"Muammer Elveren" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Muammer Elveren" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Muammer Elveren

Hollande'ın tarihi Küba ziyareti

13 Mayıs 2015

Fidel Castro, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek görevlerini kardeşi Raul'a devretmişti. François Hollande, Küba’yı bağımsızlığını ilan ettiği 1898’den bu yana resmi olarak ziyaret eden ilk Fransa Cumhurbaşkanı ve 1986’da İspanya Başbakanı Felipe Gonzales’ten sonra Küba’ya giden ilk Avrupalı lider oldu.

Karşımda tarih yazmış bir adam

Başkent Havana’da 1959 Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro ile bir görüşme gerçekleştirdikten sonra Liberation gazetesine konuşan Hollande, “Karşımda tarih yazmış bir adam oturuyordu. Tarihteki yeri ve sorumluluklarına ilişkin tartışmalar var ama buraya gelmişken kendisiyle tanışmak istedim” dedi. Liberation Küba seyahatiyle ilgili birinci sayfasının tamamını Hollande'ı devrimin liderlerinden Che Guevara olarak yaptığı Photoshop fotoğrafla yayınladı. Gazete, ziyaretin Panama'da Amerikan Başkanı Barack Obama ile Küba Devlet Başkanı Raul Castro'nun çözüme yönelik görüşmesinden sonra yapıldığını hatırlatırken Hollande'ın bu adımla diplomatik olarak Barack Obama'nın da önüne geçtiğini savundu.

Küba’ya 1962 den beri ambargo

Yazının devamı...

Mısır'da 'Akıllı Kart'la ekmek dönemi

10 Mayıs 2015

Mübarek’in devrildiği 2011 Tahrir Devriminde “Ekmek, Özgürlük, Sosyal Adalet” diye haykıran halka halen özgürlük ve sosyal adaleti sağlayamayan Mısır yönetimi darbeden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Sisi’nin talimatıyla halk fırınlarda karaborsaya düşen ekmeği sembolik bir ücretle alabiliyor.

Mısır’da normal fiyatı 30 kuruş (Piastre) olan ekmek Çipli ‘Akıllı Kart’la 5 kuruşa satılmaya başlandı. Yani bugünkü kurla 1 TL ile (yaklaşık 2.84 Mısır Paundu) 130 ar gramlık 9,5 ekmek alınabiliyor. Yoksul kesimin temel gıdası olan Ekmek, Mısır’ı 30 yıl demir yumrukla yöneterek iktidarda kalan Hüsnü Mübarek döneminde ‘Karne’ ile satılıyordu.

Akıllı Kart’la ekmek alma sisteminden sonra Mısır’da artık ekmek fırınlarının önündeki ekmek kavgası bitmiş yerini ellerinde Çipli kartlarıyla çoğunluğunu kadınların oluşturduğu sırasını bekleyenlerle doluyor. Sırası gelen ‘ Akıllı Kartını’ veriyor, fırıncı Pos makinasına takıyor ve aile fertlerinin sayısına göre kaç ekmek alabileceğini gördükten sonra ekmekleri veriyor.

Le Monde Gazetesinde yayınlanan ‘Mısır’da devrim önce ekmek fırınlarında başladı’ başlıklı fotoğraflı geniş haberde “Karaborsayı engellemek, fakir halkın daha önceleri fahiş fiyata satılan ekmeği ucuza alabilmesi için ‘Akıllı kart’ sistemi getirildi. Kahire’deki bir fırından elinde akıllı kartı başının üzerinde taşıdığı tepside çipli kartla aldığı 20 ekmeği taşıyan kadının “Kartımı verdim fazla beklemeden ailemin hakkı olan ekmekleri aldım, sistem şimdi iyi işliyor, Tanrı Sisi’yi korusun” dediği aktarılarak şöyle devam ediliyor.

“Mübarek devrildikten sonra seçimle Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi askeri darbe ile görevden uzaklaştırılınca Tahrir devrimini gerçekleştirenler için ‘Özgürlük ideali’ uzaklarda kaldı. Darbe sonrası yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilen General Abdülfettah El Sisi, yönetiminin ilk icraatlarından biri ekmek sorununa el atmak oldu. Yılda 5,5 Milyar dolarla dünyanın en büyük un ithalatçısı olan Mısır’da Mübarek döneminde yapılan yolsuzluklarla sistem tamamen kontrolden çıktığı için bazı uyanıklar devlet sübvansiyonu ile verilen unun 3 te birinden fazlasını karaborsaya aktarıyordu. Fırınların önünde devamlı uzun kuyruklar oluyor ve ekmek sorunu sürekli kriz nedeni oluyordu. 2008 yılında olduğu gibi yükselen buğday fiyatları ayaklanmalara neden olurken çıkan kavgalar 15 kişinin hayatına mal oluyordu”.

Yazının devamı...

Türk'ün Türk'e propagandasına son

29 Nisan 2015

Toplantının yapıldığı otelin konferans salonunun önü dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen ve sanki uzun süre görüşememiş ve yakınına hasret kalmış gibi birbirine sarılan, tokalaşan, samimi sohbetlere dalan katılımcılarla hınca hınç dolmuştu.

Daha adımımı atar atmaz Paris Anadolu Kültür Merkezi başkanı Kalp Doktoru Demir Onger’in kollarını açarak bana doğru ilerlediğini gördüm. Kucaklaşırken yıllar önce Paris’te Başkonsolosluk yaparken tanışıp ailece dost olduğumuz Emekli Büyükelçi Çağ Üniversitesi Öğretim üyesi ve TASAM Başkan danışmanı Prof. Dr. Ali Engin Oba geldi. Tayin olduktan sonra görüşmemiştik onunla da hem hasret giderdik hem de ayaküstü konferansı konuştuk.

Toplantı salonuna girmeye hazırlanırken Uygur Türklerinin birçok ülkede yaptıkları toplantılarda birlikte olduğumuz ‘Dünya Uygur Kongresi’ ve ‘Temsil Edilmeyen Uluslar ve Halklar Organizasyonu-UNPO’ kurucularından Erkin Alptekin’i gördüm. Alptekin doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna ilk taşıyan Uygur Türkü İsa Yusuf Alptekin’in oğludur. Yanında yine Uygur toplantılarından tanıdığım İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Doçent Dr. Ömer Kul vardı. Onlarla da sohbet ettikten sonra salona girdik.

Salonun içi birbirini yakından tanıyan ailelerin buluştuğu bir düğün salonu gibiydi. Sohbet edenler, Dünya Türk Forumu afişi önünde hatıra fotoğrafı çektirenler, birbirlerine adres ve telefon verenler ilginç bir görüntü oluşturuyordu. Salon dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen, Türk dili konuşan bağımsız ülkelerle, Türk halklarının bulunduğu yaklaşık 60 ülkeden aralarında düşünce ve kanaat önderleri, sivil toplum ve düşünce kuruluşları yöneticileri, akademisyen, eski Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, çeşitli seviyelerdeki protokol temsilcilerinin bulunduğu davetlilerle dolmuştu

Kahve molası verildiğinde Emekli Büyükelçi ve Tasam Başkan yardımcısı Süha Umar’la göz göze geldik, telefonda hararetli bir şeyler anlatıyordu. Telefonu kapatır kapatmaz yanıma geldi, onunla da eskilere daldık. Umar, 80’li yıllarda NATO’da görevli iken bende gazetenin Brüksel temsilcisiydim. Sadece görüştüklerim mi? Salonda ne tarafa baksam tanıdık bir yüzle karşılaşıyordum, bazılarına selam veriyor, bazıları ile sohbet ediyor, hiç tanımadıklarım bile hatıra fotoğrafı çektiriyordu.

Toplantılar sonunda yayınlanan bildiride önemli kararlar alındı. Bu kararlardan biri bence son derece doğru saptanmış bir öneri olan, Türk’ün Türk’e propagandasından vazgeçilmesiydi. Gerçekten de her toplantıda birbirimizi övmekten vazgeçip artık Türk dünyasında ortak konularda gerçek projeler üretip birlikte neler yapılabileceğine karar vermenin vakti çoktan geldi. Saptama bu bakımdan önemliydi.

Yazının devamı...

Obama, Putin, Hollande, Gauck ve Türkiye'nin 24 Nisan Sendromu

26 Nisan 2015

Özellikle Amerika’dan gelecek haberlere kulak kesilirken Washington’daki Büyükelçimiz ABD Dışişleri koridor kulislerinde Başkan’ın konuşmasında bu kelimenin kullanılıp kullanılmayacağını öğrenmek için mekik dokuyor. Büyükelçimiz ve medya temsilcileri ABD Başkanının konuşmasında ‘Genocide’ mi yoksa ‘Meds yeghern’ mi diyecek hummasına kapılırken bu bilgiyi konuşma öncesi hükümete ileten Büyükelçi ile gazete ya da televizyonuna bildiren muhabirler rahat nefes alabiliyor. Amerika’dan ‘demeyecek’ haberi gelince sıra Rusya, Fransa ve Almanya’ya geliyor zira bu konuda her zaman Türk hükümetlerinin pür dikkat kesildiği bu ülkeler ilişkilerini dönemsel duruma göre ayarlıyor.

OBAMA 'SOYKIRIM MI? MEDS YEGHERN Mİ?

Bu yılda 100.cü yıl nedeniyle aylar önce ‘Obama ne diyecek’ koşuşturması başladı. ABD Dışişlerinin ‘Başkan konuşmasında soykırım demeyecek’ açıklaması rahatlattı ama yine de herkes konuşmasında kullanacağı diğer kelimelere kulak kesildi. Ve 24 Nisan arifesi gelip çatınca Obama şu açıklamayı yaptı "Bu yıl, 20’nci yüzyılın ilk toplu mezalimi olan ‘Meds yeghern’in 100’üncü yılını anıyoruz. Yüzüncü yıldönümü vakur bir an. Bizi tarihsel anmanın önemi ve geçmişle hesaplaşmanın zor ancak gerekli çabası üzerine düşünmeye davet ediyor. 1915'ten başlayarak Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeni halkı sürgün edildi, katledildi ve ölüme yürütüldü. Tarihi anayurtlarındaki kültür ve mirasları silindi. Tüm tarafları acılara maruz bırakan korkunç şiddet sırasında 1,5 milyon Ermeni hayatını kaybetti. 1915'in dehşetleri gözler önüne serildiğinde, ABD Büyükelçisi Henry Morgenthau hükümetimiz için de alarm zilini çaldı ve Osmanlı liderlerine karşı durdu. Onunki gibi çabalar sayesinde ‘Meds yeghern’ (büyük felaket) gerçeği ortaya çıktı ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi'nin oluşturulmasına katkı sağlayan Raphael Lemkin gibi insan hakları savunucularının sonraki çalışmalarına etki etti".

OBAMA DAHA NE DESİN?

Obama ’Soykırım’ demedi ama Türkiye’nin karşı çıktığı ‘1,5 Milyon’ sayısını telaffuz etti, ‘tarihi anayurtlarındaki kültür ve mirasları silindi’ dedi. Büyükelçileri Henry Morgenthau’nun 1915’in dehşetlerini göz önüne sererek alarm zillerini çalıp ‘Meds yeghern’ gerçeğinin ortaya çıkmasına yardımcı olduğunu ve BM İnsan hakları sözleşmesine ‘Soykırım’ sözünü ekleten Polonyalı avukat Raphael Lemkin’in çalışmalarına etki ettiğini söyledi. Lemkin, ‘soykırım’ kelimesini 1944 yılında Yunanca ve Latince’den gelen ‘genos-ırk’ ve ‘cide-öldürme’ kelimelerini bir araya getirerek üretmişti. BM 1948 yılında soykırımı bu doğrultuda tanımlayan ve suç ilan eden ‘Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni kabul etmişti. Obama daha ne desin?

GAUCK MERAKLARI ERKEN GİDERDİ

Obama fırtınası geçer geçmez gözler Almanya, Rusya ve Fransa’ya çevrildi. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande beklentileri son ana bırakmayıp günlerce önce 100. yıl anma töreni için Erivan’a gideceğini açıklayarak konuşmasında soykırım deyip demeyeceğinin işaretlerini verdi. Rusya Devlet Başkanı Putin’de Ermenistan’a gitmeden önce yaptığı yazılı açıklamasında ‘Soykırım’ diyerek ‘Konuşmasında ne diyecek? beklentisini Erivan ziyaretine bıraktı. Artık sıra ‘Almanya ne diyecek’ sorusuna gelmişti ki Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Berliner Dom katedralinde Almanya'daki kiliselerin ortak düzenlediği "Ermenilere, Süryanilere ve Pontus-Rumlarına uygulanan soykırımı anma töreni ’ne katıldığı konuşmasında merakları giderdi. Gauck ‘Ermenilerin kaderi 20'nci yüzyıla dehşet veren bir şekilde damgasını vuran toplu kıyım, etnik temizlik, tehcirler ve ‘evet soykırım tarihi için bir örnektir. Fark gözetmeksizin, kadınlar ve erkekler, çocuklar ve yaşlılar zorla götürüldü, ölüm yürüyüşüne gönderildi, korumasız ve gıdasız bozkırlarda ve çöllerde bırakıldı, diri diri yakıldı, ölünceye dek kovalandı, öldürüldü ve vuruldu" deyiverdi.

Yazının devamı...

Sakıp Sabancı: Ölüm yıldönümünde özel arşivimden anı ve fotoğraflar

10 Nisan 2015

Bugün 10 Nisan 2015. Türkiye’nin en renkli simalarından sevilen işadamı Sakıp Sabancı’yı 11.ci ölüm yıldönümünde arşivimdeki bazı özel fotoğraflar ve yaptığım görüşmelerde anlattıklarıyla anarken, her zaman halktan kopmayan, sevecen ve bir o kadarda mütevazı bir işadamı olarak onunla ilgili bazı anılarımı aktaracağım. Sakıp Ağabey diye hitap ettiğim merhum Sakıp Sabancı, İstanbul’da olsun, Paris, Cannes, Frankfurt olsun bulunduğumu bildiği her yerde mutlaka bana telefon eder, buluşur görüşürdük.

Bu fotoğraflardan, Başbakanlığı döneminde Turgut Özal'la olan siyah beyaz fotoğraflar ilk kez yayınlanıyorum diğer fotoğraflardan bir kısmı Sabancı'nın iki yıl önceki ölüm yıldönümünde kısa anekdotlarla Hürriyet'te birinci sayfadan anonsla 'Foto -Analiz' olarak yayınlanmıştı.

http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay/67746/4369/1/muammer-elverenin-sakip-sabanci-arsivinden

Yazının devamı...

Cihad'ın yolu Urfa'dan geçer

19 Şubat 2015

Fransız Le Monde Gazetesi de gazeteci Louis Imbert'in röportajı ve Laurence Geai 'ın fotoğraflarıyla verdiği "Cihad'ın yolu Urfa'dan geçer" başlıklı geniş araştırma yazısında başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinden IŞİD'e katılan İslamcı cihatçıların Şanlıurfa havalimanına gelerek Suriye'ye nasıl geçiş yaptıklarını yazdı.

Hayat Boumedinne hamile olduğu için bir günde Urfa’dan IŞİD’e uluşabildi

Yazı "Paris'te Charlie Hebdo saldırısından sonra bir Yahudi Marketine girip içerdekileri rehine aldıktan sonra güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonda öldürülen Amed Coulibaly'nin eşi Hayat Boumedinne 4 Ocak 2015 günü Türkiye'nin güneydoğusunda Suriye sınırındaki yumuşak karnı sayılan Urfa'dan geçip IŞİD'e katıldı. Boumedinne buğday ve pamuk tarlalarının içinden geçerek Urfa'nın 50 kilometre ilerisinde IŞİD'in elindeki topraklara girip izini kaybettirdi" cümlesiyle başlayarak özetle şöyle devam ediyor. Fransız İstihbarat birimlerine göre Boumedinne 4-5 aylık hamile olduğu için Urfa'dan gerçekleştirilen bu yolu yavaş yavaş yürüyerek bir günde geçebildi. Türkiye'den Suriye'ye geçmek için Urfa'ya gelen cihatçılara IŞİD militanları rehberlik ediyor. Terör örgütü IŞİD'in 2013te ortaya çıkmasıyla 800 bin nüfuslu Urfa Suriye'ye savaşa gitmek isteyenler için önemli bir kavşak haline geldi.

Urfa’nın Suriye hududu adeta bir ‘Elek’

Yazının devamı...

Hayatımın en zor doğum günü gecesi

12 Şubat 2015

Bu yazımda Gazetecilik tarihine not düşmek için sizi tam 25 yıl öncesine, Sovyetler Birliği dönemine, Gorbaçov’lu yıllara götüreceğim. Bugün gibi doğum günüm olan 12 Şubat 1990 gününe… Savaş, çatışma, tehlike… Gazetecilik aşkına hiçbir şeyi gözümün görmediği kanımın deli aktığı günler… İşte o günde her zaman olduğu gibi evden, ailemden uzakta yine haber ve röportaj peşindeydim.

Soğuk savaş yıllarıydı, Türkiye ile Özerk Nahcivan Cumhuriyeti hududu ‘Demirperde’ olarak anılan ‘Doğu Bloku’ ülkelerinin üye olduğu Varşova Paktı ile NATO arasındaki son sınırdı. Brüksel’den Moskova’ya oradan Komünist yönetim yasakladığı için 70 yıldır gazeteci sokulmamış Nahcivan’a geçebilmek için Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye geçmeye karar vermiştim. O dönemde uluslararası telefon etmek çok zor hatta bazen imkânsızdı. Onun için evden çıkarken eşime üyesi olduğum ‘Uluslararası Gazeteciler Federasyonu-FİJ’ ile ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler Birliği’nin tehlikedeki gazeteciler için kullandığı ‘S.O.S Presse’ kartındaki telefon numaralarını verip ‘Benden 15 gün haber almazsan buraya ve gazeteye telefon et’ dedikten sonra arkamdan yaşlı gözlerle nasıl baktığını unutamıyorum…

Fotoğraf: Solda Ebulfez Elçibey, Bican İbrahimoğlu, ben ve en sağda Rasul Kuliev

Azerbaycan o yıllarda, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin şimdi her biri birer bağımsız devlet olan 15 Cumhuriyeti’nden biriydi. Rahmetli

Yazının devamı...