Görüntüde olan gerçekte olan

Uzun zamandır, bağlı olduğumuz ne varsa, hayatımız, işimiz, sevdiklerimiz, çocuklarımız ve kendi varlığımız tehdit altında.

Haberin Devamı

Bir yandan yaşamı inatla sürdürmeye çalışırken, öte yandan kendi zihinlerimizde mücadelesi çok güç bir git-gel hali içindeyiz.
Terör olayları insana her gün “Bugün kim, kendini nerede patlatacak ve ben nerede olacağım/sevdiklerim
o sırada nerede olacak?”
endişesi yaşatırken, bu defa bunun kat kat fazlasını
cuma gecesi, kesintisiz olarak yaşadık.
Hepimizin ayrı ayrı anlatacak pek çok hikayesi var o geceye dair.
Nasıl bir gece yaşadığımı anlatmayacağım, dehşeti tekrar tekrar yaşamak ve anlatmak, bize iyi gelmeyecek çünkü.
Yaşadığımız endişeyi, korkuyu ve “yarını görememe”
kaygısını, ne kadar çaresiz olduğumuzu tekrarlamak değil, ne yaparsak iyileşiriz, bunu konuşmak gerekli artık.
Darbe denilen ilkelliği, bugünkü nesillerle de
tanıştıran bu insanlık düşmanlarının yarattığı travmayı nasıl atlatacağız?
Ertesi günlerde bu gözlerin gördüğü vahşeti, bu insanlık suçunu, toplum olarak nasıl atlatacağız, nasıl sağlığımıza kavuşacağız, bunun derdine düşmek zorundayız.
Bugünkü atmosferin sunduğu bıkkınlık, yılgınlık, kızgınlık halinden nasıl çıkabiliriz?
Üç sosyal psikolog, Sheldon Solomon, Tom Psczynski, Jeff Greenberg...
Antropolog Ernst Becker’in Pulitzer Ödüllü kitabı “Ölümü İnkar”dan hareketle 80’li yıllarda oluşturdukları “Dehşet Yönetimi Kuramı”nda (veya Terör Yönetimi Kuramı) bugün yaşadığımız durumun anahtarını veriyorlar:
İnsanların, ölüm gerçeği ve yaşama arzusu arasında yaşadıkları dehşet, davranışlarında, özgüven seviyelerinde ve kültürel dünya görüşlerinde “oynama”ya sebep olur.
Ölüme yaklaştıklarını düşündüklerinde, dünya görüşlerine bağlılıkları artar.
Daha fazla sarılarak, onlara tehlike yaratanlara veya yarattığını düşündüklerine
karşı acımasız davranabilirler. Örnek: Linç psikolojisi...
Bu hal, fikren derin bir
biçimde bölünmüş, taraftar haline gelmiş toplumlarda doğal olarak daha tehlikelidir.
İnsanların birbirine tahammülsüzlüğü artmıştır, herkes birbirini varlığına tehdit olarak görür, kendi düşüncesi ve dünya görüşüne sımsıkı yapışır, en derinlerde sakladıklarını
ortaya döküverir.
Özgüvenleri artmıştır, kendilerini korumanın yolu ancak dünya görüşlerine ve varlıklarının altını çizmelerinde gizlidir.
Cuma gecesinden beri sosyal medyada pek çok kişinin “derinlerde” sakladığı, normal zamanlarda pek ortaya dökmediği korkunç sözlerine maruz kalıyoruz.
Sosyal medyanın etkisiyle, “bilirkişi”lik tarihte herhalde görmediğimiz seviyede.
Öte yandan “dehşet pornosu” yaratan insanların bilgi kirliliğinden kaçmaya çalışıyoruz.
Gerçekte olanlar, gerçek haberler bir yanda,
sorumsuzca şiddet fotoğrafları yayan, bunların yanı sıra dezenformasyon yaratanlar
öte yanda, bir de üzerine Facebook post’larında “oyunu çözmüş” bilirkişiler ve “Buralardan gidiyoruz
artık’çılar” ekleniyor, ortaya
dev bir “ümitsizlik resmi”
çıkıyor.
Ümitsiz miyiz sahi?
Olmalı mıyız?
Tekrar nasıl toparlanacağız?
Kaybettiğimiz “güzel gelecek” resmini nasıl çizeceğiz?

Haberin Devamı

Herkesin ilacı kendine

Haberin Devamı

Tekrar “terör yönetimi kuramı”na geri dönecek olursak...
Kesintisiz olarak gelen ölüm ve dehşet görüntüleri, hepimizi yaşama arzusu ve ölüm gerçeğinde “ölüm” tarafına daha yakın hissettiriyor, doğru.
Ancak meselenin tespitini yapar ve üzerine gidersek, iyi bir gelecek için çalışabilme arzusunu geri getirebileceğiz.
Herkesin ilacı kendine, bunu unutmamalı.
Bir başkasına iyi gelen ve pek duygulandıran bir lisanla yazılmış “Gidiyoruz buralardan” post’u, yazanın ilacıdır, sizin değil.
Bırakın giden gitsin.
Güle güle gitsin, gittiği yerde mutlu olsun.
Giderken, burada kalan/ kalmak zorunda olanları karamsarlığa bulamasın.
Belki onun karamsarlığının ötesinde de bir yaşam mümkündür buralarda.
Yazılmış süper laf cambazı, “büyük oyun”u çözmüş adamın kendi kendine yaptığı zihin jimnastiği de kendi ilacıdır.
Bırakın içsin ilacını, okuyun, geçin.
Kalan bir gram yaşama enerjinizi de o sömürmesin.
Zaten karamsarız, üzerine başkalarının, sizi kendi karamsarlıklarına bulamalarına izin vermeyin.
Herkesin “hastalıkla” mücadele şekli başkadır, her bünye her ilaca aynı biçimde yanıt vermez.
Ancak bize yarayan ilaçları bulduğumuzda biraz daha güzel bir gelecek resmi çizmeye başlayabiliriz.
Siz de kendi ilacınızı bulun.
O düşen omuzları kaldırmanın başka bir yolu yok.

Yazarın Tüm Yazıları