"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Bostancıların yapıcı yaklaşımı

YEDİKULE Bostanları’ndaki barakalar yıkılırken bostancıların ulaşabildiği en üst merci Avrupa Yakası Zabıta Daire Başkanlığı oldu.

Kendilerine mart itibariyle bostanları tahliye etmeleri gerektiği, bostanlarda artık bostancılık faaliyeti yürütülmeyeceği, buranın Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne devredileceği, çim ve peyzaj alanı yapılacağı söylendi.


Zabıtalardan biri “Çevre kirliliği neden gösterildi” dedi.


Mevlanakapı’dan Yedikulekapı’ya surun önündeki açık alanı kapsayan arazide bostancılar yıllardır işgalci statüsünde ve ecrimisil ödüyorlar. Bir tür kullanım bedeli, kira veya vergi diye düşünebiliriz bunu.


*


27 bostancının biri dışında hepsinin tek bildiği iş bu. Bu meslekle büyümüşler, çocukluklarından itibaren bostancılık yapmışlar. Buradan tahliye edildiklerinde hepsi mağdur olacak. İşsiz ordusuna bir tabur asker daha eklenecek.

Sadece iş güç, geçim meselesi de değil, bu insanların sosyal ilişkileri de bostanlarda yürüyor. Hayatları bostanla birleşmiş vaziyette. Bostanları kaybettiklerinde bugüne kadarki hayatlarını da kaybetmiş olacaklar.


*


Tahliye kararının nedenini sorguluyor ama cevap bulamıyorlar.


Çevre kirliliği konusunda “Barakalarla ilgili bu gerekçeyi kabul edebiliriz ama bostanlar için kabul edemeyiz” diyor ve ekliyorlar: “Şu anda yıkılmış vaziyette daha berbat bir görüntü kirliliği oluşturuyoruz. Üstüne, mağduriyet yaşıyoruz kış mevsiminde.”


Suriyeli bir çifte surlarda saldırı ve tecavüz olayının bu kararda etkili olmuş olabileceği rivayeti de dolaşıyor: “Bu olay surların arka bandında, Fatih tarafında oldu ama ‘Sizin olduğunuz bölgede güvenlik zafiyeti var, bu yüzden burayı insandan arındıracağız’ dendi. Oysa insandan arındırırlarsa burası daha da sahipsiz hale gelecek.”


*


Bostancılar “Biz 50 yıldır buradayız, burayı sahiplendik, burası bizim. Biz böyle geldik, böyle gideriz” türünde sert bir çıkış yapmıyorlar. Onlar uzlaşma taraftarı. Sadece yetkililer onların sesini duysun, onları dinlesin, onları muhatap alsın istiyorlar.


Ama yetkili merciye ulaşamıyorlar.


Ben sözcüleri Cihan Kaplan’ın ağzından çözüm önerilerini burada sıralayacağım ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin bu yazıyı okumasını dileyeceğim.


Bence onlara da makul gelecek.


*


Bostancılar diyor ki...


“Neyse kabahatimiz, düzeltmeye hazırız. Yeter ki bize ‘Şunu yapın, bunu yapın’ densin. Bir şartname sunulsun. Densin ki mesela ‘Barakanız ahşap olsun, konteyner olsun, taş ev olsun, yeşil renkte olsun.’ Mimari tarzda oraya uyan ne ise bizden istesinler, yapım masrafını da biz karşılayalım.”


Bostancılar diyor ki...


“Bizden düzenli numune ürün istesinler, onu sağlayalım. Toprak, su analizi yapsınlar. Her ay fotoğraf çekip yollayalım, belgeleyelim. Belediye kendi içinden bir ekibi bize yönlendirsin; düzenli olarak bizi denetlesin, aykırı bir şey yapıyorsak bizi uyarsın, bize ceza kessin.”


Bostancılar burada tarım faaliyetlerini sürdürebilmek için meseleye çok yapıcı yaklaşıyorlar.


*


Osmanlı zamanında burada yapılan tarımdan elde edilen gelir surlardaki tahribatı önlemek için tadilatlarda kullanılmış. Bu tarlalar uzun yıllar bu surların ayakta kalmasına maddi destek sağlamış.


Neden bu bostancıların ödediği ecrimisil yine bu iş için ek bütçe olarak kullanılmasın? Aynı gelenek niye sürmesin?


Bostanlar korunursa hem burada çalışan insanlar mağdur olmaz hem kentsel tarım sürer hem de geleneksel kültür yaşatılır. Çok mantıklı değil mi?


*


Televizyonlarda dönen kamu spotunda “Tarımsal alanları başka amaçlarla kullanmayalım” diyor. Öte yandan tarımsal bir alanda peyzaj yapılıp orası tarıma kapatılmak isteniyor.


Bu kendi kalemize gol atmak anlamına gelmiyor mu?

X