"Mehmet Yaşin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Yaşin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Yaşin

Şu patlıcan beni deli ediyor dostum!

Öyle hemen burun kıvırmayın. Bir dönem Fransa’da yasaklanan, İtalya’da insanları delirten, İstanbul’u yakıp kül eden bu sebze, nelere kadir bir bilseniz!

Başlıkta da söylediğim gibi: Şu patlıcan beni delirtiyor.

Lezzetiyle değil. O da delirtir ama derdim başka.

Temmuz-ağustos gelip, patlıcanlar mor mor sökün edince, kendimi tutamam, neredeyse her öğünde patlıcan yerim.

Sonra bir hoş olurum. İki duble rakı içmişim gibi kafam dönmeye başlar.

Bazen neşe, bazen hüzün basar.

Sonradan öğrendim ki, patlıcanın içinde nikotinin yanı sıra, insanı hoşlaştıran başka maddeler de varmış.

Araştırdım, gördüm ki, patlıcan yiyince kafası karışan tek ben değilmişim.

Yaygın bir söylentiye göre, çok patlıcan yiyen melankolik oluyormuş.

Hatta Anadolu’nun bazı yörelerinde, garip davranışlarda bulunanlara ‘Patlıcan delisi’ deniyormuş.

Patlıcan delileri sadece bizde mi?

Değil tabii ki! 16. yüzyılda, İngiltere’de patlıcana bu özelliğinden dolayı ‘Mad Apple’ yani ‘Deli Elma’ denirmiş ve üretimi bir süre yasaklanmış.

İtalya’da da patlıcanın insanları delirttiğine inanıldığı için ekimine sınırlama gelmiş.

Fransa’da ise yüksek ateşe ve sara hastalığına neden olduğu gerekçesiyle, 1700’lü yılların ortasına kadar mutfaklara sokulmamış.

***

Bu kadar dedikodu yeter.

Çünkü dediğim gibi patlıcanı çok severim, ona toz kondurmam.

Türklerin çoğu da bu yaz sebzesine aynı sevgiyi besler.

Patlıcan üretiminde Çin ve Hindistan’ın ardından dünya üçüncüsü olmamız da bunun kanıtlarından biridir.

Ben diyeyim 100, siz deyin 200. Bu kadar çok patlıcan yemeği çeşidi vardır Türk mutfağında.

Benim favorilerimden bazılarına gelince...

Tabii ki karnıyarık.

Ama patlıcanın zeytinyağında kızartılması kaydıyla.

Hünkârın beğendiğini ben nasıl beğenmem!

Alanazik’in -alinazik diyenler de var- patlıcanla yapılan bir baş yapıt olduğunu kim inkâr edebilir ki!

Patlıcan böreğini yiyebilmek için günübirlik Afyon’a gittiğim çok olmuştur.

Sarımsağı bol domates soslu kızartması için ruhumu bile satabilirim.

Patlıcan dilimlerinin, eti dört bir yanından sarmaladığı Beykoz kebabı, arada bir rüyama girip beni mutlu eder!

YANGINI DA VAR MELTEMİ DE

Aslında patlıcanın beni delirtmesi ile damağımı çatlatması bu haftanın konusu değil.

Size bu muhteşem sebzenin bir başka ‘kötü’ huyundan bahsedeceğim.

Patlıcanın İstanbul’u birkaç kez yakıp, kül ettiği hiç aklınıza geldi mi?

Bu yangınlar genellikle ağustos ayında meydana gelir, adına da ‘patlıcan yangınları’ denirdi.

Bu adı, Evliya Çelebi’yle aynı dönemde yaşamış olan yazar Eremya Çelebi’nin koyduğu söylenir.

***

18 ve 19. yüzyılda, İstanbul evlerinin büyük bir bölümü ahşaptır.

Bunların son örneklerini, Fatih’in Zeyrek Mahallesi’nde görebilirsiniz.

Gerçi acele edin, onlar da teker teker yanıyor.

Şimdi olduğu gibi, o zamanlar da patlıcan çok sevilen bir sebzeydi.

Közlemeler veya kızartmalar, ya mangal ateşinin ya da gaz ocağının üstünde yapılırdı.

Mangaldan sıçrayan bir köz veya ocağın üstündeki tavanın ateş alması yangını başlatırdı.

Eğer bir de poyraz esiyorsa, vay gelirdi İstanbul’un başına.

Yangını körükleyen rüzgâra İstanbullular ‘patlıcan meltemi’ adını takmışlardı.

SUÇLU O MU, YENİÇERİ Mİ?

Özellikle 1905-1911 yılları arasında çıkan yangınlar, Edirnekapı, Vefa, Fatih, Mercan, Laleli semtlerini kül yığınına çevirmişti.

Tarih kitapları en büyük patlıcan yangınının, Cibali yangını olduğu konusunda not düşerler.

Patlıcanı közlerken mi yoksa kızartırken mi çıktığı belli olmayan yangın tam üç gün üç gece sürmüştü.

Haliç kıyısından Cerrahpaşa’ya kadar olan semtlerdeki bütün evleri yakmıştı.

***

İkinci büyük yangında Vefa ve çevresi yanıp, bitmiş, üçüncü büyük yangında ise tüm Mercan semti yok olmuştu.

Yangınla büyük servetler de kül olup uçmuştu.

O dönemde halk arasında, “İstanbul’un yangınları olmasaydı evlerin eşikleri altından olurdu” diye konuşulurmuş.

18. yüzyılda Fransız asıllı Gerçek Davut Ağa’nın kurduğu Tulumba Teşkilatı ise yangınlar karşısında kuru gürültü yapmaktan öteye gidemiyorlardı.

Ahh zavallı lezzetli patlıcanım! Tamam bazı yangınlara sen sebep olmuş olabilirsin. Ama ‘patlıcan yangınları’ diyerek bütün suçu senin üstüne atmak yanlış olur.

Gerçekleri de söylemek gerek. Örneğin görevleri arasında yangın söndürmek de olan yeniçerilerin, semt halkından para sızdırmak için yangın çıkardıkları söylenip durur.

Ayrıca, istemedikleri biri sadrazam olunca, yeniçerilerin onun otoritesini zayıflatmak için büyük yangınlar çıkardıkları da iddialar arasındadır.

Sebep ne olursa olsun, kabak patlıcanın başına patlamış, bu lezzetli sebze tarihe ‘İstanbul’u kül eden sebze’ olarak geçmiştir.

X