"Murat Yetkin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Yetkin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Yetkin

Bir 19 Mayıs sorusu: İçerisi mi, dışarısı mı?

Bundan 98 yıl önce Bandırma vapuru Samsun rıhtımına yanaştığında İngiliz destekli Yunan askerleri İzmir’e çıkalı dört gün olmuştu.

Osmanlı Sultanı Vahdettin ve damadı Başbakan Ferit koltuklarını korumak uğruna Türk imparatorluğunun vatandaşlarına işgalcilerle işbirliği öneriyorlardı. Mondros Mütarekesi gereği ordu silahlarını işgalcilere teslim edecek, kışlaları, tersaneleri, liman, demiryolu, tünel ve her türlü haberleşme aracını onlara devredecekti. Padişah bütün Müslümanların Halifesi sıfatını taşıdığı halde halkın hepsi bu onursuzluğa boyun eğmek istemiyordu.


Mustafa Kemal ve arkadaşlarının işgale karşı başlattığı direniş kısa sürede ikili niteliği olan bir savaşa dönüştü: Yunanistan, İngiltere, Fransa, İtalya, Ermenistan ve Gürcistan işgalcileri ile onların yerli işbirlikçilerine karşı verilen savaş ve Padişah’ın işgalcilere direnen ordu ve sivilleri bastırmak için üzerlerine saldığı güçlere, çetelere karşı verilen savaş.


Neticede İstiklal Savaşı ile Türk devleti sınırlarını yeniden çizerek, rejimini, başkentini değiştirerek ve yüzünü batıya dönmüş, din ve devlet işlerini ayıran yeni bir bakışla yoluna devam edebildi.


Böyle bir günde, örneğin “İki Türk generali Almanya’dan iltica talebinde bulundu” gibi bir haberi yayınlıyor olmak bir haber yöneticisi olarak beni üzüyor.


Üstelik Almanya’dan iltica talep eden, diplomatik pasaport taşıyan Türk askerlerinin sayısı –aileleriyle birlikte- 414 olarak açıklanmışken. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi gecesi Yunanistan’a kaçan 8 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu da oradan sığınma istedi malum, Atina iade etmiyor.


Böyle bir yurt dışına kaçış furyası 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası görülmüştü. Ama zaman kaçanlar, hükümeti silah zoruyla devirip hükümete, Meclis’e el koyan askeri yönetimin baskısından kaçıyorlardı.


Bu defa kaçanların tamamı 15 Temmuz’un arkasında görülen Fethullahçılarla bağlantılı olmakla suçlananlar değil, fırsat bu fırsat diyerek üzerlerine gelinen solcular, Kürtçüler de var. Öyle bir genelleme yapmak doğru olmaz. Ancak bu defa yurt dışına çıkanların çoğunluğun hareket noktası 12 Eylül’den farklı.


Doksan sekiz yıl önce her şeylerini feda ederek vatan için elini taşın altına koyan paşalarla, 15 Temmuz’da kendi halkı, Meclisi, askeri üzerine ateş emri veren, ona ortak olan, sonra da çareyi yurt dışına sığınmakta bulan paşalar arasında dağlar kadar fark bulunuyor.


Tabii böyle bir günde, örneğin “Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticilerinin tutukluluk altında 200’üncü günü nedeniyle protesto gösterileri yapıldı” türü haberler yayınlamak da üzüyor beni. Daha öncekilere, Kadri Gürsel’e, Ahmet Şık’a diğer meslektaşlara üzülürken Oğuz Güven de atıldı içeri; toplam sayı 150’yi aştı.


İdam cezası tartışmaları, toplu tutuklama ve işten çıkarmalar derken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın korumalarının ABD Başkentinde göstericilere sergilediği şiddet adeta tüy dikti. 15 Temmuz sonrası Olağanüstü Hal uygulaması altında gerilemekte olan temel hak ve özgürlükler dışarıdan da dikkatle izleniyor.


Birkaç gün önce İstanbul’a gelen Türkiye’yi yakından tanıyan Avrupalı, eski bir dostla Boğaz’a karşı kahve içiyorduk.


“Şu dünya güzeli manzaraya karşı daha önce nelerden söz ediyorduk, şimdi nelerden ediyoruz” diye söze girdi: “Sizin durumunuz ne?” Şahsi olarak da soruyordu. Tabii sorarken Türkiye’deki hak ve özgürlüklerin Altın Çağında olmadığını kendisi de görevi gereği biliyordu.


Sonra gözlerimin içine “Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?” dercesine bakarak devam etti: “Yurt dışına çıkan çok Türk tanıyorum. Sizin de bir alternatif planınız var mı?”


“Hayır” dedim duraksamadan, “Yok”.


“Peki, çıkmazsan hapse girecek olsan ne yaparsın?” diye üsteledi.


“Şu an için öyle bir durumum yok, ama olsa da çıkmam, girerim. Burası benim vatanım” diye konuyu değiştirdim.


Bir yandan da aklımda 12 Eylül darbesi öncesi yurtdışına çıkma imkânları olduğu halde, kendi durumundaki başkaları çıkıp siyasi mülteci olduğu halde çıkmayı reddetmiş, yakalanıp ağır işkenceler görüp hapis yatmış bir muhalife yıllar önce sormuş olduğum “Neden fırsat varken çıkmadınız?” sorusunun yanıtı yankılanıp duruyordu.


“Kendime yediremedim” demişti o muhalif, “Biz iktidarı almaya ayaklanmıştık, iktidarına talip olduğum vatanımı bırakıp gitmeyi kendime yediremedim.”


Bu ruh hali 19 Mayıs’ta Samsun’da istiklal mücadelesini başlatan ruhla aynı topun kumaşındandır.


Dünya ve Türkiye zor zamanlardan geçiyor. Ancak koşullar ne kadar zor olsa da 1919’la karşılaştırılamaz, bugünler geçecektir.


Türkiye’nin çıkarı laik, demokratik hukuk devleti gereklerine doğru yeniden yol almaya başlamak ve modern dünya ile bütünleşmesini hızlandırmaktır; 19 Mayıs ruhu bugün bunu gerektiriyor.

X