasasının bir parçası yaparak MHP desteğini garantilemek istediği öne sürülüyor.

 

Doğruluğunu teyit etmek mümkün değil, ama velev ki taktik gereği dahi düşünülse, bu tehlikeli bir oyun ve ağır bir hata olur.

 

Yalnızca Suriye ve Irak yangın yeri gibiyken ülke içinde bir gerilim kaynağı daha çıkması bakımından değil, ama aynı zamanda Türkiye’nin siyaseten dünyada durduğu yer bakımından da sakıncaları var.

 

Avrupa Birliği’nde idam cezası yok, zaten kaldırılması Kopenhag siyasi ölçütlerinin bir parçasıydı; yani geri getirmek üyelik sürecini kendiliğinden düşürebilir.

 

Dün Türkiye’ye idamı geri getirmemesi çağrısında bulunan –kurucularından olduğumuz- Avrupa Konseyi coğrafyasında idam cezasını koruyan tek ülke, açık diktatörlük altındaki Belarusya; bir de Kazakistan ve Tacikistan’da savaş halinde uygulanacağı hükmü var.

 

Avrupa demokrasilerinin siyasi ve ekonomik coğrafyasında idam cezasına yer yok.

 

Nerede mi var?

 

2015 yılında idam cezası ülkeler şunlar: Çin, Suudi Arabistan, Kuzey Kore, Somali, Afganistan, Mısır, Irak ve (bu ayıp da onlara yeter) ABD.

 

ABD’nin bazı eyaletlerinde hala ölüm cezasının olması, infaz edilmiyor olsa da Japon yasalarındaki varlığı, keza Hindistan’daki varlığı demokratik dünyadaki yüz karaları olarak gösteriliyor.

 

Öfkeyle kalkıp zararla oturmayalım.

 

Duygularımıza yenik düşmeyelim.

 

Ölüm cezasını geri getirmek Türkiye’nin siyasetiyle, ekonomisiyle ayrı bir ligde değerlendirilmesine neden olacaktır; bunu hak etmiyoruz.

 

 

 

X