"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

En lüzumsuz kelime: “Keşke”

Kaçırılan fırsatlar, “diğer şıkkı” işaretlemiş olsak bugünün neye benzeyeceği merakı...

Eğer seçtiğimizden farklı olan yolu tercih etmiş olsaydınız, başka bir kapının açılma ihtimali...
“Keşke şu fırsatı kaçırmasaydım”, “O işi kabul etseydim”, “O adama/kadına yol vermeseydim”, “Yurtdışında yaşama fırsatını tepmeseydim”...
Gözlerimizi kapatıp, şöyle bir geçmişi düşününce değiştirmek istediğimiz ne çok şey var. “Keşke” demekten bugünü yaşayamayacağız neredeyse.
Bir zaman makinesi olsa da geçmişe gitsek, kararlarımızı yeniden gözden geçirsek...
Acaba bugün neye benzerdi?

***

Ben size söyleyeyim, bir halta benzemezdi.
Çoğu zaman geçmişe baktığımızda “his” faktörünü atlıyoruz.
Geçmişteki belirli bir zaman diliminde, bir karar almaya çalışırken hangi ruh hali içinde olduğumuzu unutuyoruz.
Bir işten istifa etmişsin mesela. “Keşke etmeseydim” diyorsun bugünden bakınca, kararın hayli ahmakça görünüyor.
Fakat hatırlıyor musun o zaman çektiğin ızdırabı? Her sabah ağlaya ağlaya uyandığını, ofiste kalbinde bir ağırlıkla dolaştığını? Kendini binadan dışarı atıp kuytu köşelerde zırladığını?
Başka bir ihtimal var mıydı istifa etmekten? Yoktu.
Psikolojik vaziyet, sana tek seçenek bırakmıştı ve onu seçtin.
Başkalarının benzer duruma dayanabiliyor olması, onların limitlerinin farklı olduğunu gösteriyor, o kadar.
Senin limitin burada bitmiş. Yapamamışsın.
Herkesin limiti farklı, seninki de o kadarmış.
Başkalarına bakıp “ama o yapabiliyor” diye üzülmek beyhude.

***

Bir adamdan ayrılmışsın, bir daha da benzer bir ilişki yaşamamışsın.
“Keşke” diyorsun, her ihtimal yalnızlıktan daha iyi geliyor.
Peki hatırlıyor musun beraberken yaşadığın mide sızısını? Boğazındaki yumruyu... Kafandaki soru işaretlerini, aranızdakilerin bir türlü içine sinmemesini...
Var mıydı bir ihtimal ayrılıktan başka?
Duygusal, psikolojik limitler belirliyor aslında kararların niteliğini.
Herkesin belirli bir sınırı var, oraya vardığında ötesine gidemiyorsun. “Güçlü dur”, “Kendini zorla”, bunların hepsi safsata.
Beton gibi duruyor o limit, esnemiyor bir milim bile. Ve sen farkında olmadan kararlarını o betondan sınırın durduğu yere göre çiziyorsun.
Sonra unutuyorsun yaşadıklarını, bugünden geçmişe bakınca, her şey pek kolayca olmuş gibi görünüyor.
Tabii bilmiyorsun o limitin hayatında bulunduğu yeri.
Birçok karar yanlış geliyor, aptalca geliyor, “Keşke” demekten dilimiz damağımız kuruyor.
Yok öyle bir şey oysa. Bir işi yapamamışsın işte, limitlerin buna müsaade etmemiş. Farklı bir durum da yaşanmazmış.
Limitleri bilmek, insanın kendisini iyi ve kötü yönleriyle bütün bir insan olduğunu fark etmesine yarıyor.
Limitler çok yerde devreye giriyor, biz farkında olmadan.
Vicdani meselelerde kararların net oluyor, üstelik o zaman geçmişe bakıp “Keşke” de demiyorsun mesela.
Kimsenin önüne haksız yere geçemiyorsun, hak yiyemiyorsun, adalet duygun işine gelen/gelmeyen her konuda ağır basıyor...
Vicdan söz konusu olduğunda limitlerini biliyorsun. Fakat geçmişteki şahsi kararlarına gelince, bir türlü göremiyorsun, esasında limitlerinin seni yönettiğini.
Bir dahaki sefere “Keşke böyle yapmasaydım” dediğiniz zaman, geçmişte karar alırken hissettiklerinizi de hatırlamaya çalışın.
Sınırlarınızın yerini göreceksiniz.
Esasında size bugün “keşke” dedirtecek bir durum olmadığını fark edeceksiniz.

X