"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Yaşlanmak ne zaman kültürel bir anormallik oldu?

AJDA Pekkan’ın mutfağında çektirdiği fotoğraf –daha doğrusu ‘gençlere taş çıkaran vücudu’- memlekette gündem yarattı.

Akşamında Kanal D Haber’e verdiği röportajda Ajda “Hiçbir zaman güzel kadın figürü olmak istemedim ki” dedikten sonra bir “Ama”sı geldi: “Ama fit olmak, görsellik çok önemli. Spor insanı çok farklı kılıyor. Bir bana bakın ya! Beni örnek alın.”

Aslında o bunları içtenlikle anlatıyor. Ve hiç şüphesiz, içinde bulunduğu şov dünyasının tüketim kapitalizminin en önemli sektörlerini oluşturan moda, güzellik, kozmetik, spor ve sağlık endüstrilerinden beslendiğinin ve kendisinin de bu ‘imaj endüstrisi’ içinde varlığını sürdürebilmek için oyunu kuralına göre oynaması gerektiğinin farkında.

Kural ne?

Genç ve güzel görünmek.

ESİRİ OLDUĞUMUZ 3G: GİYİM, GENÇLİK, GÜZELLİK

Ajda’nın fotoğrafı, tam da daha Tayfun Atay’ın geçtiğimiz hafta Can Yayınları’ndan çıkan ‘Görünüyorum, O Halde Varım’ adlı kitabının üzerine geldi.

Descartes’ın ‘Düşünüyorum, o halde varım’ sözü yaşadığımız imaj çağında artık geçerli değil. Çünkü artık ne düşündüğünüz, ne söylediğiniz veya ne yaptığınız asla nasıl göründüğünüz kadar önemli değil.

“Ancak bunun temel bir koşulu var” diyor Atay kitabında, “Görünmeye ‘değer’ olacaksın! Bunun ölçütü de ‘3G’; yani ‘giyim, gençlik ve güzellik’...”

Bu endüstrilerin artık zengine özel bir ayrıcalık olmadığını, ucuzladığını, kitleselleştiğini biliyoruz. Öğle arasında bir koşu botoks yaptırıp işe dönenlerin sayısı hiç de az değil.

Tek sorunun bunların ‘ihtiyaç’ olduğuna insanları ikna etmek olduğunu yazıyor Atay. Bu noktada da medya -özellikle de televizyon- sağ olsun, toplumda ‘daha gösterişli giyin, daha genç ve güzel görün; kendini iyi hissetmek için buna ihtiyacın var’ güdümlemesi yaratarak böylesi bir tüketim için ‘ihtiyaç üretimi’ sağlıyor.

TV DİZİLERİNDE GENÇ EVLİLİKLER VURGULANIYOR

İçinde bulunduğumuz bu imaj çağında yaşlanmanın biyolojik bir doğallık olmaktan çıkarak ‘kültürel bir anormallik’ haline gelmesi ve ‘anti-aging’ adı altına ona savaş açılması bir yana, işin tehlikeli bir boyutu da var. Atay’ın kitabında yer verdiği, oyuncu menajeri Başay Okay’ın dizi oyuncularının estetiğe teslim olmasıyla ilgili mektubundan bir alıntı yapalım:

“Genç anneanneler, genç anneler ideal gibi gösterilmeye başlandı. 45 yaşındakileri 35 yaşındaki kadınlar, 30 yaşındaki genç anneleri 22 yaşındaki kızlar oynamaya başladı. Buna alıştırılmaya çalışılıyor(uz). Genç evlilikler vurgulanıyor aslında. Bu, sonraki aşamasında tabii kız çocuklarının kadın gibi görülebilmesinin zeminini yaratıyor o da ayrı mevzu!”

Görüntümüz kadar başka hiçbir şeyi önemli saymayan, Atay’ın deyimiyle “Yaşlanmanın yaşarken ‘ölmek’, maziyi ve tecrübeyi anlatan izlerin ‘günah’, bilgi ve düşüncenin ‘teferruat’ sayıldığı” günümüz dünyasında varlık sergilemek adına sadece Ajda değil, çoğumuz farklı seviyelerde aynı tuzağa düşüyoruz.

BU DÜNYA HAYATINA TAMAH ETMEMEK ÇOK CİDDİ TİCARİ RİSK YARATABİLİR

Genç ve güzel görünmek için çabalarken ve sistemin sunduğu ‘yaşlılığın çarelerine’ koşarken sanıyoruz ki tercihlerimizde özgürüz.

Ama hayır, bizi bu ‘çarelere’ yönlendiren, neredeyse mecbur eden bir sistem, koca koca endüstriler var.

Ve bu ‘çarelere’ koşarken zayıflama, güzelleşme yolunda hastalananlar, hatta ölenler var.

Ama Atay’ın bir televizyon programına atıfla dediği gibi; burası, ölümün mümkünse hiç hatırlanmaması gereken postmodern tüketim kapitalizminin dünyası. Çünkü ‘ölümden başkası yalan’ diye düşünüp ölüme inananlardan olmak ve ‘tevekkül’ içinde bu dünya hayatını değersiz sayıp ona fazla tamah etmemek çok ciddi bir ticari risk yaratabilir!

Bu dünyanın bize telkini şu: Hayatı doya doya ve bolca tüketerek yaşa ve mümkünse hep genç, güzel, dinç görün!

Bu çok ama çok hazin.

Zehir ortada.

Panzehir ise bu konuda farkındalık sahibi olmak.

Hadi, gelin, farkına varalım artık.

X