"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Hak hukuk adalet

CUMA. Adalet Yürüyüşü’nün 9’uncu günü. Sabah Yeniçağa’ya varıyorum. Araçtan inip korteje ortasından dalıyorum. Sıcak mı sıcak, yaprak kımıldamayan bir gün. Asfaltın sıcağı yüzlerine vururken insanların kimi başından aşağı su boca ediyor... Yürüyenler arasında oruçlular da var.

İlk gördüğüm kadına neden yürüdüğünü soruyorum. Pınar Ayhan “Sanat için” diyor, “Kaybettiklerimizi bir de yürüyerek hatırlıyoruz. Eşlerimiz çocuklara bakıyor, onların yerine de yürüyoruz.”

Enternasyonal’i söyleyen grubun yanından geçerek arkalara doğru ilerliyorum. Yola bakan balkonlarda insanlar fotoğraf çekiyor. Karşıdaki taksi durağında şoförler el sallıyor.

İzmir’den gelen İsmail Yalçın, “Torunlarımızın hukuku, geleceği için yürüyorum” diyor: “Sağ-sol ne fark eder; adalet hepimize lazım.”

Karşıma bir bando çıkıyor, Çav Bella çalıyor. Geçenler birkaç saniyeliğine durup tempo tutuyor, yoluna öyle devam ediyor.

*

56 yaşındaki Kemal Kaplan “Yarım kilo et yesem başım dönüyor; 2 gün fazla yaşasam ne olacak? Torunum için yürüyorum. Son bir umut, belki bir şeyler değişir” diyor.

Kulağım önde. “Sende göbek mi var len?” diye gülüyor biri. “Vardı, eridi” diye cevap geliyor.

11 yaşındaki Emir Ali Samandağ’dan babasıyla gelmiş. “Adalet, eşitlik çocuklara da lazım” diyor.

Engin Uç, yaşlı olduğu için arkadaşlarının gerisinde kaldığını söylüyor. Çaycuma Platformu olarak yürüyüşe katılma nedenlerini anlatıyor: “Son bir yıldır haklı olsak da davaları kaybediyoruz. Çile çekiyoruz. Orman alanlarımız imara açılıyor, iki katlı evler yıkılıp yerlerine 30’ar katlı binalar yapılıyor. Hukukçular ranta bulaştılar. Hukuksuzlukların önüne geçmek için yürüyoruz.”

*

Sessiz bir yürüyüş bu. Tek tük şarkı dışında gürültüsü yok. Duyduğum tek slogan “Hak hukuk adalet”.

İnsanlar yürürken gündelik hayattan bahsediyor. Birkaç kadın, çocuklarına sebze yedirmekte nasıl zorlandıklarını anlatıyor birbirine mesela.

Yol kenarına atılmış pet şişeleri toplayan 3 işçi emeklisiyle karşılaşıyorum; Malik Bilir, Yakup Polat ve ayakları şiştiği için terlikle yürüyen Ali Doğru. Bilir “Doğayı, 100 yılda yok edemediği 2 pet şişeden kurtardım. Doğa için de adalet” diyor ve hemen herkes gibi çocukları ve torunları için yürüdüğünü söylüyor.

Bu üçlü Güvenpark’ta tanışıp yürüyüş arkadaşı olmuşlar. Bilir’in ayakkabısının topuğu patlamış, “Dağlarda yürüyoruz. Henüz yenisini alamadım” diyor ve ekliyor: “Ayağım kopsa bile sonuna kadar yürüyeceğim.”

Yürüyüşün nezaket içinde ilerleyip ilerlemediğini soruyorum, anlatıyor: “Dün yanımızdan geçen bir arabanın camından sarkıp ‘Vatan hainleri, namussuzlar’ diye bağırdılar. Biz onları alkışlayıp el salladık.”

Polat basın emekçileri için de yürüdüklerini vurguluyor: “Türkiye gazetesinden, Yeni Şafak’tan olsun; ayrım yapmıyoruz, yapmayacağız. Kimseye hakaret etmeyeceğiz, hepsini sevgiyle bağrımıza basacağız.”

*

Nuriye ve Semih için yürüyen Hıdır Aydur bakkal dükkânını kapamış, 9 gündür yolda. 66 yaşındaki Cevat Büyükkırlı torunlarının istikbalinden kuşku duyduğu için yürüyor.

25 yaşındaki pratisyen hekim Emre Yorgancıgil “Uygarlık yolculuğunda rotası kayan ülkede insan hakları ve adalet mücadelesinde safımı belli etmek için yürüyorum” diyor. Bir kadın ‘Ne kadar mutlu oluyoruz böyle gençleri görünce, var ya!’ diye sesleniyor.

Sami Balcı ise Uğur Mumcu’dan, Ahmet Taner Kışlalı’dan, geçmişi karanlık bir toplumda gelecekte de hukukun tesis edilemeyeceğinden bahsediyor.

*

KHK mağdurlarından İsmet Akyol’la karşılaşıyorum. 40 Eğitim-Sen’li gelmişler. Tekrarlıyorlar: “Meclis’e bomba atanlar bile hâkim karşısına çıktı, biz öğretmenler daha neyle suçlandığımızı bilmiyoruz.”

*

Gördüğüm kadarıyla, haksızlığa uğradığını, adaletin hapsolduğunu, yargının yozlaştığını düşünen, gelecekten endişe eden, ülkesini seven insanlar yürüyor bu yolu.

Sessiz, sakin, umutla ve barışla.

Hak hukuk adalet

KARAVAN ÇADIRDAN HALLİCE  

Bir karavan lafıdır gidiyor.

Nasıl bir şey hayal ettiysem artık, Kemal Kılıçdaroğlu’nun karavanına girince “Bu muymuş?” dedim. 3 günlük popçulara bile daha havalısı tahsis ediliyor.

Buna 5 kişi zor sığdık.

Kılıçdaroğlu toplumun üzerindeki korku bulutunu dağıtmak için yürüdüklerini, CHP’nin hukuksuzluklar karşısında suskun kalmaya ne hakkı ne yetkisi olduğunu söyledi. 

“Enis Bey (Berberoğlu) bardağı taşıran son damla oldu ama bu yürüyüşü sırf Enis Bey için yaptığımızı söylersek haksızlık yapmış oluruz. Tüm mağdurlar için yürüyoruz” dedi.

“Yürüyüşün yararları da var” dedi, “Bugün bir er geldi; 40 eri serbest bırakmışlar. Bunu Adalet Yürüyüşü’ne bağlıyorum. Umarım haksız uygulamalar bir an önce sonlandırılır.”

‘CHP geç kaldı’ eleştirilerini haksız bulduğunu söyledi, yargının bağımsızlığı ile tarafsızlığına dair kendisine verilen sözlerin tutulmadığını anlattı.

“Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘Evet’ derken Enis Bey’in tutuklanabileceği aklınıza gelmiş miydi?” sorusunu “Hayır” diye yanıtladı. Milletvekillerinin dokunulmazlığının bakanlarınkinden farklı olarak görev süresiyle sınırlı olduğunu belirterek “Görev süreleri dolunca yine çağrılacaklardı” dedi.

Hayatında tek seferde en fazla 6 kilometre yürümüş. Şimdi günde 15 kilometre yürüyor.

 “‘İstanbul’a yürüyeceğim’ dedikten sonra bir anlığına da olsa ‘Ya ağzımdan çıktı da nasıl yürüyeceğim yav ben bu yolu’ diye düşünmüşsünüzdür” dedim; güldü. Düşünmüş, gülüşünden anladım.

Bu yürüyüş bir başlangıçmış. Varmış aklında sonrası için bir şeyler, söylemek için erkenmiş.

Çıkmadan karavana göz gezdirdim. Arkada, mavi çarşafı hafif kaymış tek kişilik bir şilte, yanda bir mutfak tezgâhı, küçük bir buzdolabı, onun üstünde mikrodalga. Önde de 2 kişilik bir masa ve oturma minderleri.

Özetle, çadırdan hallice.

Hak hukuk adalet

 

X