"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Yollarımız, köprülerimiz var ama Kızılderili’nin bilgeliği yok bizde

KIZILDERİLİ Şef Seattle 1854’te, halkının topraklarını beyaz adama satması istendiğinde, Beyaz Saray’a bir mektup yazar.


Mektupta Kızılderililer için doğanın ve hayvanların ne ifade ettiğini şöyle anlatır:

 

“Beyaz adamın kurduğu kentlerin gürültüsü bile Kızılderili’ye acı verir. Beyaz adamın şehirlerinde sakin yer yoktur. Bir çiçeğin taçyapraklarının baharda açarken çıkardığı tatlı sesler ya da böceklerin kanat vuruşları duyulmaz. İnsan bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse yaşamın ne anlamı ve değeri kalır?

 

Eğer toprağımızı alma teklifinizi kabul etmeye karar verirsek bir şart koşacağım. Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak.

 


Çayırlarda çürüyen binlerce bizon gördüm! Beyaz adamın trenden vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hâlâ anlayamadığım binlerce bizon. Dumanlı demir atın nasıl bizondan daha önemli olabileceğini anlayamıyorum. Biz ‘vahşi’ olduğumuzdan, bizonu sadece aç kalmamak için öldürürüz.

 


Hayvanlar olmadan insanlar nedir? Canlıların yok edildiği bir dünyada, insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür.”

 

*

 

Dünyaya medeniyet getirme iddiasındaki beyaz adamın günahları saymakla bitmez. Ve bu günahlarından ‘vahşi’ diye nitelediği insanlar kadar ders çıkarabildiği söylenemez.

 

Bugün biz belki bu ülkede trenden insanların eğlence olsun diye bizon vurduklarını görmüyoruz... Ama ondan aşağı kalmayan vahşetlere tanık oluyoruz.
Belediyelerin zehirlediği hayvanların cansız bedenleriyle dolu sokaklara uyanabiliyoruz. Neredeyse her gün, kuyruğu koparılmış, kulağı kesilmiş veya kötü muamele görmüş sokak hayvanlarıyla karşılaşıyoruz.

 

Beton mezarlıklarda doğayla tüm bağlantısını yitirmiş kimilerinin etraflarında hayvanları görmek bile istemediğine; oturdukları kafelerde garsonlara hayvanları kovdurttuklarına tanık oluyoruz.

 

*

 

Hayvan Hakları İzleme Merkezi, son 5 ayın hayvan hakları ihlallerini raporlaştırdı. Bu rapora göre 1444 hayvan işkence gördü; 2 bin 769 hayvanın özgürlüğü kısıtlandı; 161 hayvanın canına kastedildi; 155 hayvan sokağa atıldı; bir hayvan cinsel şiddet gördü. Binlerce hayvanın öldürüldüğünü de biliyoruz.

 

Rapor, belediyelerin sokak köpeklerini farklı mahallelere, asla yaşayamayacakları bölgelere, ormanlara, taşocaklarına, çöplüklere bıraktığını ortaya koydu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sokak hayvanlarını usulsüz olarak toplandığının defalarca tespit edildiği ifade edildi.“Kurtköy-Pendik orman hattı adeta ‘sokak köpeği havzası’na dönüştürülmüş durumda” dendi.

 

*

 

Geçtiğimiz günlerde bir haber vardı. Kocaeli’nde bir profesör, bir sokak köpeğini bıçaklamış. Merak ediyorum...

 

Beyaz adamın doğasındaki vahşet nasıl oluyor da hayvanın doğasındaki vahşeti kat kat aşıyor?

 

Üstelik, hayvanın vahşeti kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanırken, insanınki tamamen nedensiz.

 

Kaldı ki, hayvanlar başka canlılara işkence yapmaz. İşkence yapmak da insana mahsus. 5 ayda binlerce hayvanın öldürülüp 1444’ünün işkence gördüğü bir ülkede, söylesenize, hayvan mı daha vahşi, yoksa insan mı?

 

*

 

Yollarımız, köprülerimiz, havalimanlarımız var evet ama...

 

“Dünya insana ait değildir; insan dünyanındır. Biz bunu biliyoruz” diyen Kızılderili’nin bilgeliğinin kırıntısı yok bizde. İnsanımızda da, kurumlarımızda da.

 

 

X