"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Gazeteci arkadaşlarımın bırakılacağını umuyorum  

Önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a u “Sadece ikisinin basın kartı var” bilgisini kim verdiyse, onun ne Erdoğan’a, ne de Türkiye’ye iyilik yaptığını söylemek zorundayım.

 

 

Çünkü sadece 23 Temmuz’dan bu yana yargı karşısında tutuklu olarak yargılanan 11 meslektaşımızdan 9’u basın kartı sahibi. Daha doğrusu yargı karşısına çıkarılmak için bekledikleri 267 gün öncesine dek öyleydiler, eğer Basın Yayın Genel Müdürlüğü o arada bir de yıllarını mesleğe vermiş arkadaşlarımızın basın kartlarını iptal etmişse, bunun yasal karşılığı olsa da bir meşruiyeti olamaz.


Diğer davalardan basın kartı sahibi meslektaşlarımızdan kartları “çalışmıyor” diye, ya da başka gerekçelerle iptal edilenler olup olmadığı bilgisi yok. Eğer öyleyse de gazetecilik mesleğinin Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından verilen kartlara bağlı olmadığını, onların yalnızca yasal olarak belli yerlere girmek işlevi olduğunu hatırlatmakta da fayda var. Zamanında “irtica” fişlemeleriyle basın kartı verilmemiş olan meslektaşlarımızın şimdi bu uygulamaya da karşı çıkmalarını beklemek saflık sayılmamalı.


Kadri Gürsel gibi hayatının 35 yılını gazeteciliğe vermiş bir meslektaşım, arkadaşım hâkim karşısında kendisine gelen ve cevaplamadığı anlaşılan mesajların ByLock kullanıcısı Fethullahçılara ait olduğunu nereden bileceği sorusuyla savunma yapıyorsa ortada yalnız bir hukuk sorunu değil, bir insaf, bir vicdan sorunu da var demektir.


Murat Sabuncu Genel Yayın Yönetmenliğine getirilmeden önceki Cumhuriyet yayın ve tasarrufları nedeniyle sorgulanıp yargılandığını anlatmak zorunda kalıyorsa, ortada sadece hukuk değil, mantık sorunu da var demektir.


Ahmet Şık gibi Fethullahçılarla mücadele ettiği için kumpas kurulup hapse atılmış bir meslektaşım, arkadaşım, bugün Fethullahçı darbeye, terör eylemlerine yardımcı olmakla suçlanıyorsa ortada sadece hukuk, mantık, vicdan sorunu değil, bir akıl tutulması sorunu da var demektir.


Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) saptamalarına göre halen 159 gazeteci, yazar ve medya çalışanı tutuklu olarak yargı karşısında.


Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu daha önceki gün Avrupa Birliği (AB) Dış ve Güvenlik politikaları şefi Federica Mogherini ile görüşmesinde, tıpkı Büyükada’da tutuklanan insan hakları savunucuları gibi, tutuklu gazetecilerin de –yazdıkları, söylediklerinden değil- terörizm ve casusluk suçlarından yargılandığını tezini tekrar etti.


Meslektaşlarımızın bu suçlamalarla yargılandığı kısmı doğru da, bu suçlamaların içeride ve dışarıda kimseyi ikna etmediği de doğru.


Eğer AB yetkilisi Mogherini “Türkiye’ye daha sert tepki göstermek isteyenlere” karşı durduğunu söylüyorsa, bu hükümetin gazetecilere yönelik “teröristtir, casustur” suçlamalarına inanması nedeniyle değil; eminim Avrupa siyasetiyle yıllardır iç içe olan Çavuşoğlu da bu gerçeği çok iyi değerlendiriyordur.


AB’nin bu tutumunun birkaç nedeni var.


Birincisi, stratejik çıkarları Türkiye ile bağların bütünüyle kopmasına izin vermiyor.


İkincisi, koparan tarafın kendileri olmayacağını açıkladılar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İlişkileri keserlerse bizi rahatlatırlar” demecinden sonra özellikle yapmazlar bunu, sadece Erdoğan’a koz vermemek adına bile olsa yapmazlar.


Üçüncüsü, Türkiye’nin işlerine daha fazla dâhil olup uğraşmak istemiyorlar. Burada ciddi bir ikiyüzlülük de var. Çünkü eğer AB Türkiye’de bağımsız yargı, özgür basın gibi sorunlarla cidden ilgileniyor olsa, yargı ve özgürlükler konusundaki 23 ve 24’üncü müzakere fasıllarını açar, bu konuları çatır çatır tartışır.


Olan Türkiye’de demokratik kazanımların gerilemesine oluyor. Bir yandan 15 Temmuz askeri darbe girişimiyle hesaplaşma zorunluluğu var. Bu yapılanların kimsenin yanına kâr kalmaması, hesabının verilip sorumluların cezalandırılması gerekiyor. Diğer yandan adaletin işleyişinde, kısmen de Olağanüstü Hal altında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerden kaynaklanan sorunlar, bu hesaplaşmanın hem aksamasına, hem de kurunun yanında yaşın da yanmasına neden oluyor.


Zamanında Ergenekon davaları için yaptığımız uyarılar ortada. Şimdi hepsi “FETÖ üyesi olmaktan” ya hapiste olan, ya kaçak durumdaki savcı ve hâkimlerin kurduğu komplolarla çok sayıda gazeteci, yazar, üniversite mensubu üyesi ve asker, kriminal tiplerle birlikte dava birleştirmeleri yoluyla aynı çuvala konuldu. O zaman bu “yaşlarla” birlikte gerçek “kuruların” da serbest kalacağını yazıyorduk ve öyle de oldu.


Şimdi de benzeri işler dönmeye başladı. Adeta yargıda gizli bir el, 15 Temmuz darbe girişimiyle hesaplaşmayı sulandırmak, sonra herkesi suçsuz ilan etmek için ömürleri boyunca Feuhullahçılarla, terör eylemleriyle mücadele etmiş insanları da aynı çuvalın içine atmaya başladı.


Gazeteci ve yazarların tutuklu yargılanması da sanki bunun bir parçası.


Bunun yalnızca insanların tek tek hayatına değil, ülkenin siyasi ve hukuki varlığına da hem içeride hem dışarıda ne kadar ağır bir yük getirdiğini gören bir gazeteci olarak, meslektaşlarımın serbest bırakılacağını umuyorum.


Çok mu safım? Ama başka türlü olmaz ki… İşlerin düzeleceğine, iyiye gideceğine dair umudumuzu yitirmemek lazım. O umudumuzu da yitirirsek elimizde başka ne kalacak?

X