"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Kötülüğün eleştirisi: Suspus

Tükenmekte bak dünyanın bütün kaynakları

Bak da gör çekilmişken göğe isyanın bayrakları / Her birimiz karanlıkta ararken şu kör çobanları / Durma sen yak ormanları, kitapları, akılları / En zararlı varlıktır insan eğilmem önünde / Uzun, kısa fark etmez hiç, ölüm var zaten önünde / Sen büyüklendikçe böbürlen ki Tanrı değilsin / Eninde sonunda gelir alır canı Azrail elleriyle / Vasıfsız insanların lider olduğu bir dünyadayım / Hepsi güçlü, hepsi suçlu, hepsi ucuz ve sahte / Bu dünya denen sahnede sen korkma konuş / Olma koyun, diren ve zaten tek çare öğrenmek ve dirençte.”
Yaşadığımız dünyaya hepimizin bir tepki verme şekli var.
Yaşadığımız hayat, gördüklerimize, okuduklarımıza tepki verişimiz, yaptığımız iş, düşüncelerimiz, eğitimimiz, aile ve arkadaşlarımız, vicdanımızın söyledikleri... Tüm bunlar bir kapta toplanıyor.
Senin gibi düşünen, yazan, kendini ifade eden birini bulduğunda, sana “yeter artık” dedirten konuların açtığı yaraya merhem oluyor.
Rahatlatıyor, eğer umutsuzluğa kapıldıysan, ayağa kalkıp senin de ses çıkarman için ilham oluyor. Umut doluyorsun, tükendiğin anda yerinden doğruluyorsun...
His paylaşmanın, yüksek sesle konuşabilmenin güzelliği burada işte. Kendini müzikle, edebiyatla, şiirle, kısacası sanatla ifade edenler, kendi gibi düşünenlerin tercümanı oluyor.
Yazının başındaki cümleler, Ceza’nın “Kime Anlatsam” isimli şarkısının sözleri. Son stüdyo albümü “Sus Pus”un en sağlam şarkılarından biri.
¡¡¡
Protest tavır, 10 sene öncesinde olduğu gibi Türkçe rock’ta kendine pek yer bulamıyor artık. Aşktan, sevgiden ve genel ruh sancılarından bahsetmek bu dönemde ekmeğini yeteneğiyle kazanan müzisyenlerin tek çıkış yolu gibi görünüyor.
Vaktiyle en ufak politik mesajı yüzünden çektiği filme sansür kurulundan darbe yiyen, büyük mali sıkıntıları ancak aşk filmleri çekerek atlatabilen 60’ların, 70’lerin Yeşilçam yönetmenleri gibi, çareyi tehlikesiz ve duygusal sularda yüzmekte buldular.
Yine hislere tercüman oluyorlar, yine güzel işler yapıyorlar ancak konu “sözler” olduğunda, daha güvenli sınırlar içinde kalıyorlar...
Malum, son birkaç yılın politika sahnesi müzisyenleri, mizahçılara sopa sallamakla meşgul.
Bugün, Türkçe rock sularında artık pek göremediğimiz baskılanan o başkaldırıcı tavır, Türkçe rap’te vücut buluyor.
Türkiye’de hâlâ ana akım medyada hak ettiği kadar yer bulamamış bir tür rap. Önyargıları yıkmak zordur ya, bu iş müzikte de böyle. Bugünün Türkçe rap’i, “Amerikan müziği” değil (hoş, hiç olmadı ya.) Çıktığı yer okyanusun ötesi olsa da, dünyada milyonlarca insanın lokal olarak derdine tercüman olan, kendi doğduğu topraklardan, kendi müziğinden, havasından, suyundan beslenen; etrafındaki herkesi besleyen bir müzik türü.
¡¡¡
Peki Ceza’nın derdi ne?
Bir kelime: Kötülük. Derdi vicdansızlıkla. Derdi adaletsizlikle. Derdi kötü kararlar veren politikacılarla. Derdi sığ kalmakta kararlı; bilgi çağını reddeden çokbilmişlerle... Derdi güçsüzü ezen herkesle.
Sıkı bir rap dinleyici olabilirsiniz veya bu müzik türüyle pek tanışık olmayabilirsiniz, hiç fark etmez.
Kötülüğün eleştirisini bir de bu formda, Ceza’nın dünyasından dinleyin. “Ne çok şey kaçırıyormuşum” diyeceğinize eminim.

X