Dünyanın el değmemiş şahanesi İzlanda – 2

Geçtiğim gün kaleme aldığım “İzlanda’nın şahaneliği” üzerine güzellememin ikinci bölümüne devam edebilirim.

Haberin Devamı

Şahanelik diyorum çünkü el değmemişlik bu ada ülkesini en ayrıcalıklı yerler klasmanında bir numaraya oturtuveriyor. Öte yandan doğayı bir de kendi haline bırakan anlayışları var ki burada da İzlanda insanına saygı duyuyorsunuz. Adanın tamamı 350 bin kişi zaten. Soğuk mu ? Evet ama yürek parçalayan bir soğuk değil. Kuzey ışıklarına burada tanık olmak başlı başına bir olaydı mesela benim için. Başkent Reykjavik ise 100 bin nüfusuyla adanın en büyüğü ve en hareketlisi. Geçen yazımda doğal güzelliklerden fazlaca bahis açtığım için bu kez kent genelini anlatmayı uygun buldum. Zira nüfus binlerle, onbinlerle ifade ediliyor ama bu el değmemiş güzelliğiyle cümle aleme örnek olan adanın ziyaretçi sayısı 2 buçuk milyon civarında. Son derece pahalı bir memleket olmasına rağmen, el değmemiş o doğal güzellikleri görmek için binlerce eurosunu harcamak için can atan turistler var her daim. Yani dünyanın terasındaki yapayalnız bu ada ülkesi sırf turizmden her yıl on milyarlarca euro kazanıyor. Helal olsun. Hani öyle yaşını başını almış, emekliliğinin tadını çıkaralım tarzı gelenler de değil çoğu. Önemli bir kısmı genç ve zengin yani para harcayan gezginler bunlar. Bunların tek derdi doğa. E burada da fazlasıyla var. El değmemiş, bakir kalmış doğayı görmek. Baktığımızda Türkiyemiz’de de böylesi doğa harikası yerlerimiz bir hayli fazla. Ancak bırak el değmemeyi, üzerinde tepindiğimiz için kimi zengin turist ve gezginlerin rotasının dışına çıkıveriyor. Oysa ki şu çarpık yapılaşmayı, yok büfeymiş, yok kahveymiş… Bu mantığı bir dışlasak gör bize gelenleri ama olmuyor işte, n’aparsınız! Her neyse.

Dünyanın el değmemiş şahanesi İzlanda – 2

Haberin Devamı

REYKJAVİK NÜFUSUYLA İSTANBUL’UN BİR SEMTİ ADETA

Kartpostal güzelliğini her daim sergileyen İzlanda, Gündüz Vassaf’ın da dediği gibi, ‘dünyalı olduğumuzu hissettiren bir ülke’. Reykjavik de bir o kadar küçük gibi dursa da, dikey olmasa da yatay mimari sayesinde hayli geniş bir alana yayılmış. Genç nüfus göze batıyor. Cafe ve restaurantları göz alıcı. Sade, basit güzellikleri var. Mesela akşam yemeği için gittiğim bir restaurant da dekor olarak balık derisi kullanılmış ve harikulade bir ışıklandırmayla şahane bir ortam yaratılmıştı. Kim bilir kaç balık derisi kullanıldı bilmiyorum ama zaten balıktan bol bir şey yok burada. Koyun eti ise son derece revaçta. Zira nereye gözünüzü çevirseniz özgür ve bağımsız dolaşan koyunları görüyorsunuz. Burada her yer doğaya ait. Kentin göbeği bile. Başbakanlık ofisi eski bir hapishaneden modernize edilmiş. Son derece sempatik ve halka yakın. Halk mı ? Neredeyse burada herkes akraba sayılabilir tabii. Iceland Air ‘in en önem verdiği projelerinin başında Türkiye’deki İzlanda tutkunlarını buraya çekmek yer alıyor. Bunun için Türk iş ortağı Discover the World Turkey ile sürekli kafa patlatmakta. Türlü formüllerle gezgin ve maceraperest Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ülkelerine çekmeye çalışıyorlar. Ne de olsa kazançlarının önemli bir bölümünü oluşturuyor turizm. Coşkun Aral’la Reykjavik caddelerinde dolaşırken az nüfusundan ya da küçüklüğünden değil doğaya duydukları saygıdan söz ettik hep birbirimize. Gerçekten de öyle. Doğayı başıboş bırakmak bile bize gelen turistin kazandırdığından daha çok kazandırıyor İzlanda’ya.

Haberin Devamı

Dünyanın el değmemiş şahanesi İzlanda – 2

HER ŞEY SENİNLE GÜZEL

Son dönemde şahane filmler peşpeşe beyaz perdede maşallah. Misal Müslüm, bakınız Bohemian Rhapsody (Freddie Mercury ve Queen'in hikayesi) ya da bir Whitney Houston belgeseli olan Whitney filmi. Seç seç izle. Şahane yapımlar bunlar. Her birisine gittim, gördüm, hayran oldum. Bizden bir film olan ‘Her şey seninle güzel’ de vizyondaki yerini aldı. Başrollerde Burcu Biricik, Mert Fırat, Hazar Ergüçlü ve İlker Aksum var. Açıkçası İlker Aksum’un rolünün olduğu her karenin ayrı bir keyfi vardı. Filme dinamizm ve coşkuyu getirdi diyebilirim. Romantik komedi sınıfının seçkin örneği oluvermiş bana kalırsa. Zaten “My best friends wedding” uyarlaması bir film. Bu tür filmleri izlemenin ayrı bir keyfi oluyor böylesi kış günlerinde. Kasmadan, sıkılmadan izleyeceğiniz bir film çıkarmış Şebnem Aşkın ve ekibi. Samimi, içten, mutluluk verici… ama için de fettanlığın olduğunu da söyleyeyim. Bu konuda Burcu Biricik’in performansı da dudak uçuklatıcı. Gerçekten bravo. Yolu açık olsun. Kış günleri özellikle böylesi şahane filmlerin varlığı sayesinde daha da güzel geçiyor. Ha bu arada galada Mert – İdil Fırat çiftinin çifte kumruluğu da dikkatlerden kaçmadı. Gördüğüm kadarıyla her iki valide sultan da bu evliliğin getirdiği mutluluktan dolayı gayet memnun. Aman nazar değmesin. 

Yazarın Tüm Yazıları