"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Teşekkürler Çılgın Sedat

 Kerimcan Durmaz, bir video paylaştı ve altına “En spastik gülüşümüz” yazdı.

Tepkiler büyüyünce Durmaz vaziyete uyandı ve ne kadar büyük bir hata yaptığını anladı ancak...
Belki de durup düşünmesi gereken nokta, tepki gelince yaptığı hatayı anladığı an değildi.
Ne yazık ki pek çok insanın günlük diline sirayet etmiş yaralı ifadeler bunlar.
Kişilerin, kendi tercihleri çerçevesinde olmayan özürlülük hallerinin, günlük alaylarda karşımıza çıkması hali...
Özürlü tarafı rencide etmesi ifadenin en büyük sorunu, fakat orada bitmiyor hikaye.
Özürlülük halini alay olarak kullanabilen kişinin sözleri, kendine ait dünyasına, hayatına, insanlığına dair de çok şey söylüyor.
Tarifsiz bir empati noksanlığı bu.
Ne yazık ki ancak birisi uyardığında “hakikaten yanlış yapmışım” diyebiliyor sözlerin sahibi.
Ancak kötü duruma düştüğünü anlayınca düşünmeyi akıl edebiliyor.
O kadar normal, o kadar sıradan laflar çünkü bunlar, kullanırken “Ben böyle sözler nasıl söylerim?” diyemiyor.
Öte yandan bu tatsız olayda aydınlık bir nokta da var. Çılgın Sedat sayesinde insana olan inancımız tazelendi.
Toplum olarak birbirimize ancak efelenmeyi becerdiğimiz bir dönemde nezaketin, inceliğin hala sağlam bir şekilde var olduğunu gösterdi Çılgın Sedat...
Çılgın Sedat, Durmaz’ın videosuna tepki niteliğinde bir video çekti ve söyleminin yanlışlığını tane tane, son derece nazik bir dille, Kerimcan Durmaz’a “siz” diye hitap ederek anlattı.
Söylediği kelimenin anlamını öğrenmesi gerektiğini, özürlü vatandaşlardan ve ailelerinden özür dilemesi gerektiğini söyledi.
Durmaz’ın özür notu gecikmedi.
Yaptığı hatayı anladığını ve telafi etmek istediğini dile getirdi. Böylece bir problem tatlılıkla çözülmüş oldu tabii şimdilik. Koca bir toplumun dilinden bu tip ifadeleri söküp atmak kolay değil.
Dileyelim bu, güzel bir örnek olsun herkese.
Çılgın Sedat’ın videosunu izleyin, siz de benim gibi güzel hislerle dolacaksınız.
Bize, birbirini tanımayan insanların karşılıklı iletişim becerilerini kaybetmediğini hatırlattığınız için teşekkürler Çılgın Sedat!

Bu dizi kaçmaz!

Sanat yönetmenliğinden kostüm departmanına, hikayesinden oyunculuklara bir daha benzeri gelmeyen Mad Men’den sonra dönem dizisi arayışında olanlara müjde!
23 Haziran’da başlayacak olan, 80’lerin başlarında geçen bir dönem dizisi olan Glow’u bir kenara not edin.
Bu yazın dizilerinden biri olacak.
Glow bir Netflix yapımı, henüz yayında değil ancak bu alanda kalem oynatan bir gazeteci olmanın avantajı olarak, özel bir ön gösterim imkanıyla ilk sezonunu, yani 10 bölümünü izleyip bitirdim.
Şimdi size haletiruhiyemi anlatayım, tarifi olmayan bir boşluğa düştüm, çünkü izlediğim 10 bölüm boyunca zaman makinesi icat edilmiş de buralardan gitmişçesine çocukluğuma dönmüştüm!
Detaylı içeriğinden bahsetmek şimdilik yayıncının koyduğu ambargo sebebiyle mümkün değil ancak 80’ler meraklılarına tam manasıyla bir ziyafet geldiğini söyleyebilirim.
Pek çok dönem dizisi uzaktan “kostüm kostüm” kokar.
O saçların günümüzde yapıldığını hissedersiniz, makyajın az önce kostüm odasında tazelendiğini bilirsiniz, bir türlü atmosfer içine sokamazlar sizi.
Fakat Glow’da, diyorum ya, zaman makinesi icat edildi ve binip 30 yıl öncesine geri gittim ve bir süre orada kaldım!
Glow, Hollywood’da bir türlü şeytanın bacağını kıramamış, büyük roller kapamamış 12 aktrisin bir “kadın güreş şovu” için seçilmesiyle başlıyor. Konusu, Amerika’da 80’lerde altın çağını yaşayan, televizyonlarda güreş müsabakalarının, bilhassa Hulk Hogan ve Andre The Giant gibi isimlerin karşılaşmalarının reyting rekorları kırdığı bir dönemde geçiyor.
Bu müsabakaların popülerliğinden hareketle, bir “kadın güreş şovu” fikri ortaya atan yapımcı, bunu çekecek yönetmen, seçilen 12 kadın (Başta Alison Brie’nin canlandırdığı Ruth Wilder olmak üzere) çevresinde şekillenen, yaşanmış bir olaydan yola çıkarak hayata geçen bir hikaye.
Aynı zamanda kostümleriyle, mekan tasarımıyla, renkleriyle, “saçlarıyla” tam bir 80’ler ziyafeti...
Haziran ayında Episode Dergi için uzun bir inceleme yazısı kaleme alacağım, meraklılarına duyurulur...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI