"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Kültür-sanat ve gastronomi dünyasına yeni merkez

Binlerce yıldır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış İstanbul’un her bir köşesinde, her bir semtinde ayrı bir hikâye gizli. Tarihi yarımadanın batısında yer alan Zeytinburnu da bu semtlerden...


Rivayete göre ismindeki zeytin sözcüğünü Kudüslü din adamlarının bölgede yaşadığı dönemde kıyı şeridinde yetiştirilen zeytin ağaçlarından almış.
Burun ise Yedikule-Bakırköy arasında yer alan küçük burundan geliyormuş. Zeytinli burun zamanla Zeytinburnu’na dönüşmüş.
Zeytinburnu’nda sur dışı ilk yerleşim yeri Kazlıçeşme, Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuş.
Bu yüzden de bölgede dini yapı, hastane ve sanayi tesisi gibi bir bölümü geçmişten günümüze kalan birçok tarihi yapı var.
500 yıl bölgede varlığını sürdüren deri imalathanelerinin yanı sıra, 19. yüzyıldaki ilk sanayi kompleksi Fabrika-i Hümayun bu bölgede inşa edilmiş.
Tarihi binaların bir kısmı zaman içinde yenilemelerle günümüze dek ulaşabilmiş.

Kültür-sanat ve gastronomi  dünyasına yeni merkez

22 Ocak 1992 tarihinde İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmiş.
2010 yılından bu yana da Su Kulesi, Hamam, Zırhlı Araçlar Tamirhanesi, Mavzer Fişek Fabrikası, Atölye ve Depolar Büyükyalı İstanbul Projesi’nin bir parçası olarak konularında uzman akademik danışmanların yönetiminde restore ediliyor.
Birkaç ay sonra restorasyon bitiyor. Ve bu tarihi miras, “yeni şehircilik akımı”nın dünyada en önemli uygulayıcılarından Chapman Taylor Mimarlık Ofisi tarafından iyi yaşam felsefesiyle tasarlanan kompleksin ortasında bir kültür, sanat ve gastronomi merkezi olarak hizmet vermeye başlıyor.
Özak GYO, Ziylan Gayrimenkul ve Yenigün İnşaat işbirliğinde hayata geçen Büyükyalı İstanbul’u projenin tasarım yönetimini, konsept ve vizyon oluşturulmasını üstlenen Özak Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık ile birlikte dolaştık. O heyecanla anlattı, ben de dinledim...

MİMARİ KONSEPT VE  FABRİKA-İ HÜMAYUN

Büyükyalı’yı hayata geçirmeden önce sanatçılar, akademisyenler, ticaretle uğraşanlar gibi farklı meslek grubundan yaklaşık 40 ismi aynı çatı altında buluşturarak bir arama konferansı gerçekleştirmişler.
Ahmet Akbalık “Yaklaşık 100 yıldır kamunun kullanımına kapalı olan Osmanlı sanayi tesislerinin en önemli örnekleri arasında yer alan ‘Fabrika-i Hümayun’ kompleksini dünya standartlarının da üzerinde bir çalışmayla restore ettik. Şimdi ‘Büyükyalı Bulvar’ olarak gündelik hayatta bir buluşma noktası yaratıyoruz” diyor.

Kültür-sanat ve gastronomi  dünyasına yeni merkez


SAĞLIKLI BESLENME ÖNCELİĞİMİZ

Kültür sanat, eğlence ve gastronomi tek çatı altında toplanmış. Yıl sonuna doğru bu tarihi yapılar sanat galerisi, performans sanatları merkezi, tiyatro, sinema salonları, yeme-içme alanları, konsept mağazalar, çocukların gelişimine yönelik etkinlik merkezi olarak hizmet vermeye başlıyormuş.
Bir diğer hedef de sağlıklı beslenmeyi ön plana çıkarmak. Organik, doğal ve mevsiminde ürünlerin satılacağı pazara da oldukça büyük bir alan ayrılmış.
Kısa süre önce ünlü şef Ömür Akkor’un da ortağı olduğu Zennup 1844 ile anlaşmışlar. Zennup Bursa’dan sonra ilk kez İstanbul’da bir şube açıyor.
Sürpriz isimler ve restoranlarla görüşmeleri devam ediyor. Akbalık da benim gibi Türkiye’nin gastronomi alanında çok ciddi bir kültürel derinliği olduğunu ama bunu olması gerektiği gibi uluslararası platforma taşıyamadığımızı düşünüyor.
Bulvar alanında düzenlenecek uluslararası etkinliklerle yeme içme kültürümüzün tanıtımına katkıda bulunmak istiyor.
Merakla bekliyoruz...

GERÇEK LOFT

Döneminde lojman olarak kullanılan yapıların bir bölümü de lofta dönüştürülmüş.
Mühendislik harikası ahşap çatı makasları, yüksek tavan, orijinal taş duvarlar ve gün ışığını içeri alan çatıları modern yaşamla harmanlanmış. Özellikle sanatçılar için hem galeri hem de özgün bir yaşam alanı olarak çok cazip olabilir.
“Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri”nde de iç mimari tasarımıyla “Avrupa’nın En İyi Loft Dairesi” seçilmiş.

Boğaz’da yeni bir deniz ürünleri restoranı

Deniz kıyısında balık yemenin keyfi başkadır. Hele de bu yer İstanbul Boğazı’nın kıyısında denizin hemen yanı başındaysa. İstanbul kısa süre önce böyle bir mekâna daha kavuştu. Oligark İstanbul’un denize en yakın noktasında Ringa adlı bir deniz ürünleri restoranı açıldı. Projenin ardında Topaz, Rana, Firuze, Escale ve Pandeli ile restoran sektörüne büyük katkıları olduğunu düşündüğüm Yücel-Gülin Özalp ile Ali Akkaş var. Bu kez de samimi sıcak, yalın gösterişten uzak bir balık restoranı kurgulamışlar.
Yaratıcı mezeleri, ara sıcakları ve ana yemekleri olsa da tabakların ortaya geldiği klasik balık restoranı düzenleri var.
Özalp’ler her zamanki gibi iyi bir ekip kurmuş.
Mutfağın sorumluluğunu uzun yıllar İstanbul’un ve Bodrum’un önde gelen balık restoranlarında çalışan Mahmut Cansever üstlenmiş.
Ringa’ya çok sevdiğim ve yeme-içme konusundaki görüşlerine saygı duyduğum Reha ve Nurdan Tanör’le birlikte gittik. Girişi fava, ekşi soslu kısır sarma, avokadolu peynir ve portakallı ahtapotla yaptık. Her biri çok başarılıydı ve severek yedik.
Ardından yavaş yavaş kılıç pastırma, portakal yağı ile tatlandırılmış çiğ kılıç, sıcak soya ile zencefilli çiğ somon, deniz börülceli deniztarağı ve baklava hamurunda deniz ürünlü börek geldi.

Kültür-sanat ve gastronomi  dünyasına yeni merkez

Her birinde malzemelerin tazeliği sayesinde küçük dokunuşlarla çok dengeli bir lezzet yakalanmış.
Aslında doymuştuk ve çok mutluyduk ama deniz ürünlü el yapımı linguini’yi deneyimlemeden kalkmak istemedim.
Kılıç pastırma, çiğ kılıç, deniz ürünlü börek ve karışık deniz ürünlü linguini, Ringa’nın vazgeçilmezleri olabilir.
Leblebi tatlısı ve tahinli sufle de çok iyiydi ama tatlı yemeyi bıraktığım için sadece tatlarına baktım.
Ringa’da ithal yengeç bacağı ve somon dışında tüm ürünlerin yerli olması da çok yerinde bir yaklaşım.
Her zaman yerli üründen yanayım ancak mekana adını veren ve Norveç’te yaşadığım dönemde çok severek yediğim marine soğanlı ‘sild’, ‘herring’ yani Ringa balığını sunsalar hiç fena olmaz!
Ringa’da servis, sunum, malzeme kalitesi ve yemekler övgüyü hak ediyor.
Dileğim her geçen gün çıtayı biraz daha yükseltmeleri ve İstanbul’un güvenle gidilen, acaba ne kadar ödeyeceğim diye kaygı duyulmayan balıkçılarından biri haline gelmeleri.
Fiyat kalite dengesi makul.

X