"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Masum değiliz hiçbirimiz

BUDAPEŞTE’nin zengin semtlerinden birinde sokaktaki bir bank, bir evsizin anısına yakılan mumlarla doldu.

Masum değiliz hiçbirimiz


Banka iliştirilmiş kitabede şunlar yazıyordu:
“Hayatının son iki yılını Sandor Abraham burada geçirdi. Emekli bir madenciydi. Gururlu ve edebiyat âşığı bir insandı! Onuru olan biri asla yoksul değildir.”


*


BBC Türkçe’den Tarık Demircan’ın haberinden öğrendiğim kadarıyla iki yıl bu bankta konaklamış evsiz Sandor Abraham dilencilik yapmaz, boş şişeleri toplar, götürüp eline geçen parayla karnını doyururmuş. Geceleri bankta uyurken üzerine örttüğü battaniyeyi her sabah katlar, bankın altında eşyalarını sakladığı valizine koyarmış. Her sabah bankının çevresini süpürürmüş.
Bakışlarında yakarış hiç olmamış, o bakışlar göz göze geldiklerine “eşitiz” mesajı verirmiş.
Soğuk kış gecelerinde karşıdaki iş merkezinin havalandırmasının çıkışına gider, orada ısınırmış.
Sürekli kitap okur, okuduğu kitaplar üzerine mahalleliyle sohbetleri saatler sürermiş.


*


Abraham’ın öyküsünü okuyunca çok utandım.
Ayakkabı kutularında milyonlar saklayanlar değil sadece günahkâr olanlar.
Biz de kendi çapımızda günahkârız.
Abraham’a arada sıcak yemek götüren ya da eskimiş paltosunu ona veren mahallelisi iyi insanlar belki ama düştükten sonra birine el uzatmak kâfi mi?
Onu oraya düşüren duyarsızlığa ne demeli?
Bize “ideal sosyal ve ekonomik sistem” diye pazarlanan, mengenesinde insanlığın sıkıştığı bu dünya düzenine sesini çıkarmadan, “Güçlü olan ayakta kalır” düsturuyla tutunmaya çalışanlar da Sandor Abraham’ların halinin sorumlusu değiller mi?


*


Soma faciası sırasında televizyonda madencilerin anlattıklarıyla ölümün karanlık dehlizlerinden birçoklarının ilk kez haberdar olmasının nedeni safi siyasetçilerin ve medyanın gerçekleri karartması mı? Yoksa birçoklarının gerçeklerin peşinden gitmeye, bunun için yorulmaya veya bunlarla yüzleşmeye niyeti yok mu?
Bir hayat standardı peşinde “Ama benim de elime bakan bir ailem, çocuklarım var” diye bahaneler uydurup bu yamuk sistem içinde kalmayı rasyonalize ettikleri yalan mı?
“Hak, hukuk, özgürlük” naraları atmak, iktidarlara çemkirmek, muhalefetlere kabahat bulmak dışında, bir şeylerin değişmesi için somut çaba sarf eden kaç kişi çıkıyor aramızdan?
“Yargılamak, acımak ve üzülmek haricinde eyleme geçmeye yanaşanlar el kaldırsın” desek, kimlerin eli kalkar?


*


“Bu halk salak ve cahil” diye önüne gelenin konuştuğu günlerde o madenciler ekranlarda herkesten daha fazla konularına hâkim ve haklarının peşinde olduklarını, onları bizlerin yalnız bıraktığını tokat gibi çarptılar yüzümüze.
Ama n’oldu? Utandık mı?
Belki o anda evet. Sonra hayat ‘normal’e döndü. Vicdanlarda bir sızı kaldı, o kadar.
STK’lar ve sosyal sorumlu (görünmek isteyen) kuruluşlar dışında onlara fiili destek veren oldu mu? Çok az.
Evsiz Sandor Abraham’ın bakışlarında işte bu yüzden yakarış yoktu.
İşte bu yüzden önüne sıcak bir yemek konduğunda teşekkür ediyor ama bakışlardan şükran okunmuyordu.
Çünkü Abraham bu sistemin oyuncağı olan çoğumuzdan iyi biliyordu ki...
Onu o banka düşüren bizim duyarsızlığımız, bizim eylemsizliğimiz.
Mahcup olması gereken biri varsa o da biziz.
Bahaneleri dizmek yerine artık aynaya bakıp suçluyu biraz da orada arayalım.

X