"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Ramazanın olmazsa olmazları

 Ramazan sofralarında mevsimine ve bölgesine göre yer alan iftariyelikler, yemekler az çok değişir ama pide ve güllaç ikilisi olmadan olmaz. Sıcacık bir pidenin yerini hiçbir şey tutmaz.


İster yağ, ister zeytin, ister peynir, ister sucuk arasına, ne konursa konsun damakta unutulmaz bir tat bırakır. Aslında pideyi İstanbul başta olmak üzere birçok kentte yılın her ayı bulmak mümkün. Ama bir fırının önünde bekleyerek almanın, kokusunu içine çekmenin, hatta gizlice ucundan koparıp yemenin keyfi başka hiçbir ayda bulunmaz.
Çocukluğumun ramazanlarında annemin “Sakın ucundan yemeğe kalkma çok ayıp olur” tembihi aradan uzun yıllar geçse de dün gibi aklımda...

Ramazanın olmazsa olmazları

Güllü aş

Bir diğer vazgeçilmez, zarif ve narin güllaç ise neredeyse sadece ramazan ayı yaklaştığında vitrinlere çıkar.
Bir zamanlar ‘güllü aş’ adıyla anılan güllacın geçmişinin 15. yüzyıla dek uzandığı tahmin ediliyor.
Osmanlı saray mutfağı kayıtlarında ilk kez Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlunun sünnet düğününde misafirlere ikram olarak karşımıza çıkıyor.
Ve o yıllardan bu yana da içeriği değişmeyen, içine katkı maddesi eklenmeyen ender besinlerden.
Mısır nişastası, un ve sudan oluşan karışım büyük tavalara dökülerek pişiriliyor.
Ama el emeği ile yapılan yufkaların kalınlığını tutturmak tam bir zanaatkârlık gerektiriyor.
Güllacın diğer aylarda bulunmamasının en büyük nedeni yufkalarının yapımının neredeyse 11 ay alması. Sonra bu ince dantel görünümündeki yufkalar kurutulduktan sonra paketleniyor. Güllacın yufkası gibi tatlısının yapımı da son derece basit. Muhteşem bir tatlıya dönüşmesi için sadece süt, şeker, gülsuyu, ceviz ya da bademe ihtiyacı var.
Benim gibi tam bir güllaç tutkunuysanız ramazan ayında güllaç paketlerini stoklayabilirsiniz.
Kullanım süresi ortalama iki yıl.
Şekerini minimumda kullanırsanız, kalorisi de düşük...

Az şekerli güllaç

◊ 6 güllaç yaprağı
◊ 1 litre süt
◊ 250 gram şeker
◊ 150 gram çekilmiş badem
◊ 2 çorba kaşığı gülsuyu
◊ Yarım çay kaşığı vanilya
◊ 1 fincan ayıklanmış nar
◊ 25 gram çekilmiş Antep fıstığı

Süt ve şeker kaynatılır.
Ilındıktan sonra vanilya tozu ve gülsuyu ilave edilir, tepsiye konan her bir güllaç yaprağının iki yüzü de bu karışım ile ıslatılır.
Yufkaların yarısı yerleştirildikten sonra ortasına bademler konur. En üstüne kalan süt ilave edildikten sonra ayıklanmış narla ve Antep fıstığı ile süslenir. Yarım saat buzdolabında bekletildikten sonra servis edilir. Afiyet olsun...

Lucca’daki başka tablo

Bebek’teki Lucca İstanbul’un kuşkusuz marka olmuş mekanlarından biri. Belki de en ünlüsü. İlk açıldığı günden beri müdavimleri vardır. Ben müdavimi sayılmam ama arkadaşlarımla buluşacağım zaman öğle yemeklerinde tercih ettiğim yerler arasındadır.
Bugüne dek yemekleri de hiç hayal kırıklığına uğratmadı.
Fiyat–kalite dengesi de makul sayılır.
İki hafta kadar önce hafta arası yer ayırtarak bir arkadaşımla beraber bir akşam yemeğine gittiğimde ilginç bir tablo ile karşılaştım.
Aslında Lucca’yı gidenler ya da yoldan geçenler iyi bilir... Kapısının önü hep kalabalıktır, sürekli giren çıkan olur.
Kapı görevlilerinin tanımadıklarına, hatta şehir efsanesi olabilir ama ‘Lüks cipini kapıda valeye vermeyenlere yer yok’ dediği söylenir!
Arabasız geldiğimiz için mi bilmem ismimi bulamadığını söyleyen ve “yüzüme nereden çıktınız, kimsiniz” der gibi bakan görevlinin tavrı hiç hoşuma gitmedi. Ama yine de birçok boş yer olmasına karşın kapı kenarında gösterilen yerimize oturduk. Yemeklerimizi, içeceklerimizi ısmarladık. Yemekler akşamları restorandan çok bara dönüştüğünden olmalı, hem lezzeti hem de sunumlarıyla sıradandı.
Lucca’ya önerim, bir kulüp olmak istiyorsa üyelik sistemi getirsin. Ya da nasıl davranacağını, iletişim kuracağını bilen elemanlar çalıştırsın. Tanımadıkları ya da tipini beğenmedikleri insanları içeri almadıkları şikayetlerini hep duyuyordum, bizzat deneyimlemiş oldum...

Ramazanın olmazsa olmazları

Ben Aslında Tatlıyım...

Kısa bir süre önce bir arkadaşım “17 yaşındaki yeğenim bir yemek kitabı yazdı, size yollamak istiyoruz” dediğinde, “Eyvah yine kağıt israfı yemek kitaplarından biri” diye içimden geçirdim.
Ama karşıma bambaşka ve inanılmaz duyarlılıkla kotarılmış bir yemek kitabı çıktı.
Üsküdar Amerikan Lisesi’nde okuyan Defne Yığcı, kanser teşhisi konulan arkadaşı kanser hücrelerini beslediğini bile bile şekerli tatlıları yemeğe devam ettiğinde onun için bir şeyler yapmaya karar vermiş.
Onkologlarla, alternatif tıp, çocuk sağlığı uzmanlarıyla ve şeflerle konuşmuş.
Aldığı destekler ışığında ailesinin de yardımıyla unsuz ve şekersiz ama tatlı ihtiyacını karşılayacak tarifler oluşturmuş. Kitaptaki tüm fotoğrafları da kendisi çekmiş.
Avokadolu puding, portakallı brownie, elmalı tart, damla çikolatalı kurabiye, bademli kek, granola gibi sadece doğal malzemelerle lezzeti harmanlayan tatlılar yer alıyor kitapta. Tariflerde şeker yerine bal, hurma; buğday yerine de badem, keçiboynuzu, hindistancevizi unları, yulaf kepeği kullanılıyor.
Defne Yığcı “Ben Aslında Tatlıyım adlı kitabımın dünyayı değiştirmeyeceğini biliyorum ama eğer tek bir kişinin bile sağlıklı tariflerle yapılmış tatlıları yiyerek de mutlu olabileceğine inanmasını sağlayabilirsem amacıma ulaşmış olacağım” diyor.

Yüksek kalite ödülü

Hangi alanda olursa olsun markalarımızın uluslararası arenada kazandığı ödüller insanı mutlu ediyor.
1969 yılında yola koyulan, bugün Avrupa’nın 6’ncısı ve dünyanın 14’üncüsü olan Anadolu Efes de bunlardan biri. Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Gürcistan, Kazakistan, Ukrayna ve Moldova’da da operasyonları bulunan, Avrupa, Orta Asya ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere dünyanın 80’den fazla ülkesinde ürünleri tüketiliyor.
Anadolu Efes 56 yıldır dünyanın en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen Monde Selection’da, 11 markasıyla biri sadece 3 yıl üst üste Altın Madalya kazanan ürünlere verilen “Uluslararası Yüksek Kalite Ödülü” olmak üzere 10’u altın, 2 gümüş 12 ödül aldı. Monde Selection’da ödüller bilim adamı, beslenme ve sağlık uzmanı, gurme ve şeflerden oluşan 70’in üzerindeki jüri üyesi tarafından veriliyor.
29 Mayıs gününde Malta’da gerçekleştirilen törende grubun bu başarılarına tanıklık etmek gurur vericiydi...
Anadolu Efes, tarım ve turizm alanlarında sürdürülebilir modeller yaratarak yerel kalkınmaya da destek oluyor.
Sinema, spor gibi alanlardaki çalışmalarıyla sosyal ve kültürel gelişime katkısı da büyük...

Ramazanın olmazsa olmazları

X