"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Rutinde kaybolmak

“Boğulma” hissiyle nasıl başa çıkıyorsunuz? Sağa sola bağırarak, çalışanlarınızdan kendi mutsuzluğunuzun acısını çıkararak mı mesela? Etrafınızdakilere hayatı zindan ederek mi? Yoksa “Ben ne yaptım da böyle hissediyorum, davranıyorum?” sorusunu mu soruyorsunuz? Öyle ise sizi tebrik ederim. Derdinizi çözmeye bir adım yaklaştınız.

Belki de rutinde kayboldunuz. Kendi kendinizi boğdunuz.
İnsan kendini rutinlere kaptırınca bir konfor alanı yaratıyor ve o alan güvenli geliyor, bu da hayatın belirli periyotlarda kendini tekrar etmesi demek. O alandan çıkmadıkça boğulmamak mümkün mü? Dışarı çıktığınızda aynı mekana gitmek, tatil zamanı gelince aynı tatil yöresine gitmek, aynı kafeler, restoranlar, aynı insanlar, aynı deneyimler... Hatta aynı insanlarla aynı deneyimler...
“Daha önce deneyimledik, nasılsa iyi olduğunu biliyoruz” garanticiliği güzel ama bu döngü içinde insanın güzelliklere körlük geliştirmesi kaçınılmaz.
“Alışmak” böyle işte, nefes kesen bir deniz manzarasına, büyüleyici bir köye, kasabaya, kendinizi bakmaktan alıkoyamadığınız herhangi bir güzelliğe alışıyorsunuz.
Aynı yerlere aynı alışkanlıklarla gitmeyi sürdürüyorsunuz. Belki ilk günkü gibi güzelliğine bakıp çarpılmayacaksınız ama en azından garantili ya, kötü bir deneyim yaşamayacağınızı biliyorsunuz. Haliyle rutinlere yapışmak çok kolay oluyor.
O rutinlerin güzel yanları var ama insan doğasına aykırı bir defa.
İnsan, yeni deneyimlerle gelişiyor. Hayatında yeni deneyim yaratamayan hem kendini, hem çevresini kurutmaya mahkum.
İnsan beyni kötü deneyimden kaçmaya çalışıyor hesapta ama bunun da bedeli sıradanlaşmış bir hayat, güzelliğe karşı geliştirilmiş bir körlük, hayatın olumsuz yönlerini algılamaya yönelik bir hassasiyet oluyor.
Kötü yaşlanmanın da garantisi.
Genellikle rutin bağımlıları kendilerini o döngünün içinde yıllarca kaybettiklerini fark etmiyorlar tabii, bunu ancak dışarıdan bakan bir göz söyleyebiliyor. İlişkilerde, evliliklerde de böyle vaziyet.
Mesela hali vakti yerinde bir çift, dünya güzeli çocukları var, hayatlarında büyük bir acı yaşadıkları bir dönem değil, mutlu hissetmeliler aslında... Fakat öyle değil, zannedersiniz sahip oldukları tüm sevdiklerini ve elde avuçta ne varsa dün kaybetmişler, öyle bir acı, öyle bir öfke, öyle bir yılgınlık ifadesi...

İlişkilere de o gözle bakmalı

Gerçekte şu oluyor: Kadın kendini yaşlanmış hissediyor, çocuklar yormuş, iş yormuş, sorumluluklar yormuş... Belki çift olarak sorumlulukları eşit bölüşememişler, belki aynı paydada buluşamamışlar, anlaşamamışlar ama birlikteliklerini bozmamışlar.
Adamın alnında neredeyse “plop” diye “Mutsuzluktan ölecek” ibaresi belirecek, yıllardır aynı döngüleri yaşamaktan yılmış, onun bakış açısından görünen, nefes almadan çalıştığını, sorumlulukları en çok onun sırtında olduğunu hissediyor, aynı yılgınlık, yorgunluk onda da var... Bu çiftin, -ki sayıları pek de az değil- önlerinde duranı, neye sahip olduklarını görmesi olanaksız.
Bunlara sahip olma arzusuyla yanıp tutuşan başka bir insan bu aileye iç geçirerek “Keşke benim de böyle bir hayatım olsa” hisleriyle bakarken, o özenilecek hayatı yaşayanlar ise o hayatı çoktan kanıksamış, hatta sıkılmış.
Tek tek ve beraber yarattıkları rutinlerde boğulmuşlar aslında. Ondandır o tatil sabahında bile kahvaltı ederken yüzlerine yerleşen “Beş dakika önce büyük bir kayıp yaşadık” ifadesi.
Evliliğini bozmak istemeyen, mutsuzluğu başka bir rutinde çözmeye çalışıyor. “Rutini çözeyim, belki de problem budur” diyemiyor. Başka bir rutine geçiş yapıyor, onun da adı “rahatlama” oluyor. Rahatlama değil aslında, bağımlılığın yönettiği bir rutin oluyor o da. Ya sürekli içiyor, ya aklını uyuşturacak, can sıkıntısını unutturacak başka bir arayışa giriyor. İnternet bağımlılığı, oyun bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı, lüks bağımlılığı... Adını siz koyun.
Bazen de bu yaz bol bol önümüze geldiği gibi hayat arkadaşlarını düzenli olarak aldatıyorlar. Adam kendi ilişkisinde değil, kendi aklında, kendi rutininde boğulmuş aslında, çare başka kadın sanıyor.
İnsanın yeni deneyim yaratmadan dünyasını değiştirmesi, geliştirmesi imkansız. Rutini bozmadan mutlu ilişkiler kurmak imkansız. güzel yaşlanmak, güzel ilişkiler kurmak, sağlıklı bir hayat yaşamak olanaksız.
Roosevelt özetlemiş aslında: “İnsan, kendi kaderinin değil, kendi aklının esiridir.” Kendi duvarını, kendi alanını, kendi hapishanesini kendi yaratan, sonra “Neden burada hapsoldum” diye başkalarına kızan insanoğlu...
Kendi esaretinizden kurtularak yeni deneyimler yaratabildiğiniz bir hafta sonu olsun!

X