"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Yeni Türkiye bildiğimiz eski, acımasız, otoriter Türkiye

BİRKAÇ gün evvel 16 yaşındaki bir çocuğu Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan polis, okulundan çekip gözaltına aldığında her yandan aynı isim yankılandı: Erdal Eren.

Aysel Gürel’in “Kurşun gibi izler/Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda” dizelerini ona ithafen karaladığı Erdal Eren.
Ahmet Kaya’nın “Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen/Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen” diye söylediği Erdal Eren.


*


Bilmeyenler için...
Erdal Eren o meşum 12 Eylül darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen ve asılarak idam edilen Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisiydi. Daha 17’ydi.
Öldürdüğü iddia edilen erin otopsi raporlarında ölüme neden olan kurşunun G-3 piyade tüfeğinden çıktığına dair görüşler yer almasına rağmen otopsi raporları karartıldı. Askeri Yargıtay 3. Dairesi idam kararını önce delillerin noksanlığı nedeniyle esastan, sonra idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren TCK’nın 59. maddesinin uygulanmaması nedeniyle usulden bozdu. Ancak Daireler Kurulu iki kararı da reddetti ve yaşı büyütülen Erdal Eren Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edildi.


*


Erdal Eren cezaevinden annesine yazdığı mektupta şöyle haykırmıştı:
“Baharın, karın altından fışkırdığı bugünlerde içeride olmak, çiçek kokusunu alamamak, geniş yeşilliklerin güzelliğini görememek insanda anlatılması zor bir duygu yaratıyor... Anam, bu savaşı ne pahasına olursa olsun kazanmalıyız... Kazanacağız ki çiçekli, mutlu günleri hep beraber görelim... Biz karşımızdakiler gibi bir avuç değiliz, biz halkız... Saymakla bitiremeyeceğim kadarız biz. Yeter ki omuz verelim birbirimize. Gelecek görüşte bana özgürlüğü, özgürlüğün tohumlarını getir!”
O annenin çaresizliğini düşünebiliyor musunuz?
Ya özgürlüğün tohumlarını bile evladına getiremeyip onu kaybetmenin acısını ve yenikliğini?
Bu memleket ezelden beri ‘sesini yükselten’ çocuklara idrakte zorlandığımız bedeller ödettiği gibi, ana-babalara da büyük acılar çektiriyor.


*


Aradan geçen 35 yılda ne değişti?
Artık çocuklar idam edilmiyor. Çünkü idam cezası yok.
Artık Erdal Eren’in gördüğü raddede işkence görmüyorlar. Çünkü işkenceye güya sıfır tolerans var.
Ama temelde değişen bir şey yok.
Çocuklar yine ağızlarından çıkan sözlerden dolayı kollarından tutulup içeri atılıyor ya da polis kurşunuyla can veriyor.
Ve yine suçlu onlar ya da aileleri oluyor. Devlet dışında herkes suçlu.
Yani, Yeni Türkiye pek de öyle yeni falan değil. Bildiğimiz eski, acımasız, otoriter Türkiye.
16 yaşındaki Mehmet Emin’i hapse atarak, belki normalde cezaevinin önünden geçmeyecek bir çocuğu suçlularla tanıştırıyorlar. Potansiyel suçlu yetiştiriyorlar. Bravo devlet!


*


Erdal Eren’in annesine yazdığı mektupta bir de Attilâ İlhan’dan alıntı vardı:
“O sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi ölüp ölesiye taşırız. O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan, uğruna asılırız.”
16 yaşındaki çocuğu tutuklamanın gerekçesi Cumhurbaşkanı için sarf ettiği sözler.
İfade özgürlüğünün bütün hakların anası olduğunu ve ifade özgürlüğü genişledikçe hakların alanının genişlediğini düşünürsek, bunun cezasının hapis olması abesle iştigal. Bu bir.
İkincisi... Beğenelim beğenmeyelim, şu ara memleketin yarısı benzer laflar zikrediyor. Sokağa çıkıp dolaşsalar, internette az biraz gezinseler bunun böyle olduğunu görecekler.
Ne yapacaklar? Memleketin yarısını içeri mi atacaklar?
Zor iş.

X