"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

“Göstermeden” yaşamak

“Sosyal ağlarda aktif olmamanın getirdiği olumsuzluk”: 10 yıl böyle bir cümle kursanız, herhalde yüzünüze tuhaf tuhaf bakarlardı.

“Nasıl yani, sokakta, arkadaşlarla mı demek istiyorsun?” diye sorarlardı.
Bugün, “sosyal bir insan” olarak tarif edilebilmeniz için çevrenizi iki koldan “beslemeniz” gerekiyor. Birincisi, arkadaş çevrenizi, tanıdıkları görme, kalabalığa karışma sıklığınız. İkincisi ise (10 sene önce olsa anlamsız görünecek mesele), sosyal ağlarda görünür olmak.
Facebook’ta fotoğraf ve vaziyet bildirimi ile “Şu anda şunu yapıyorum ve böyle görünüyorum” mesajını vermediğinizde, Twitter ve Instagram’da kendinizi periyodik olarak göstermediğinizde bir bakıma “ölü” sayılıyorsunuz. Eğer yaşıyorsanız, çalışıyorsanız, tatildeyseniz, bunu göstereceksiniz ki, gündemde kalasınız. “O ne yapıyor acaba, kendini kapattı iyice” dedirtmemek için hep arada sosyal ağları besleyeceksiniz, kendinizi unutturmayacaksınız.
Yeni çağın kuralı böyle, katılırsınız, katılmazsınız, o ayrı. (Mesela, ben katılmayanlardanım. Sürekli görünür olma çabası içinde çırpınmak, yaşam enerjisini lüzumsuz yere harcamak gibi geliyor.)
Bugün geçerli olan “göstererek yaşa” sistemi, mahremiyetini korumak istemekle aynı yerde barınamıyor. Sosyal ağlarda bulunmamak, yaşadığını paylaşmamak da bir seçenek şüphesiz. Kimisi için seçenekten öte, bir ihtiyaç. Kendini “kapattıkça” mutlu oluyor, güzelliği, mutluluğu, sevinci veya üzüntüyü en yakınlarıyla paylaşmak (veya hiç paylaşmamak) onu rahatlatıyor, mutlu ediyor.
Bakın, şu da var: Hastanedeki yakınını yatağında fotoğraflayıp sosyal ağlarda paylaşanlar... Düzenli olarak selfie çekip “Günaydınnnn” notu eşliğinde takipçilere iletince kendini iyi hissedenler...
“Like” almak, belki “Buradayım ve birileri yaşadığımın farkında” deme, bir rahatlama, bir onaylanma yöntemi olabilir kimileri için. Bunlarda bir acayiplik yok. Gayet anlaşılabilir.
Fakat şunda da bir acayiplik olmamalı: En güzel anları kendinize saklıyor olabilirsiniz. Aklınızı başınızdan alan bir manzara gördüğünüzde, o anın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmak yerine sadece bakmak ve tadını çıkarmak istiyor olabilirsiniz. Selfie çekmekten nefret ediyor olabilirsiniz. Çok keyifli bir tatildeyseniz, bunu kimseyle paylaşmak istemiyor olabilirsiniz. Evinizin, sevgilinizin, ailenizin, arkadaşlarınızın, çocuğunuzun fotoğrafını Facebook’a koymak istemiyor olabilirsiniz. Bunda da bir acayiplik olmamalı.
Fakat bu çağda paylaşım noksanlığı artık “tuhaflık” olarak algılanıyor. Eğer sosyal ağlarda aktif değilseniz, hayatınız kendi akışında sıradan sıradan giderken, bir yerde görünmediğiniz için “Sen de iyice yok oldun” cümlesini duymak an meselesi.
Eskiden bu cümle, ancak uzun zaman görmediğiniz arkadaşlarınızla, -ne bileyim, mesela üniversite arkadaşlarıyla- olan ilk karşılaşmada kurulurdu.
Kimileri hayatını göstermek istemiyor, bunu anlamalı. Kaybolmaktan, bir halt saklamaktan, kibirden, teknolojiye ayak uyduramamaktan değil.
İstemiyor işte, hayatını “göstermeyerek” yaşamayı tercih ediyor.


Tık artırma sevdası

Söz konusu şöhretli isimler olduğunda, mahremiyetini koruyarak yaşamak neredeyse imkansız. 5 yıl önce hayatını İstanbul-Bodrum eksenine kaydırarak Bodrum’da bir köy evi satın alan ve yılın belirli zamanlarında burada yaşayan Serap Ezgü ile o dönemde bir röportaj yapmıştık. Son günlerde bu röportajı ısıtıp “Serap Ezgü mesleği bıraktı, Bodrum’a yerleşti” ifadesiyle haber yapanlar oldu. Bir haber yapıldığında, bu yalan da olsa, artık kimse haberin gerçekliğini teyit etme ihtiyacı görmediği için, onlarca farklı site, ilk gördüğü kaynaktaki haberi kopyalıyor ve “haber” diye verilen palavra, yakalayamayacağınız kadar hızlı yayılıyor.
Görüyoruz ki, medyadaki “Tık artırma sevdası” tehlikeli boyutlara erişmiş. Hiç çekinmeden çok eski bir haberi alıp, kendine göre olmayacak bir biçimde değiştirerek, bir de foto-galeriyle taçlandırarak “yeni haber” diye veriyorlar.
Oysa bahsedilen röportajın tarihi 2010 ve röportajı yapan benim.
Ve bunu “yeni haber” olarak verenlere şunları söylemek isterim: Hayır, Serap Ezgü Bodrum’a yerleşip ev kadını olmadı. Hayır, Serap Ezgü mesleği bırakmadı.
Eski röportajları kendinize göre değiştirip “haber” diye vermeyin kardeşim. Yapmayın şunu.

X