"Mete Tamer Omur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mete Tamer Omur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mete Tamer Omur

O çöplükten marka çıktı

Daha 4 yaşındayken ilkokula başladı. 12’sinde babasını kaybetti. 14’ünde üniversiteye gitti. 18’inde ise anne oldu.

O çöplükten marka çıktı

Tüm bu kırılmalar, başarılı ve güçlü biri olmasında basamak oldu. Pınar Kaftancıoğlu, bundan 10 yıl önce de yine bir kırılmayla yeni bir girişimin kapısını araladı. Bir çöplükten İpek Hanım Çiftliği’ni yarattı. O günden bu yana da geleneksel ve doğal ürün arzusunda olan 65 bin kişiye ulaştı. Pınar Kaftancıoğlu, şimdi de aynı mantıkla restoran ile okul yemeği işine de el atmayı planlıyor.


BU hikayenin kahramanı Pınar Kaftancıoğlu, hayattaki hiçbir başarının tesadüf olmadığının bir göstergesi. Zaman zaman karşısına çıkan olumsuzluklara rağmen yılmayan, üreten ve farkındalık yaratan Pınar Kaftancıoğlu, bunu oluşturduğu İpek Hanım Çiftliği’yle de kanıtlamış. Pınar Kaftancıoğlu’ndan hem girişimcilik serüvenini hem de yarına dair planlarını dinledik. Öğretmen bir anne, gazeteci bir babanın kızı olarak İstanbul’da yaşama ‘merhaba’ diyen Pınar Kaftancıoğlu, küçük yaşlarda babasını zoruyla Yeni Kapı’da su, pazarlarda ise tişört, Teksas, Tommiks satar. ‘Babamın yaptığını zalimlik olarak görüyordum’ diyen Pınar Kaftancıoğlu, öykünün devamını şöyle anlattı:

O çöplükten marka çıktı

 

GECE GÜNDÜZ ÇALIŞTI

 

“Maddi durumuz iyiydi. Ama babam, hem beni hem de ağabeyimin hayatın içinde pişmemiz adına böyle bir şey yaptı. 12 yaşında da babam Ümit Kaftancıoğlu, gözlerimin önünde 3 kişi tarafından öldürüldü. Kurtlar sofrasında dövüşme yanım ondan geliyor. 14 yaşında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazandım. Ama derslere adapte olamadım. Öğrendiklerini pratikte hiçbir zaman hayata geçiremeyecek bir işletmeci olacağımı düşündüm. Ve 3’üncü sınıfta okulu bıraktım. Aynı yıl 17 yaşında evlendim. 18’imde de anne oldum ve eşimden boşandım. Hayatım boyunca hep bir girişim içinde oldum. Ama bir anda oğlum Can’la baş başa kalınca onun geleceği için delilikleri bir kenara bırakıp işe koyuldum. Kapalı Çarşı’da halı sattım, tezgahtarlık yaptım. Can motivasyon kaynağım oldu, beni güçlendirdi. Nezih bir kumarhanede çalıştım. Kazandığımla da bir tekstil atölyesi kurdum. Bir yandan oğlumu büyüttüm, bir yandan atölye bir yandan da akşamları kumarhanede çalıştım. Tüm bunlara koşuştururken büyük bir inşaat firmasının patronundan iş teklifi geldi. İyi bir parayla da onun sağ ya da sol kolu oldum. 1990’dan 2000’e kadar da orada çalıştım.”

O çöplükten marka çıktı

 

İSTANBUL’DAN KAÇIŞ

 

İyi para kazanmasına rağmen Pınar Kaftancıoğlu, holding çatısı altında mutlu değildir. Birçok iş insanı gibi hayallerinde Ege’ye yerleşmek vardır. Bu özlemini paylaştığı İzmir Şirince’deki arkadaşı da ahırdan bozma bir yapı bulur. Pınar Kaftancıoğlu’nun bu haberi duyması, işi bırakıp, eşyalarını kamyona yükleyip İzmir’e hareket etmesi 6 saatlik bir zamanda gerçekleşir. Kaftancıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arkadaşımın bulduğu alanı dekore edip kafeye çevirdik. Ama iş yapmadı. Ben de 3 ayın sonunda bunun olmayacağına karar verdim. Can’ın da ortaokula gitmesi gerektiği için Kuşadası’na yerleştik. Halıcıda çalıştım. Yüzdelik pay alırken bir anda kazancım yüzde 100 oldu. Çünkü bugünkü oluşuma adını veren kızım İpek’in babasıyla evlendim. Bir süre sonra işlere çok karışınca ikinci bir iş yapmaya karar verdik. Ve o dönem yeni gelişen su işine girdim. 2001’de Nazilli serüveni başladı. Büyük paralarla değil sözlerle işi kurduk. 2003’te ise İpek dünyaya geldi. Ben doğum yaptığımın ertesi gün işe döndüm. Su fabrikasında İpek’e bir oda yaptık. İpek 2,5 yaşına geldiğinde bakıcısına ‘anne’ dedi. O an, ‘bu işte bir yanlışlık var’ dedim. Ve eşime su işine devredeceğimi, sadece İpek’le ilgileneceğimi söyledim. Tabii, tartışma çıktı. Ben de hem tesisi sattım hem de boşandım. Ve 2006’da Nazilli’nin Ocak Köyü’nün çöplük alanını Milli Emlak’tan satın aldım. Onlarca kamyon çöp döktük ve buraya bir taş ev yaptık. Ve 30’lu yaşlarda emekli olup kızımla çiftlik hayatının tadını çıkarmaya başladık.”

O çöplükten marka çıktı


EŞEĞİN AKLINA KARPUZ KABUĞU GELDİ

Tabii, Pınar Kaftancıoğlu, Ocak Köyü’nde emeklilik hayatı sürerken komşularından gelen domates, ev yapımı makarnanın fazlasını İstanbul’da yaşayan aile fertlerine de gönderir. Giden her ürünün ardından çalan telefonda, ‘Pınar salça çok güzel. 5 kilo daha gönder, ama bu kez parasıyla’ tarzı sözler Kaftancıoğlu’nda bir çağrışım uyandırır. Kendi tabiriyle ‘Eşeğin aklına karpuz kabuğu geldi’ diyerek yeni bir oluşum için kolları sıvar... Pınar Kaftancıoğlu, “Büyük şehirlerde doğal domatese, tarhanaya, ev yapımı makarnaya ya da ekmeğe özlem var. Bunu değerlendirelim istedik. Ve 2006’da komşuların desteğiyle bu işe adım attık. Önce evimin bulunduğu 10 dönümlük alanda bir şeyler üretip sattık. Sonra da su işi yaparken aldığım arazileri kullanmaya başladım. Köylülere ‘kooperatifleşelim’ dedim. Ama onlar buna yanaşmadı. ‘Sen bizi sigortalı yap. Biz öyle çalışalım’ dediler. İşleri büyüttük. Ve şu an 120 kişinin çalıştığı bir yapıya ulaştık. Bunların 40’ı tarla, bağ ve bahçe işlerinde diğerleri ise mutfakta iş yapıyor. 10 yılın sonunda 65 bin kişilik bir müşteri listemiz oldu. Kim neyin özlemini duyuyorsa gönderiyoruz. Ve tamamı kendi yetiştirdiğimiz ürünlerden oluşuyor” diyerek İpek Hanım Çiftliği’nin geldiği noktayı aktardı.

O çöplükten marka çıktı


GÜVENE DAYALI  ÖDEME SİSTEMİ

Pınar Kaftancıoğlu, elde ettiği başarıda herhangi bir tanıtım yapmamış. Hatta sosyal medyada da hiçbir hesabı yok. Sadece ilk işe başladıklarında oğlu Can’ın yaptığı basit bir internet sitesi var. Her şey mail üzerinden yürüyor. Her cumartesi Pınar Kaftancıoğlu, müşterilerine e-mail gönderiyor. Hazırlanan excel listesinde fiyatın yanı sıra ürünler hakkında minik notlar yer alıyor. Bir diğer detay ise ödeme yapısı. Gelen listeye göre verdiğiniz sipariş elinize ulaştıktan sonra gerekli kontrolü yapıp ödemeyi daha sonra yapıyorsunuz. Yani bu dönem pek alışık olunmayan güvene dayalı bir sistem.

O çöplükten marka çıktı


BABA OCAĞINI UNUTMADI

Pınar Kaftancıoğlu, tüm organizasyonu 2006’da aldığı çiftlik alanında yürütüyor. Ekmekler, pastalar, peynirler burada yapılıyor. Ürünlerin sevkiyatı da yine buradan... Nazilli’de ise yaklaşık 600 dönümlük bir alanda sebzeler yetişiyor. Bunun yanında meyve bahçeleri de bulunuyor. Aslen Karslı olduğu için de oradaki arazileri değerlendiren Pınar Kaftancıoğlu, “Buğday, patates gibi ürünler orada yetişiyor. Biz işleri büyütünce Kars’taki yakınlarım isyan etti. Şimdi orada da büyüyoruz. Geleneksel gıdaların tohumlarıyla üretim yapıyoruz. İklim elverdiği ölçüde hedefimiz Kars’ta bahçecilik yapmak. İneklerimiz, tavuklarımız, kazlarımız var. Tabii, bizde bu canlılar kesilmiyor. Eceliyle ölüyor” diyerek tarımsal oluşumun yapısını aktardı.


İKİNCİ NESİL RESTORANLA  BÜYÜYECEK

Pınar Kaftancıoğlu’nun gelecekle ilgili iki planı var. Bunlardan biri çalışanlara sağlıklı öğlen yemeği yedirme hedefiyle kurulacak restoran. Diğeri de okul yemekleri. Pınar Kaftancıoğlu, şu bilgiyi verdi:
“Restoran kısmını ilk günden beri yanımda olan köyden iki genç kızımız var. Onlardan biri bu işin başına geçecek. Yine ürünler bizden gidecek ve restoranda hazırlanıp sofraları süsleyecek. Ziraat mühendisi olacak diğer kızımızı ise Türkiye’nin en büyük tohum bankacısı haline getireceğim. Bir öyküde onun yaratmasını istiyorum. İpek Hanım’ın Çiftliği ikinci kuşakla yeni boyuta geçecek. İlk restoran İstanbul’da olacak. Okul yemeği için ise bir catering firması kuracağız.”

PATLAK
* İpek Hanım Çiftliği’nde 700 çeşit ürün var. Bunlarda ortalama 40’ı tarım ürününden elde ediliyor.
* Doğal ürün bazen müşteri tarafında bazen şaşkınlık yaratabiliyor. Pınar Kaftancıoğlu, “Gönderdiğimiz sütün sarılığını gören, ‘buna margarin mi kattınız’ diye soran oldu. Ama sonra doğallığını anlıyorlar” diyor.
* Pınar Kaftancıoğlu, müşterilerinin önemli bir kısmının İstanbul’da olduğunu söylüyor. Tabii, Anadolu’nun birçok noktasına da ürün gönderdiğini paylaşıyor Kaftancıoğlu...

X