"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Türkiye çocuğa dayağı neden açıkça yasaklamıyor?

ÇOCUĞA cinsel istismarı konuşmadığımız gün yok.

Peki çocuğa cinsel istismar kötü de çocuğa dayak gibi bir bedensel cezalandırma yöntemi kabul edilebilir mi?

 

Hayır.

 

Ama ne yazık ki, zalimce ve aşağılayıcı biçimlerdeki bedensel cezalar çocukları etkileyen şiddetin en yaygın biçimi. Ve ülkemizde çocukların büyük çoğunluğu açısından gündelik bir deneyim.

 

2013’te yapılmış bir araştırmaya göre, Türkiye’de eğitsel amaçlar için ya da çocuğun öfkelendirici bir davranışına tepki olarak çocukların yüzde 74’ü şiddetin en az bir biçimine maruz kalıyor.

 

*

 

Bedensel cezalandırma aç bırakmaktan tutun da odaya kapatmaya, kulağını çekmeye veya dayak atmaya kadar çocuğa bedensel açıdan zarar verebilecek her tür cezalandırmayı kapsıyor.

 

Bedensel cezalandırmanın çocuklar üzerinde yıkıcı etkileri var: ‘Ben bunu hak edecek ne yaptım?’ düşüncesiyle gelen öz değerin sarsılması, korku, uyku ve yeme sorunları, davranış bozuklukları.

 

Bu çocukların ileriki yaşlarda kendilerine güvenmedikleri ve kendilerini ifade edemedikleri gözleniyor.

 

Dayağa maruz kalan çocuklar ileride dayak atan yetişkinler oluyorlar. Saldırgan davranışlar gösterme eğilimleri artıyor.

 

Çünkü hem birini eğitip disipline sokmayı hem de kendilerini ifade etmeyi o şekilde öğreniyorlar. Çocuk öğrendiği yöntemi kendi yöntemi olarak benimsiyor. Bu da şiddet döngüsünü pekiştiriyor.

 

Çocuğa bedensel cezalandırma, ‘herhangi bir şey olduğunda şiddet uygulayarak çözüme ulaşabilirsin’ demek. Bedensel cezalandırma çocuğa kötülüğü öğretmenin kısa yolu.

 

*

 

Türkiye uluslararası platformlarda defalarca çocuklara her türlü bedensel cezayı yasaklama taahhüdünde bulundu.

 

BM Çocuk Hakları Komitesi, İşkenceye Karşı Komite, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi Türkiye’ye yasaklama konusunda çağrılarda bulundu.

 

Avrupa Konseyi Avrupa Sosyal Haklar Komitesi, fiziksel cezayı yasaklamadığı için Türkiye’nin Avrupa Sosyal Şartı’na uygun davranmadığını belirledi.

 

*

 

TCK’nın 232’nci maddesinde ebeveynlerin çocuklara muamelesine dair ‘terbiye hakkından doğan disiplin yetkisi’ diye bir ibare kullanılıyor.

 

Önceden Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) da geçen bu ibare 2002’de TMK’dan çıkarıldı. Ama TCK’dakini kaldırmayı unuttular.

 

‘Terbiye hakkı’ diye bir hak olamaz. Zira bunun içine kolaylıkla çocuğa bedensel cezalandırmayı da sokabilirsiniz.

 

Ayrıca bir çocuk, terbiye hakkı ve disiplin yetkisi dendiğinde çocuk olmaktan çıkıp mala dönüşüyor.

 

Bedensel cezalandırmanın eğitim ve terbiyede hiçbir faydası olmadığı da ispatlandı. Yani çocuğa bir şey öğretmek istiyorsanız dayakla öğretemiyorsunuz.

 

*

 

Lafta her türlü hakkı hukuku korumaya varız. Hükümet çocukların hakkını koruyacak her türlü anlaşmaya imza atıp taahhütlerde bulunuyor...

 

Ama iş uygulamaya gelince herkes havaya bakıp ıslık çalıyor.

 

72 STK’nın üye olduğu Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek İçin Ortaklık Ağı, ‘Çocuğa Şiddet Savunulamaz! Kabul edilemez, Önlenebilir’ adlı bir kampanya yürütüyor.

 

Bu ve benzeri kampanyaları bakanlıkların yapması gerekir.

 

Ama her gün defalarca sigara karşıtı kamu spotu izlerken misal, çocuğa şiddete dair kampanyalara niyeyse hiç rastlayamıyoruz.

 

*

 

Türkiye derhal dünyaya ve kendi çocuklarına verdiği sözü tutmalı.

 

İlk olarak ‘terbiye hakkı ve disiplin yetkisi’ ibaresi TCK’dan kaldırılmalı. Kanunda çocuğa bedensel cezalandırmanın yasak olduğu açıkça yazılmalı.

 

Sonrasında çocuklar için şikâyet mekanizmaları oluşturulmalı.

 

Şiddetten arınmış çocuk büyütme yöntemleri aile eğitimlerinin temelini oluşturmalı.

 

Devlet,olumlu disiplin yöntemleri üzerine eğitimler vermeli.

 

Çocuk, evdeki sandalye değil, yetişkinle eşit haklara sahip bir bireydir.

 

Bu toplumun parçası olan insanların çocuklara fiziksel güç uygulamadan onları idare edebilmeyi, onlarla iletişim kurabilmeyi öğrenmesi gerekiyor.

 

Bunu sağlamak da devletin görevi.

 

Aksi takdirde, halihazırda her sorunun şiddetle çözülmeye çalışıldığı Türkiye’de şiddetin dereceleri giderek artacak. 

X