"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Suriyeli nefretinin temelinde yoksulların rekabeti var

SURİYELİLER savaştan kaçıp ülkemize gelmeye başladıkları andan itibaren onlara ‘it kopuk sürüsü, hırsız, yüzsüz, küstah, şımarık’ diyenler oldu. Belediyelerin Suriyeli dilencileri toplamasını isteyenler, “Ben niye bunları vergimle besliyorum?” diye soranlar, “Ülkelerinde kalıp savaşsalardı” diye cahilce yorumlar yapanlar da.

Ama bu olumsuz örnekleri topluma mal etmek haksızlık olur. Zira, mendil satan Suriyeli çocuk esnaftan şiddet gördüğünde avaz avaz bağıran yine bu toplumun insanlarıydı.

Ama işte program hata verip duruyordu, önemsenmedi. Ve toplumun bir kesimini besleyen Suriyeli nefreti büyüdü, büyüdü, en son Suriyeli bir kadının çocuklarıyla birlikte katledilmesine kadar gitti.

Türkiye toplumu, dini referanslı ‘ensar-muhacir’ yaklaşımıyla bu işi 5 yıl yönetti. Ama son olaylardan anlaşılıyor ki ‘Müslüman kardeşlerimiz, misafirimiz, onlara kol kanat gerelim’ tavrı sürdürülebilir değil.

YEVMİYELERİ AŞAĞI ÇEKİYORLAR DİYE...

Toplumsal çatışmanın tırmanacağına dair sinyaller uzun zamandır alınıyordu.

En ucuz işgücü olarak toprak sahipleri ve patronlar tarafından sömürülen Suriyeli sığınmacılar, yevmiyeleri aşağı çektikleri gerekçesiyle yerli işçilerin nefret objesine dönüştü.

Ayda 400 TL’ye ailesini geçindirmeye çalışan bir Suriyeli sığınmacı belli ki sadece hayatta kalmaya gayret ediyordu. Ama kıyamet de hayatta kalmaya gayret eden bir başkası işsiz aşsız kaldığında kopuyordu.

Suriyelilerin resme girmesiyle beraber emek arzındaki artış, yevmiyelerin yükselmemesi ve aile başına düşen iş miktarının azalması emek sömürüsünü derinleştirdi. Diğer yandan, yerli işçilerle Suriyeli sığınmacılar arasında bir sınıf içi çatışma yarattı. Şu sıralar şahit olduğumuz olaylar veya cinayetler bu çatışmanın giderek tırmandığını gösteriyor.

Yoksulların rekabet ettiği bir toplumda yakın ve orta gelecekte bu meselenin neye evrileceğini tahmin etmek de zor değil.

O nedenle, hiç vakit kaybetmeden harekete geçmek gerek.

‘SEN BENİM HALKIMLA AYNISIN’ DENİLMELİ

Suriyelileri standart bir entegrasyon sistemine sokmak onların bunu asimilasyon olarak algılamalarına ve keskinleşmelerine yol açabilir.

Yakın gelecekte Suriyelilerin yaşadığı girilemeyen mahalleler olmasını istemiyorsak, onlara “Sen benim halkımla aynısın” diyerek tüm yurttaşlarla aynı imkânları sağlamak gerek.

Ama hepsinden önce şunu herkesin kabullenmesi gerekiyor:

Ülkemizdeki Suriyeliler artık buradalar, geri gitmeyecekler.

Huzur ve refah istiyorsak, para kazanmalılar. Bunun için onlara beceri kazandırmalıyız. Beceri kazandıktan sonra iş kurmalarını sağlamalıyız.

Hem belki Suriyeliler de bize yeni ufuklar, kapılar açar. Malum Suriyelilerin Arap dünyasıyla ve Afrika’yla ilişkileri iyi. Hatay’da, Suriyeliler geldikten sonra, hiç olmadığı kadar Arap dünyasına ticaret yapıldığından söz ediliyor mesela. Şu anda Türkiye’de Suriyelilerin kurduğu 6 bin şirket, 10 bin civarında Suriyeli esnaf var. Bunların önü açılsa, vasıfsız Suriyelilere beceri kazandırılsa bizim ekonomimiz kazanır, biz kazanırız.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların yüzde 65’i 19 yaşının altında.

Bugüne kadar Türkiye’de 230 bin Suriyeli bebek doğdu. 1 milyona yakın Suriyeli çocuğun neredeyse 500 bini okula gitmiyor, eğitim almıyor.

Bu çocuklar büyüyünce ne olacak?

İstanbul’da mesela... Aksaray’daki bütün mafya Suriyeli olur; gece kulüplerinde Suriyeliler çalışır; uyuşturucuyu Suriyeliler satar; seks işçiliğini Suriyeli kadınlar yapar.

İstanbul’da en basitinden bu olur, başka yerde terör olur.

‘SALDIM ÇAYIRA MEVLAM KAYIRA’ İLE OLMUYOR

Bu insanlara kapılarımızı açıp sonra ‘saldım çayıra mevlam kayıra’ yaklaşımı yetmeyecekti, bunu başından beri biliyoruz. İşin kanunsuz bir yöne gitmemesi için Suriyeli sığınmacıları derhal diğer yurttaşlar gibi haklarla donatmamız, onlara eğitim imkânı sağlamamız, beceri kazandırmamız, önlerini açmamız gerek. Devletten tutun TOBB’a kadar pek çoklarına iş düşüyor.

Ülkenin yöneticilerine düşen bir görev daha var. Gerginliğe asla katkıda bulunmamalı, “Ayaklarını denk alsınlar, göndeririz gerisin geri” türü söylemlerden zinhar uzak durmalı, istisnasız barış ve hoşgörü mesajı vermeliler.

Yoksa, nefretle dolmuş bazıları ‘vur’ deyince öldürebilir.

X