"Murat Güloğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Murat Güloğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Murat Güloğlu

Duayen Galatasaraylılar’la bir hafta sonu kaçamağı

Öncelikle şunu belirteyim ki, her takıma eşit mesafedeyim. Amma velakin takımların da fanatikleri var malum.

Bu simalar da Galatasaray’ın fanatikleri. Çoğu Mekteb-i Sultani’nin pilavını yemiş. Her biri de Galatasaray denilince akan suları durduran cinsten. Eski başkan, yönetici, teknik direktör, yeni başkan adayı, gelecekte adını sıkça duyacağımız kimi yöneticiler, bazı sanatçı ve siyasetçiler… İşte bu güzide isimler Ege’nin en güzel koylarından Marmaris Bozburun ’daki, Sabrina’s Haus’ta buluştu hafta sonu. Ben de bu nezih davetli grubunun içindeydim. Neden? Çünkü bu harikulade mekanı eşi Semra Gümüştaş’la el ele vererek, emek vererek, sevgi katarak, para dökerek turizme kazandırmış Mesut Gümüştaş; camianın 1905 Kültür, Sanat Ve Spor Derneği Başkanı. Galatasaraylılık konusunda şakası dahi olmayan, sürekli yeni projeler üreten ve hayata geçiren kusursuz bir Galatasaray ’lı. Durum böyle olunca da eski ve yeni Galatasaraylılar ’ı buluşturabilecek bir diyalog zenginliğine sahip. Aslında her takımda ve siyasette bulunan kurum bünyesinde böylesi birleştirici insanların olması şart. Sorularım oldu tabii takıma dair. Mesela; Dursun Özbek yönetiminden memnuniyet var mı? Yeni başkan ve yönetim arayışları var mı? Bu yıl şampiyon olacaklar mı? Aziz Yıldırım kalır mı, gider mi? Tenis gibi son dönemin yükselen spor dalına yatırım yapılmalı mı? Duyduklarım, konuştuklarım -en azından şimdilik- elbette ben de gizli kalacak ama Galatasaray’da önümüzdeki aylarda - bana kalırsa gönül verenleri mutlu edecek - gelişmeler olacak. Tabii davetliler arasında Prof. Mesut Parlak Hocam gibi sıkı Beşiktaş ’lı ya da Bedri Baykam gibi bi’ acayip Fenerbahçe ’liler de olunca atışmalar ve kahkahalar eksik olmadı.  Zaten işin keyifli yanı da bu değil mi?         

Cim Bom deplasmanında bir Fener’li

Kahkahalar atarak, ‘tam 11 Galatasaray ’lıya karşı tek başıma savaştım’ dedi ressam-yazar Bedri Baykam. Bedri Hoca bi’ acayip, deli mi deli Fener ’li. Tam bir spor düşkünü. Ne olursa ama! Tatil boyunca gözü tabletinde, sürekli Wimbledon karşılaşmalarını izledi. Tabi karşısında da Mehmet Cansun gibi eski başkan ve yöneticileri, Hamza Hamzaoğlu gibi şahane teknik direktörü görünce başladılar laf atışmalara, Sami Yen-Saraçoğlu karşılaşmalarına. Her iki takımın da üst düzey kültür adamları bu simalar. Taraftarlıkları baki ve takımları için kafa yoran, strateji oluşturan şahıslar. GS-FB tartışmalarında bol bol laf sokmaları, alaya kaçmayan Sokratesvari ironileri duysanız da, kimi zaman tansiyonlar ufaktan yükselse de, geldikleri nokta ‘rekabetin gelişimi desteklediği’ oluyor ki orada da sarılıp, koklaşıyorlar. Benim anladığım şunu unutmamak lazım ki büyük takımların, büyük rekabetleri nihayetinde Milli Takım’a yarıyor. Umarım bizim Milliler’de yararlanabilir takımlarımız arasındaki bu dev ve kaliteli rekabetten.   

Adam gibi adam Hamza Hamzaoğlu

Ulu Önder’in ‘Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zaman da ahlaklısını severim’ sözü var ya; işte Hamza Hocam tam da Mustafa Kemal’in bu vecizesine uygun kumaşta bir spor adamı. Tam tabiriyle şahane bir insan. Son derece mütevazı, mizah anlayışı süper, kompleksiz, görgü kurallarının kitabını yazmış, aklı fikri yaptığı işte, futbolda, genç yeteneklerde. Futbolun kabadayılığıyla zinhar ilgisi, alakası yok. Eski bir maratoncu ve futbol antrenörü olan eşi Nergis Hamzaoğlu ile uyumu, ona saygısı ve davranışı centilmenlere taş çıkartacak ölçüde. Galatasaray’ı çalıştırdığı dönemdeki basın toplantılarında izlemiştim ağırlıklı olarak onu. Özgüveni, tecrübesi ve efendi yaklaşımlarıyla çok dikkatimi çekmişti. Yakından tanıdıkça daha bir sevdim ve büyük saygı duydum ona. Gönül verdiği Galatasaray’ı şampiyon yaptığı gibi, camiaya bir yılda 3 kupa kazandırdı ve formaya da 4. yıldızı taktırıverdi. Bir hocadan daha nasıl bir başarı istenebilir ki Allah aşkına?! Fakat ne acıdır ki, başarısının ödülü olarak da takımdan gönderildi. Takımlarımızın yönetici pozisyonlarının birçoğunda sorun olabiliyor ne yazık ki. Bir de buna iş bilmezlik de eklenince başarıdan uzaklaşıyorlar. Bunun en güzel örneğini de Hamza Hoca vakasında gördük. Onun gibi başarılı ve oyuncusuna örnek olan teknik adamları takımdan uzaklaştırmak ne yazık ki kalitesizliği de beraberinde getiriyor. Bu da takım ve taraftar için hem zaman kaybı, hem moral, hem de ciddi para kaybı anlamına geliyor. Ben ‘gönüllerin hocası’ Hamza Hamzaoğlu’nun – fırsat verildiği takdirde- Türk Futbolu ’nu bir İspanya seviyesine çıkaracağını biliyorum. Kulüp yönetimlerinde, siyasi partilerimizde, iş dünyasında, üniversitelerde Hamza Hamzaoğlu gibi şahsiyetlerin çoğalması en büyük dileğimdir!

Bozburun’un şahaneliği!

Söz hazır Marmaris – Bozburun ’dan açılmışken övmeden geçmek olmaz. Neden? Çünkü memleketin ve hatta dünyanın en güzel doğası, kıyıları, koyları, denizi bu yörede malum. Ege bambaşka bir kafada. Rabbim belli ki, kainatı yaratırken buralara ekstra bir özen göstermiş. Bu güzellikleri görmek, şahane denizinde serinlemek için kaliteli turistin de eskisi gibi pek uğramadığını gördüm ki gerçekten kahroldum, içim sızladı. Bölge esnafı akmasa da damlıyor diyor ama tencerenin de kaynaması gerekiyor. Türkiye’deki ‘butik otel’ kültürüne yepyeni bir anlayış getiren Sabrina ’s Haus da dünya çapında bilinmekte. Seksenler’de Marmaris’e yerleşip buranın ilk harcını koyan Sabrina Hanım’dan yıllar evvel devralmış Semra-Mesut Gümüştaş çifti ve eşsiz bir değer kazandırmışlar turizmimize. Doğayla uyumlu yapılar ve güler yüzlü personel anlayışı bizi kurtaracak olan yegane damardır. Sıkıntılardan etkilenmemek elde değil ama özveri şart. Bunu da birçok turizm gönüllümüz yeterince yerine getiriyor zaten. Sadece onlara gölge edilmesin yeter! 

X